Masumiyet Karinesi ve Kayyım
Masumiyet karinesi (presumption of innocence), evrensel hukukun en temel kabullerinden biridir.
Bizim Anayasamızda da, yerel mevzuatımızda da, en gelişmiş şekilde karşılığını bulmuştur.
Özetle bir kimseyi suçluluğu mahkeme kararları ile sabit olana kadar suçlu sayamazsınız anlamına gelir.
Peki o zaman henüz yargılama başlamadan bazı insanların tutuklanması veya mal varlıkları üzerindeki tasarruf yetkilerinin kısıtlanması bu ilkenin ihlali anlamına gelir mi?
Gelmez.
Suçların toplum güvenliği açısından oluşturduğu tehlikeye bağlı olarak, suçluluk konusunda nihai karar verilmeden önce, suç nedeniyle tehlike altına giren toplum güvenliğini koruyacak tedbirler yargı organları tarafından alınabilir.
Belli suçları işlediği hususunda kuvvetli suç şüphesi bulunan kimseler, henüz haklarında sonuç karar verilmediği halde, suç soruşturması devam ederken tutuklanabilir.
Toplum güvenliği açısından tehlike oluşturan veya toplumda ağır infiale neden olacak eylemler ile ilgili kuvvetli deliller bulunmakta iken hiçbir şey olmamış gibi soruşturmanın sürdürülmeye çalışılması, hukuk düzeninin etkinliği konusunda şüpheleri artırır, toplumsal infiali kışkırtır ve toplum düzeni temelden sarsılır.
Suç teorik olarak toplumun değer yargılarına karşı yapılmış bir saldırıdır. Bazen suçun mağduru birey olsa bile, mağdurun maruz kaldığı eylemi kural dışı haline getiren toplumun değer yargılarıdır.
Ceza da teorik olarak, değer yargıları saldırıya uğrayan toplumun gösterdiği infialin adıdır.
Devlet düzeni, suç sayılan eylemle yapılan saldırıyı önleme ve cezalandırmada etkinliğini kaybederse, toplumsal infial ortaya çıkar ve bu infialin meydana getirdiği intikam duygusu toplumu temelinden sarsacak sonuçlara neden olur.
Yani, devlet düzeni herhangi bir suç işlendikten sonra, suç ile ilgili yargılama tamamlanana kadar suçu önleme, etkilerini azaltma veya tamamen ortadan kaldırma, suçluyu toplumdan tecrit ederek, saldırının sürmesini önlemeye dönük tedbirleri alabilir, hatta almak zorundadır.
Adam öldürdüğü konusunda kuvvetli şüphe bulunan bir kimsenin yargılama başlamadan tutuklanması veya adam öldürmede kullanılan silaha, yargılama devam ederken el konulması dünyanın hiçbir yerinde ve zamanında masumiyet karinesinin ihlali olarak görülmemiştir, görülemez.
Ancak uygulanan tedbirin suçun önlenmesi, suç delillerinin korunması ve gerçeğin ortaya çıkarılması amaçlarına uygun olması gerekir.
Dünyanın en ileri sayılan hukuk sistemlerinin kabul ettiği bu ilkeler çerçevesinde bakıldığında, son dönemlerde Fetullah Gülen Örgütü tarafından yönetilen şirketlere kayyım atanmasında, ilkesel hiçbir sorun bulunmamaktadır.
Bizim hukuk sistemimizde suç soruşturması devam ederken, suç işlemede kullanıldığı veya suçtan elde edildiği hususunda kuvvetli şüphe bulunan mal varlığı ile ilgili olarak uygulanabilecek tedbirler Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 128. Maddesinde düzenlenen el koyma tedbiri veya aynı kanunun 133. Maddesinde düzenlenen kayyum atanması tedbiri olarak düzenlenmiştir.
Hatırlanırsa 25 Aralık olarak kayıtlara geçen meşhur soruşturmada savcılık talebiyle hakim, Türkiye’de faaliyet gösteren ilk 100 grubun yarısına yakınının mal varlığına Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 128. Maddesi kapsamında el koyma kararı vermişti.
128. Madde kapsamında el koyma ile soruşturulan kimselerin banka hesapları dondurulmakta, gayrimenkul mallarının satılması veya ipotek edilmesi kısıtlanmakta, kara deniz ve hava araçları ise kayden bağlanmaktadır.
Tabiri caizse dondurulan işletmeler, para hareketleri ve mal varlığı üzerindeki tasarruf yetkileri kısıtlandığı için yaşayamaz hale gelmekte ve batmaktadır.
25 Aralık operasyonunun ekonomik istikrara yönelmiş bir darbe girişimi olarak kabul edilmesi bu nedenledir.
Bunun yerine kayyım atanması ile şirketler dondurularak yaşayamaz hale getirilmemiş, suç konusunda incelemeyi yapan yargı organının denetiminde yaşatılması sağlanmış olur.
Bu tedbiri gerekli kılacak ağırlıkta delil bulunup, bulunmadığı hususu yargı organlarının değerlendireceği bir husustur.
Ancak suçta kullanıldığı veya suçtan elde edildiği hususunda kuvvetli şüphe bulunan malların, yargı organlarının denetiminde yönetilmesinin sürdürülmesi en azından sonuç karar verilene kadar bu işletmelerin yaşatılmasının yolunu açmaktadır.
Bu malların yargı denetiminde yönetilmesi yerine, 25 Aralık darbe girişiminde olduğu gibi, dondurulması ve yönetilemez hale getirilmesine karar verilse idi, kayyım atanan şirketlerin tamamı şu dakika itibariyle batmış olurdu.
Nitekim yakın geçmişimizde mal varlıkları dondurularak insanların ve işletmelerin hayatı karartıldı. Bu insanların bazıları yıllar süren yargılamaların sonunda beraat ettiler, ancak hiçbir şeyin geriye döndürülmesi mümkün olmadı.
Bugün kayyım atanan şirketler, yargılamalar tamamlandığında suç işlemede kullanılmadıkları kararlaştırılır ise, hâlâ yaşıyor halde olacaklar.
Suç işlemede kullanıldıkları veya suçtan elde edildikleri kanıtlanır ise, tabii ki dünyanın herhangi bir yerinde olduğu gibi mülkiyetleri kamuya geçirilecek.
Bakmayın koparılan yaygaralara.. Her şey ilk defa, son derece normal işliyor.


