İddianamenin okunmasına gerek var mı?
Yargı reformunun bilmem kaçıncısı yapıldı. Hâlâ örgüt soruşturmalarının önünde kanunlardan kaynaklanan ciddi engeller var.
Tarihimizin en geniş örgüt soruşturmaları yapılıyor. Terörle mücadele edenler, terör örgütlerinin kullandığı imkânlara sahip değil maalesef. Buna rağmen savcılar büyük fedakârlıklarla, büyük riskler alarak görevlerini sürdürüyorlar.
Savcıların soruşturma imkânlarının daraltılması aslında sanıkların da yararına değil. Savcıların eli kolu bağlı olmasa, her türlü delile ulaşma konusunda daha geniş imkânlara sahip olsalar, iddialar belki daha derinlemesine soruşturulacak, olur ya suçsuz biri varsa da bu ortaya çıkmış olacak.
Sanık haklarını koruma adı altında yargının etkinliğini ve hızını azaltacak düzenlemeler, emin olun sadece suçluların işine geliyor ve suçsuzlar zarar görüyor.
Bazı önemli delillere ulaşma imkânı kalmayınca, elde edilebilen deliller arasındaki bağlantılar takip edilerek bir sonuca ulaşılmaya çalışılıyor. Merkeze ulaşmak imkansızlaşınca, çevresinde dolaşılıyor. Merkeze ulaşmak yerine çevrede dolaşmak hem işi uzatıyor, hem soruşturmanın hacmini gereksiz yere büyütüyor, hem de ne kadar hassas davranılırsa davranılsın yanılma ihtimalini artırıyor.
Belki bir tek delille ispatlanacak olan suçlama, olayın merkezindeki delile ulaşılamayınca, onlarca delil bir araya getirilerek anlatılmaya çalışılıyor. Onun için sayfa sayıları, binleri on binleri bulan iddianameler ortaya çıkıyor.
Sonra en büyük şikâyet, uzun iddianamelerden.
Niye?
Çünkü bir de bu uzun iddianameler yargılama aşamasında kelime kelime okunacak.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 191. Maddesine göre duruşma başladıktan sonra kimlik tespiti yapılır ve iddianame okunur. İddianame duruşmada okunmadan yargılamanın diğer aşamalarına geçilmez.
Büyük soruşturmalarda iddianameler on bin sayfaları buluyor. Bunun okunmasının ne kadar zaman alacağını düşünün.
Dava başlayınca kimlik tespitinden sonra başka hiçbir iş yapmadan TRT’den spiker bulunacak ve günler aylar süren bir okuma serüveni başlayacak.
İddianame duruşmadan önce zaten ilgili olan herkese bildiriliyor. Anlamayana devlet avukatını da tutuyor. Duruşma başladığında iddianamede ne yazıldığından haberi olmayan kalıyor mu?
Hayır. Ama iddianamenin satır satır okunması kanunun emri.
Aylar sürecek, muhtemelen ilk birkaç saat sonrasında da hiç kimsenin takip etmeyeceği ve edemeyeceği bu seremoniye gerek var mı? Yargılama sonucunda beraat edecek yani suçsuz olan kimseye bunun nasıl bir eziyet olduğunu düşünün.
İşlerin bu şekilde içinden çıkılmaz hale gelmesi sadece gerçek suçluların işine gelir.
Bu kadar eziyeti yaşamak durumunda olanlar da bu sefer diyor ki, bu kadar uzun iddianameye ne gerek var?
Şu bir sayfalık yazıyı yazmak saatlerimizi alıyor. Yetmiş sayfa civarında doktora tezi var.
On bin sayfa yüz doktora tezinden daha büyük bir hacim. On bin sayfa iddianame yazan savcı kendine eziyet etmeye meraklı mı? İlave hiçbir kazancı da yokken gereksiz binlerce sayfa niye yazsın? Olayı aydınlatmak için gerekli olan bir hususu iddianame uzamasın diyerek yazma demek, bazı hususları atla, bazı hususları görmezden gel demek değil mi?
İddianame okuma eziyetinden kurtulmak için, savcıya iddianameyi kısalt demek yerine, hiçbir faydası olmayan iddianameyi duruşmada okuma eziyetine bir son vermek gerekir.
Şundan emin olun. Büyük örgüt dosyalarına olan kamuoyu ilgisi nedeniyle kanunun bu emri yerine getiriliyor. Yoksa yirmi beş yıllık avukatlık hayatımda, bir iki istisna dışında duruşmada iddianame okunduğuna da rastlamadım.
İddianamenin, ilgili herkese duruşmadan makul bir süre önce gönderilmesi iddianamenin açıklanması için yeterli değil mi? Anlayamayan avukatına sorar, avukat bulamayana da devlet zaten avukat buluyor.
Yargılayanı da, yargılananı da bu eziyetten kurtarmak gerekir.


