--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

MHP’li muhalifler maç bitmeden şampiyonluk turunda

Av. Yaşar Baş
Av. Yaşar Baş

MHP’ye kayyım atanması kararı, ilginç bir karar.

Karar son derece ağır yanlışlarla dolu ve kendi içinde bir tutarlılığı yok. 

MHP’li muhalifler zafer kazanmış edası ile ortalıkta dolaşıyor ve kongre takvimi açıklıyor ama bu aşamada kararın uygulanması da mümkün değil.

Birinci büyük hata; Mahkeme, parti tüzüğünün üst hukuk normu durumundaki kanuna aykırı bulunduğuna ve bu aşamada dikkate alınmayacağına hükmetmiş.

Böyle olamaz. Normlar hiyerarşisi içinde üst hukuk normuna aykırılık denetimini ancak, bu denetimi yapmakla görevlendirilen yargı organları yapabilir. Üst hukuk normuna uygunluk denetimini yapacak yargı organı tarafından karar verilmedikçe, yürürlükte bulunan kuralın uygulanması dışında bir seçenek olamaz.

Mahkeme, uygulanacak kural olan parti tüzüğünün üst hukuk normuna aykırı olduğu kanaatinde ise, denetim konusunda yetkisi olan organa göndermek ve sonucunu beklemek zorundadır. Bir mahkeme beğenmediği kuralı geçersiz sayamaz.

Mahkemenin kararı, öyle ilginç bir durum ortaya çıkardı ki, MHP Parti Tüzüğünün 14/6. Maddesi var ama, uygulanamaz. 

Hukuk devletinde böyle bir durum olabilir mi? Bir kuralı ya kaldıracaksın, ya uygulayacaksın. Mahkeme kendini, parti tüzüğünün ilgili kuralını kaldırmaya görevli görmüyor. Görevli mahkemeye göndermek yerine, ben kuralı tanımam diyor.

Hukuk devletinden söz edeceksek böyle bir uygulama olamaz.

Olağanüstü kongre talebinin parti yönetim organlarınca işleme konulmaması halinde başvurulacak yargı yolu konusunda da asla kabul edilemeyecek bir değerlendirme yapmış mahkeme.

Hem Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı aracılığıyla Anayasa Mahkemesi’nin denetim yapması yolu bulunduğunu, hem de Sulh Hukuk Mahkemesinin yetkili olduğuna karar vermiş.

Bu değerlendirme asla kabul edilemez.

Birlikte görevli olan yargı organlarının her ikisine birden başvurulmuş olması halinde, iki farklı yargı organı iki farklı karar verirse ne olacak? Hangisi uygulanacak? 

Siyasi Partiler Kanunu çok açık. Siyasi Parti Yönetim organlarının, kapatma gerekmeyen eylemleri ile ilgili denetim yetkisi de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının talebi üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından yapılır.

Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin görevli olduğunu kabul etmiş. Sonra Siyasi Partiler Kanunu’nun, kanun boşluğu halinde uygulanabilecek olan atıf hükümlerine dayanarak Türk Medeni Kanunu’nun 75. maddesine dayanarak kendisinin de görevli bulunduğuna karar vermiş.

Bir defa atıf maddesi, bu konuda görevli yargı organının belirtilmemiş olması halinde, Dernekler Kanunu ve Medeni Kanun’daki düzenlemelere göre görevli mahkemenin belirlenmesini gerektiriyor. 

Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin kendi kararında, Siyasi Partiler Kanunu’na göre, Anayasa Mahkemesi’nin görevli bulunduğu tespiti yapıldığına göre, atıf maddelerine göre bir başka mahkemenin yetkili olacağına nasıl karar verilebilir? Anlamak mümkün değil. 

Kanun boşluğu bulunmadığına göre atıf maddesinin işletilmesinin koşulları da ortadan kalkmış demektir.

Neresinden bakarsanız bakınız, zorlama bir karar.

Özellikle de, olağanüstü genel kurul çağrısının sonuçsuz kaldığına, internet haberleri gerekçe gösterilerek karar verilmiş olması son derece büyük bir hatadır. Mahkeme başka araştırmalarıyla bunun doğrulamış olsa bile, internet haberlerine atıfta bulunması yine de hatalıdır. 

Tüm bunlara rağmen, MHP’li muhaliflerin sevinci, maç bitmeden atılan şampiyonluk turuna benziyor.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 350/2 maddesi son derece açık. Kişiler Hukuku’na ilişkin olan nihai kararlar kesinleşmedikçe infaz edilemezler.

Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi olağanüstü genel kurul çağrısı için yaptığı kayyım atamasını Türk Medeni Kanunu’nun 75. Maddesine dayandırmıştır. Bu kanun maddesinin bulunduğu I. Kitap başlığı ise, KİŞİLER HUKUKU’dur. Dolayısıyla bu karar kesinleşmedikçe infaz edilemez. 

MHP’li muhaliflerin daha önce yapılan uygulamalarda, kararların derhal uygulandığına ilişkin örneklerinin bu olaya benzer tarafı yok. Daha önce yapılan uygulama, mahkemelerce verilen nihai kararlara göre değil, tedbir kararlarına göre yapılmıştı.

Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin kararında tedbire hükmedilmemiş. Ayrıca kararın kesin bir karar olmadığı ve kanun yollarına tabi bulunduğu da karara yazılmış. Tedbire hükmedilmediğine ve karar bu aşamada kesin bir karar da olmadığına göre, uygulama ancak karar kesinleştikten sonra yapılabilecektir. 

Bu aşamada mahkeme nihai kararı ile dosyadan el çektiğine göre, yeniden dosyayı ele alarak tedbir kararı vermesi de mümkün değildir.

Şimdiden şampiyonluk turu atan arkadaşlara buradan duyurmuş olalım. Maç henüz bitmedi.

 

Av. Yaşar Baş Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle