• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Av. Yaşar Baş
Av. Yaşar Baş
TÜM YAZILARI
20 Ocak 2020

Libya’dan bölgeye yeni bir vizyon

Türkiye’nin Libya ile ilişkileri uluslararası hukuk temelinde ilerliyor. Uluslararası toplumun daha önce defalarca tanık olduğumuz tutarsızlığının bir sonucu olan Libya’daki çatışma ortamı. Türkiye kendi güvenliğinin yanında uluslararası toplumun ve uluslararası hukukun da itibarını ayakta tutuyor.

Libya meselesine veya herhangi bir meseleye hukuk değil de çıkar penceresinden bakmaya başlatsanız birlikte yaşamanın koşullarının altına dinamit koymuş olursunuz. 

Anlık ve günlük çıkar, istikrarlı bir hayatın getirdiği fırsatlardan daha fazlasını vaad edemez.

Libya’da küresel güç merkezlerinin günlük çıkarları, Libya’da istikrarlı bir devlet düzeni kurulmasından daha değerli değil. Bugünkü çatışmaları körükleyen küresel güçler bilmeli ki bu ateş kendilerini de yakar.

Burası meselenin bir tarafıdır. Meselenin bir tarafı da Libya’nın kendi iç dinamikleridir. Nerdeyse on yıla yaklaşan bir iç çatışma dönemine rağmen, Libya bir Suriye değildir. Bunun en önemli nedeni de Libya toplumunun temelini oluşturan güçlü aşiret yapılarıdır. On yıllık çatışma dönemi herkesi yorgunluktan tükenmek aşamasına getirmiş olmasına rağmen, Libya toplumuna egemen olan güçlü aşiret yapıları halen varlığını korumakta ve kendilerince küçük güvenli alanlar oluşturmaktadır.

Libya’daki güç dengesini UMH ve Hafter olarak tarif ediyoruz ama Libya sadece iki taraflı bir denklem olarak tarif edilemeyecek derinliklere sahiptir.

Bu bakımdan Berlin süreci ancak saha dinamikleri ile bir diyalog ve iş birliğine dönüştürülebilirse sonuç verir. 

Saha dinamikleri dediğimizde aslında Libya’nın güçlü aşiret yapılarını anlamamız gerekiyor. Libya’nın nerdeyse birer şehir yönetimine dönüşmüş güçlü aşiret bağlarının dahil olmadığı süreçler Libya’da kalıcı barışı getirmez.

Berlin süreci bu bakımdan bir sonuç değil başlangıç olabilir. Hatta Berlin süreci sonunda Hafter’in barış konusunda mutabık kalıp kalmamasının hayati bir önemi de yok.

Türkiye Berlin sürecinde, aslında Libya’da nasıl bir gelecek tasavvur ettiğini, saha dinamiklerinin kabul edeceği ölçüler içinde anlatırsa, Hafter’in masadan kaçmasından sadece Hafter zarar görür. Dolayısıyla Türkiye Hafter ile mutabakat imzalamaktan daha önce Libya ile ilgili önerisini detaylandırmalı ve özellikle de Hafter tarafında bulunan şehir yönetimleri ile paylaşmalı. 

Bugün Türkiye; Tarhune ve Sirte aşiretleri ile masaya otursa, o bölgelerde Hafter’in tutunabilmesi mümkün olamaz zaten.

Türkiye sahadaki karşılığını güçlendirdikçe Hafter’in hareket alanı daralacaktır. 

Berlin süreci önemlidir ama Berlin süreci kadar saha dinamikleri ile doğru bir ilişki biçimi geliştirmek de önemlidir.

Libya denkleminin zorlukları da var ama diğer iç çatışma bölgeleri ile kıyaslanmayacak kolaylıkları da var.

Önemli olan meseleye doğru bir pencereden yaklaşabilmek.

Libya ile başka hiçbir bölge ile karşılaştırılamayacak tarihi bağlarımız var.

Tarihi bağlarımızın bize sağladığı kolaylıklar ve avantajlar da var.

Batı’da İtalya ile iş birliği, Almanya ve Rusya ile koordinasyonun getirdiği kolaylıklar var.

Ama Suudi Arabistan ve BAE ile bir türlü rayına girmeyen ilişkilerimizin ne onlara ne de bize bir faydası var. Batılı güç merkezleri sırtını bu ihtilafa dayamış durumda. 

ABD’nin kendi iç ve dış sorunlar yumağında boğulduğu, Avrupa’nın yaşlı bir teyze gibi koltuk değneklerine mahkûm olduğu bu dönemin avantalarını İslam dünyasındaki bölünmeler nedeniyle yeteri kadar fırsata dönüştüremiyoruz.

Türkiye sorunlarla baş etme konusunda tarihinin en yüksek performansını sergiliyor

Ama sorunların ortaya çıkmasını önleyecek yeni bir vizyon ile enerjisini çok daha verimli kullanma kabiliyeti kazanabilir.

Libya yeni bir başlangıç için çok büyük fırsatlar sunuyor aynı zamanda.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Sofuoğlu

Evet"Dağ fare doğurdu"Aynen Bosna savaşı gibi,aynen Bosnadaki görev alan Bİrleşmiş Milletler Askerleri(Hristiyanlara Hizmet eden Milletler Topluluğu) gibi.A ntlaşmada ilk görünen Darbeci HAFTER'in SERRAC Hükümetini yok etmek için kamufle edilmiş bir sonuç çıkmıştır.Türkiye BERLİN ANTLAŞMASINA şerh koyarak imzalaması gerekirdi.Tam olarak ne yapıldığını bilmiyoruz ancak, göze çarpan ilk maddeler Türkiye ve SERRAC Hükümeti için olumlu görünmüyor.Ve eğer, Türkiye Libya'ya gönderdiği veya daha göndereceği askerlerini, araç gereçlerini geri çekerse, SERRAC HÜKÜMETİ düşer ve HAFTER'de SERRAC ile TÜRKİYE arasında imzalanan antlaşmaları da iptal eder.TÜRKİYE, BU BERLİN ANTLAŞMASININ KABULÜNE ŞERH KOYMADAN İMZALAMIŞSA YANLIŞ YAPMIŞTIR VE TÜRKİYE OYUNA GELMİŞTİR DEMEKTİR.
  • Yanıtla

Kanpolat

Sofuoğlunun yorumuna katılıyorum
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı