Hüzün zamanı değil imtihan zamanı
Hüzünlü bayram mesajlarının zamanındaydık bu bayram. Tarihteki ilk salgın hastalık karantinası değil bu yaşadığımız. İlk defa mı ziyaretlere kısıtlama yaşanıyor bu dünyada? “Yeni normal” deyip alışmakta zorlanıyoruz da “eski normal”in şartlarının ne kadarını biz tayin ediyorduk ki zaten?
Dünya, evrenin büyüklüğü içinde denizlerdeki kum tanesinden çok daha küçük yer kaplıyor. İnsan hayatının da sadece dünyada bulunduğunu var sayıyoruz.
Evrenin bilinebilen büyüklüğünün, sıfırın yanındaki virgülden sonrasına denizdeki kumlar kadar sıfır attıktan sonra bir yazılmış sayı kadar büyüklüğüne sahip olan bir dünyamız var. Her şeyden ibaret saydığımız dünyanın, bilinen evren karşısındaki büyüklüğü bu. Bilinen evrenin de sonsuzluk karşısındaki büyüklüğü bundan çok çok çok daha küçük. Hatta ihmal etsen, yani “yok say”san farkına bile varılmaz. Matematikte bu kadar küçük hale gelen veriler yok sayılmazsa, işleme devam edemiyorsunuz. O nedenle bir limitten sonrasını artık yok kabul etseniz de oluyor yani.
Bu dünya, kendi ekseni etrafından saatte yaklaşık bin sekiz yüz kilometre hızla dönüyor. Yani sesten çok daha hızlı. Dünya biraz da yamuk bir eksene sahip. Bu yamuk eksende sesten çok daha hızlı bir şekilde dönen dünyanın bir de güneş etrafından dönüş hareketi var. Dünya milyar yıllardan bu yana, güneş etrafından ortalama saatte yüz otuz bin kilometre hızla dönüyor. Yüz otuz bin kilometre hıza ulaşabilen insan eliyle yapılmış herhangi bir şey yok.
Denizlerdeki kumların sayısından çok daha fazla gök cismi, hesaplanabilen on milyar yıldan bu yana hiçbir sapma olmadan hem kendi ekseni etrafında, hem de merkez kabul ettikleri bir başka gök cismi etrafında dönüyor. Örneğin dünyanın dönüş hareketinin yani yörüngesinin merkezi kabul ettiğimiz güneş, kendi etrafında dönen gezegenlerle birlikte, aynı zamanda Samanyolu Galaksisinin merkezini temel alan bir yörünge etrafında dönüyor. Samanyolu galaksisinin merkezi etrafında milyarlarca gök cismi dolaşırken, samanyolu galaksisi de bir başka galaksinin merkezi etrafında toplu olarak dönüyor. O galaksi de bir başkasının içindeki milyarlarca galaksiden biri. Rakamları bilgisayarlara bile sığdırmak mümkün değil.
Her bir gök cisminin kütlesinin bir çekim kuvveti var. Bir de karma karışık dönüş hareketinin oluşturduğu ters yöndeki kuvvet. Bunların arasındaki dengeden bizim ağırlığımız oluşuyor.
O kadar muazzam bir kuvvetten söz ediyoruz ki, bu kuvveti bizim bildiğimiz rakamların tamamını bir araya getirerek tarif etmemiz mümkün değil. Üstelik bu bahsettiklerimiz sadece tespit edebildiklerimiz.
Bu kadar muazzam bir kuvvetin sahibi gibi davranan insanoğlunun küstahlığı, bir noktanın milyonlarca kat küçüğü olan bir virüs karşısında diz çöküyor. Eve kapanıyor, sokağa çıkamıyor ve dünyanın süper güçleri acziyet içinde kıvranıyor.
Dr. Aleksis Carrel’in tabiriyle “insan denilen meçhul”ün sırlarının milyonda birine bile vakıf değiliz. Bir gün üniversitede çalışırken, Histoloji ve Embriyoloji Anabilimdalı Başkanı, “Yemek Yemenin morfolojik, fizyolojik, psikolojik” yani “tüm tıbbi mekanizmaları” ile anlatıldığı bir seminere davet etmişti beni. Bir kaşık yemeğin alıp ağıza götürülmesi sürecinde işleyen tıbbi mekanizmaları sıraladığınızda, ortaya nerdeyse kitap çıkıyor. Üstelik muhtemelen bu bilgiler, erişilmesi gereken bilgilerin milyonda biri.
Gözle göremediğiniz küçüklükteki yapıların içinde, sayılarını bilgisayarlara sığdıramayacağınız büyüklükteki yapılar aynen kopyalanmış gibi.
Dünya güneşin etrafında saatte yüz otuz bin kilometre hızla milyarlarca yıldan bu yana milim sapmadan dönerken, insanlık saatteki hızı sadece yüz kilometreyi aşan rüzgarlar nedeniyle bir felaket psikolojisine giriyor.
Yüzleştiğimiz ve adına felaket dediğimiz gerçekler, bir büyük gücün kontrolünde ve aslında her an hayatımızın bir parçası olan veya bizim parçası olduğumuz tablonun yanında denizlerdeki kumların tanelerinden biri bile değil.
Hüzünlenecek hiçbir şey yok. Hayatımızdaki değişikliklerin öyle önemsenecek büyüklükte olduğunu düşünecek hiçbir şey yok. Bugün herkes kendi kararlarını dilediği gibi verememekten şikayetçi. Hiç kimse şu tarafına bakmıyor. Kendi kararlarımızı ne zaman verebildik ki?
İnsan, yüzleştiği karşısında tutumu üzerinden sorgulanacak. Neyle yüzleşeceğimizi seçme şansımız zaten hiçbir zaman olmadı ve olamaz.
İnsanlık tarihi çok daha büyük imtihanlara sahne oldu. Bu imtihanlardan birindeyiz. Bu imtihan olmasaydı bir başka imtihan olacaktı. Hayatın kendisi bir imtihan. Erdem Bayazıt’ın tabiriyle şimdi imtihan içinde bir imtihandayız. Soruları biz sormuyoruz. Her birimiz de verdiğimiz cevaplardan hesaba çekileceğiz. Önemli olan cevap için doğru bir yol izlemek. Doğru yolu izleyen ama doğru sonuca ulaşamayan da bir sevap alacaktır.
İnsanoğlu tüm gücünü birleştirse, kainatın işleyişine zerre kadar etki edecek bir gücü bulamaz. İnsanoğlunun ürettiği hiçbir şey, Yaradan’ın değil O’nun yarattığı kainatın heybeti karşısında bile deniz kenarındaki kum tanesi kadar değildir.
Hüzünlenmeye hiç gerek yok. Bu kainatın bir sahibi var ve O’nunla beraber oldukça hüzünlenecek hiçbir şey yok.


