--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hem karnım doysun hem pastam dursun

Av. Yaşar Baş
Av. Yaşar Baş

Toplumun tamamının uzlaştığı bir adalet düzeni insanlığın kadim hayalidir ama sadece cennette gerçekleşeceğini bilelim.

Eğer yargılamadan söz ediyorsak yargılamanın doğasında yanılma olabileceğini kabul etmemiz gerekiyor.

Son dönemde adalet kavramı FETÖ soruşturma ve yargılamaları temelinde tartışılıyor.

Sorunlar yok mu? Elbette var. Ama bir yandan da sorunları ve hatta doğruları istismar etmek için fırsat bekleyen, istismar söz konusu olunca şeytana pabucu ters giydirecek bir şeytanlar ordusu var.

Hiçbir kavram, hiç bir ölçü, hiçbir şablon bu alçaklar ordusunu tanımlamaya kifayet etmiyor.

Bir yandan kamu düzeni korunmaya, bir yandan travma sonrası stres nedeniyle çöken psikoloji toparlanmaya, bir yandan toplumun ve devletin kılcal damarlarına kadar sızmış bir ihanetle hesaplaşılmaya, bir yandan hücrelerimize kadar arınmaya, bir yandan da bütün bunlar çok kısa bir zaman içinde yapılmaya çalışılıyor.

Bütün bunlar olsun ama hiç hata olmasın demek “hem karnın doysun hem pastam dursun” demek gibi bir şey olur.

Hata yargılamanın doğasında var. Kötü niyetli olanları da olabilir ancak her hatanın arkasında bir komplo aranması, yargı hakkında yetkili olanlar dışındakilerce fazla konuşulması, insan takatini aşacak bir yük taşıyan yargı mensuplarının motivasyonunu bozmaktan başka bir işe yaramaz

İstanbul Adliyesini düşünün. Sapığından katiline, dolandırıcısından uyuşturucu satıcısına, rüşvetçisinden hırsızına yüz binlerce olayla mücadele edeceksiniz

On binlerce FETÖ’cünün en sünepesinden darbecisine, DAEŞ’ten, PKK’dan DHKP/C’den, yabancı casuslardan yerli hainlere kadar dünya ile mücadele edeceksiniz, tüm terör örgütleriyle ve çıkar örgütleriyle mücadeleyi yaklaşık otuz savcı ile yapmaya çalışacaksınız, sonra on binlerce evrakın bir tekinin bir tek cümlesinden yola çıkılarak hem de kenar bucak kaçanlar tarafından tartışılacaksınız.

Darbeciyi, casusu, katili, mafyayı, en azılı teröristi sorguladığınız günün sonunda Gülben Ergen-Seren Serengil olayı nedeniyle tartışıldığınızı görseniz hissedecekleriniz ne olur?

Bu ortamda mağdur olanlar FETÖ sanıkları mı yoksa FETÖ mücadelesine başını koyanlar mı? Düşünün bakalım.

Bir tek telefonla işin gerçeğini öğrenme ihtiyacı duymadan, iktidara saldıracağım diye ülkesinin itibarını yerle bir edecek işkence iddialarını eline tutuşturulan kâğıttan okuyan muhalefet partisi başkanı ile mi uğraşacaksınız en küçük bir olaydan FETÖ kumpası iddiası çıkaran iktidar partisi milletvekiliyle mi?

İşi dönüp dolaştırıp elini taşın altına koyanların tartışıldığı, kenardan seyredenlerin ahkâm kestiği bir aşamaya getirmemek gerekiyor.

Sanık sandalyesinden alçakları kaldırıp yerine milletin istiklal mücadelesine öncülük edenleri oturtmaya başlarsak bu işin içinden çıkamayız ve bu görevleri yapacak bir tek kişi bulamayız.

Yargılama görevini yapanların da işleri doğru bir sıraya koymaları gerekiyor.

Zaten ortalıkta mebzul miktarda hain var. İşe tartışmaya en açık tarafından başlamaya gerek yok. 

Önce hiç kimsenin tartışamayacağı işleri bi tamamlayalım. Sonra sıra diğer konulara gelir.

Herkesin itidalli davranmasına ihtiyaç olduğu bir dönemdeyiz. 

Yargılama işinin tabiatında zaten yanılma var. Bunun üzerine bir de yaşadığımız istismar ve travmanın birbirini tetiklediği türbülans ortamı var.

Türbülans varsa herkesin yerine oturması, kemerlerini sıkı sıkıya bağlaması ve pilota güvenip Yaradan’a sığınması gerekiyor.

Uçak düşerse hangi koltukta oturduğunuzun hiçbir önemi kalmaz. 

Uçağın içinde olmayanların da bu işten elini ve dilini çekmesi lazım.

Bu ülkede yargılama hataları var ama bundan daha büyük sorun olarak elini taşın altına koymadan ahkâm kesme sorunu var.

Sorunları çözmeye buradan başlamak lazım.

 

Av. Yaşar Baş Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle