İstanbul Barosu Başkanı inanmak istemiyor olabilir ama 28 Şubat bitti
En son 28 Şubat döneminden hatırlıyoruz seçilmiş hükümetin küstah ifadelerle tehdit edilmesini. O dönemin muktedirleri bile tabiri caizse tevbe ettiklerini ifade ettiler ama anlaşılıyor ki İstanbul Barosu Yönetimi hâlâ o karanlık dönemin melankolisinde yaşıyor.
İstanbul Barosu Başkanı’nın o dönemin mahut baro başkanının en küstah videosu ile seçilmiş hükümete parmak sallaması öyle hafife alınacak bir davranış değildir. Bu küstah videonun İstanbul Barosu Başkanı tarafından sosyal medya hesabından yayınlanmasını, seçilmiş Cumhurbaşkanı’na hodri meydan başlığı ile haberleştiren gazete haberini retweet etmesi ise, İstanbul Barosu Başkanının kendini 28 Şubat’ın koridorlarında yürüyor gibi zannettiğini gösteriyor.
İstanbul Barosu Başkanı kendini 28 Şubat’ın karanlık koridorlarında hissediyor ama şunu çok iyi bilsin ki, Türkiye o zamanki Türkiye değil.
Türkiye eğer bu 28 Şubat melankolisi yaşayanlara karşı etkili bir şekilde hukuku uygulamazsa, yarın ağlayıp sızlamanın kimseye faydası olmaz.
Bir baro başkanı, bu ülkenin yarısından fazlasının oyunu almış Cumhurbaşkanı’na bu şekilde parmak sallayamaz. Hele benim ödediğim aidatlarla, bu milletin tarihinin en karanlık dehlizlerinden ilham alarak, bir meslek örgütünü aşırı sol örgütlerin oyuncağı ve marjinal sol partilerin yedek kulübesi haline dönüştüremez.
Onlar inanmak istemese de bu ülke, dünyanın en ileri hukuk düzeninin üzerine oturmuştur artık. Ortalığı velveleye vererek, hukukun işlemesini tersine çevirdikleri dönemler çok geride kaldı.
Kim olursa olsun. Hukuku çiğneyen kim varsa hesabını yargı önünde verir ve vermelidir de.
28 Şubat’ın en küstah tehditlerini araç olarak kullanmanın bir bedeli muhakkak olur ve olmalıdır da.
Türkiye bu tehditleri ciddiye almaz. Sizin yaptığınız gider bizim ancak hoşumuza gider. Bu küstah tehditleri ciddiye elbette almayacağız ama bilsinler ki hafife alıp görmezden de gelmeyeceğiz.
Türkiye, üç büyük ilin avukatlık meslek örgütlerinin terör örgütlerinin sözcüleri gibi küstah tavırlarına karşı hukuken de siyaseten de gereğini yapacaktır.
Öncelikle Baroların seçim sistemlerini değiştirip en geniş temsil zeminini oluşturmak gerekir.
Baro organlarının seçimimde herkes ancak bir adaya oy verebilmeli. Organize bir grubun, baroların tüm organlarını teslim almasına izin verilmemeli. Mevcut sistem bireysel girişimleri anlamsız hale getiriyor. Bu kollektivist yaklaşımı temelden terk etmek gerekir.
Barolar Birliği ise avukatların değil, baroların oluşturduğu bir birlik. Üye sayısı fazla olan barolar, bu büyüklüğün birçok avantajını zaten kullanıyor. Türkiye’nin meslek örgütünün, üç büyük baronun vesayetinden kurtarmak gerekir. En doğru seçenek, Türkiye Barolar Birliği organlarının seçiminde her baronun sadece bir oy hakkına sahip olmasıdır. Keza Barolar Birliği organlarının seçiminde de, her delege sadece bir aday için oy kullanmalı ve yönetimler çok sesli hale getirilmeli.
Tek sesli ve marjinal sol grupların vesayetine girmiş avukatlık meslek örgütü, 28 Şubat melankolilerinden ancak böyle kurtulur.
Eğer barolar ve Barolar Birliği yönetimleri tek seslilikten kurtulursa, siyasetin yedek kulübesi gibi davranmaktan vaz geçip avukatların sorunlarına geriye dönerler. Büyük barolar içinde parti gibi örgütlenmiş gruplar oluştu. Bu gruplar her şeyi ellerine geçirip tam bir totaliter yönetim düzeni kuruyorlar. Artık bu gruplar sadece birer temsilci ile baro organlarında temsil edilirler. Baro bir tek grubun sözcüsü olmaktan çıkar. Bu alt örgütlerin rolü sadece baro organlarına bir üye seçmekle sınırlı kalırsa, şu anda konsolide ettikleri tabanları üzerindeki etkileri de zayıflar.
Ayrıca meslek örgütlerinin faaliyet konuları ayrıntılı olarak hiçbir geniş yoruma yer bırakmayacak şekilde belirlenmeli ve mesleğin ve mensuplarının dışında gündem peşinde koşanlara son derece ağır müeyyideler getirilmeli.
Üç büyük ilin barosunun gündemine bakıyorum. Gündemlerinde olmayan tek konu avukatlık mesleği.
Bir de Afyonkarahisar Barosu’nun bakıyorum, Çorum Barosu’nun bakıyorum. Baro başkanları avukatlık mesleğinin koşulları ve itibarı için adanmış durumdalar. Üç büyük ilde görev yapan avukatlar, bir Afyonkarahisar Barosu Başkanı Turgay Şahin’e bakıyor, bir Çorum Barosu Başkanı Kenan Yaşar’a bakıyor, bir de kendi baro başkanlarına. İnsanın gidip oralara taşınması geliyor yani.
Bu ülkenin siyasetini dinamitleyen meslek örgütleri, siyaset gündeminin tamamen dışına taşınıp sadece meslek konularında çalışır hale gelmedikçe rahat etmeyeceğiz. Burası çok açık.


