Hukukta reform adımları neye işaret ediyor
Cumhurbaşkanımız 2021 yılını hukuk ve ekonomide reform yılı ilan etti.
Reformların açıklanması sonrasında Maliye ve Hazine Bakanımız Lütfi Elvan ile Adalet Bakanımız Abdulhamid Gül, iş dünyası sivil toplum örgütleri ile görüşmelere başladı.
Hukuk reformu adımlarının iş dünyası ile istişarelerle başlamasının taşıdığı anlamın özellikle altının çizilmesi gerekiyor.
İktidarının on sekizinci yılını tamamlamış bir partinin, yeni bir reform programı ilan etmesini, geçmiş on sekiz yıla ilişkin bir özeleştiri gibi de görmemek gerekir.
Son on yılımızı teslim alan iç ve dış güvenlik tehditlerine karşı, normal bir bünyenin vermesi gereken tepkileri verdik ve savunma reflekslerimiz devreye girdi.
Dünyanın başka hiçbir ülkesinin gösteremeyeceği büyük bir dayanıklılık gösterdik. Son on yılda yaşadığımız büyük travmalar ve bu büyük travmaların artçısı diyebileceğimiz onlarca küçük travma var.
Bu travmalardan herhangi birine maruz kalıp da kamu düzenini ve hukuk sistemini ayakta tutabilecek kaç ülke var sizce? Veya Türkiye’nin maruz kaldığı iç ve dış saldırıların benzerine maruz kalan kaç ülke var?
Toplumlar da insanlar gibidir. Bir tehlikeye maruz kaldığında, bu tehlikeye karşı koyma ve tehlikeyi ortadan kaldırma amacı ile sınırlı olmak üzere olağan hukuk nizamının dışına çıkma hakkına sahiptir. Buna meşru müdafaa diyoruz.
Tehlike duygusu öyle bir şeydir ki, tehlike ile yüz yüze gelenler, tehlikenin ağırlığını ve karşı koymak için yeterli tepkinin ölçüsünü belirlemede zorlanırlar. İşte Fransa. Türkiye ölçeğinde maruz kaldıklarımızdan çok çok daha küçük bir terör saldırısına maruz kaldılar, aradan yıllar geçmesine rağmen bir türlü normale dönemiyorlar.
Türkiye tarihinin en büyük saldırganlığına maruz kaldığı 15 Temmuz gecesi sabah olduğunda, her şeyi yerli yerine oturtmuştu.
Devletimiz ve milletimiz, maruz kaldığımız tehlike ile orantılı bir refleks geliştirdi, bir yandan kamu düzenini atakta tutarken, diğer yandan hukuk nizamını da atakta tutmayı başardı.
Tehlikenin seviyesindeki gerilemeye bağlı olarak da kademe kademe revizyonlarını yaptı. Bu süreçte hukuk sistemine inancı korunmasında Adalet Bakanımız Abdulhamid Gül’ün katkısının altını özellikle çizmemiz gerekiyor. Çok büyük çelişkiler ve uzlaştırılması mümkün olmayan karşıtlıkları büyük bir bilgelikle yönetti.
İlgili hiç kimsenin karşı çıkamadığı Yargı Reformu Strateji belgesi ile öngörülebilir bir reform programını ilan edilmesi bile tek başına çok büyük bir başarıdır.
Geldiğimiz noktada yeni bir reform programının hayata geçirilmesi, geçmişe yönelik bir özeleştiriye ve geriye adıma değil maruz kaldığımız tehlikelerin kontrol altına alındığına işaret ediyor.
Türkiye’nin son on yılda enerjisini içe hapseden saldırganlıklara karşı kesin bir başarı ve kontrol sağladığına işaret eden reform programı, yeni bir sıçrama noktası ve bu noktaya istinad eden bir sıçrama enerjisi inşa edecektir.
İhtiyacımız olan tam olarak da budur.


