Koronavirüs mücadelesi ile terör mücadelesi arasında fark yok
Koronavirüs tedirginliğinin iliklere nasıl işlediğini görmek için bir yurtdışı seyahat yapmanız yeterli olur.
Uzmanların açıklamalarının ve başka hastalıklarla istatistik karşılaştırmaları zaten okuyorsunuz.
Belki de tehlikenin ağırlığı ile orantılı olmayan bir tedirginlik vardır. O tarafını çok iyi bilebilecek durumda değilim.
Ancak çevremizdeki ülkelerin nerdeyse tamamında hayatın akışını değiştiren ve bazı şehirleri terk edilmiş hayalet şehirlere çeviren korku dalgasından söz ediyoruz.
Birçok ülkede toplumların kendi devlet kurumlarına olan inancı ciddi şekilde sarsan bir kriz var ortada.
Bizde, dünyanın gelişmiş birçok ülkesinden çok daha az tedirginlik oluştu.
Devlet yönetimi toplumun güvenliğini sağlanacağına dair inanç üzerine kurulabilir.
Siyaset bilimi açısından kamu otoritesinin meşruluğunu tarif etmeye yarayan birçok kriter var.
Yönetimin meşruluğunun birinci kriteri, toplumda tehlikelere karşı koyacak bir yönetim olduğu inancının yaygınlaştırılmasıdır.
Türkiye askeri risklere karşı koyacak yönetim vizyonunu hayata geçirdi ve ayakta tuttu.
Koronavirüs tehdidi ve yaygınlaşan korku dalgası, maruz kaldığımız askeri risklerden başka risklere de maruz kalabileceğimizi gösterdi.
Türkiye kırk yıla dayanan ve ağır bedeller ödenen bir tecrübeden hareket ederek ve bu tecrübeyi güçlü bir yönetim vizyonu ile birleştirerek maruz kaldığı askeri riskleri ortadan kaldırdı. Mevcut askeri risklere de karşı koyuyor.
Bizim büyük ve gerçek bir salgın tehdidine karşı daha önce gerçekleştirdiğimiz operasyon deneyimimiz yok.
Buna rağmen Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, dünyaya örnek olacak büyük bir dirayet ve iş planı ile koronavirüs tehdidini kendi topraklarının dışında tutmayı başardı.
Halbuki Türkiye risk faktörleri açısından dünyanın en zor bölgesi. Virüsün kaynaklarından biri olan İran ile komşu. Virüsün ana kaynağı olan Çin için en büyük aktarma merkezi. Yani demek oluyor ki, aslında koronavirüs yayılımı açısından en büyük risk bölgesindeyiz.
Buna rağmen bu ülkede kendini koronavirüs salgını içinde ve çaresiz kalmış hisseden kimse var mı?
Eğer bugün sosyal hayatımız ve gündelik ticari akış bozulmadan yolumuza devam ediyorsak, bunu salgın karşısında ne yaptığını bildiğine tüm toplumun inandığı bir yönetimin iş başında olmasına borçluyuz.
Salgına karşı koyacak ve önlem alacak kadroya Sağlık Bakanı Fahrettin Koca liderlik ediyor.
Önce Erzincan depreminde, akabinde koronavirüs salgınında şunu anladık ki afet ve salgınlara karşı ne yapacağını çok iyi bilen bir sağlık yönetimimiz var.
Bu inanç en az Suriye’de cephede savaşan askerlere duyduğumuz inanç kadar değerlidir.
Meşruluk dediğimiz, siyasi düşünce tarihinin en temel konusu, hakkında kamyonlarca kitap yazılmış kavramın başı da sonu da yönetime duyulan güvendir.
Asayiş yönetimine, ekonomi yönetimine duyulacak güvenin siyasi meşruluk üzerindeki etkisi neyse sağlık yönetimine duyulan güvenin etkisi de aynıdır.
Üst üste iki kriz yönetim performansı, Türkiye’nin sağlık yönetimine güveni zirveye çıkardı.
Türkiye’ye yakışan da budur.


