Güncellemeye evet ama kim güncelleyecek!
İslam’ın güncellenmesi tartışmalarının doldurduğu bir hafta geçirdik.
Tartışmalar yeni değil de cumhurbaşkanının tartışmaya katılması ile gündemin ilk sıralarına tırmandı.
Tartışmalara katılan herkesin de ne dediğinin farkında olduğunu düşünmeyin. Dinde yenilenme fikrine karşı çıkan biri görüşüne dayanak olarak İmam Rabbani’nin bir sözünü söylüyor. Lakabı müceddid-i elfi sani yani ikinci bin yılın yenileyicisi, olan İmam Rabbani’nin sözleriyle yenilenme fikrine karşı çıkan birinin ne dediğinden haberdar olması mümkün mü?
Tarihin hiçbir döneninde güncelleme veya yenilenme arayışı eksik olmamıştır.
En muhafazakarından en liberaline hiç kimsenin yenilenmeye karşı durabilmesi de mümkün değil.
Her birimiz entelektüel birikimleriniz ve yaşanmışlıklarımız üzerinden hayat görüşümüzü sürekli tazeliyoruz.
Hiç kimse zihinsel serüvenlerini ve zihinlerindeki değişimi istese de durduramaz.
Aslında mutabık kalınamayan yenilenme fikrinin kendisi değil yenilenmenin modeli. Kimse kendisinden başka birinin yenilenme konusundaki görüşlerini hazmetmeyi kabul etmiyor.
Yan yana getirilmeyecek kadar bir birinden farklı İslam görüşleri ortaya çıkıyor.
Bu karmaşanın bir otorite tarafından sonlandırılarak herkesin mutabık kalacağı din görüşünün egemen olması arzuları yükselmeye başladı.
Din konusunda ne zaman tartışmalar yükselse, Diyanet İşleri Başkanlığı göreve çağrıldı. O mübarekler de bir kez bile göreve çağrılmadan harekete geçmeyi bu zamana kadar beceremedi ya neyse.
Diyanet harekete geçse veya daha geniş katılımlı bir organizasyon ile bir ortak görüş yayınlansa da insanlar mutabık kalabilir mi?
Diyanetin resmî görüşüne uymamaya idam cezası verilse mutabakat yine olmaz.
Allah’ın mesajını anlama ve yorumlamada ihtilafa düşen insanlar en hafifiyle Diyanetin mesajının anlamı konusunda ihtilafa düşerler.
İhtilaf insanın fıtratında var. Bunu kabul etmeden çözüm olmaz.
Cumhurbaşkanının görüşlerini destekleyenler veya karşı çıkanlar, cumhurbaşkanının ne demek istediği konusunda mutabık kalabiliyor mu?
Ya da herkesin din veya başka bir konuda mutabık kalması, insanlığı beraber yaşamanın temel ilkeleri dışında mutabık kalmaya zorlamak doğru bir fikir mi?
Her biri ayrı bir dünya olarak yaratılan insanların tek bir görüş etrafında birleştirilmesi fikri çok yakın geçmişimizde defalarca iflas etti.
Tarihimiz bize şunu öğretti ki, insanların düşünce ve hayat görüşlerini tek bir eksende düzene tabi tutmaya çalışarak insanların huzur içinde yaşadığı bir düzen kurulamıyor.
Eğer huzurlu ve yaşanılabilir bir toplum istiyorsak bu ancak çeşitliliğin korunması ile mümkün oluyor.
Etnik çeşitlilik, sosyal çeşitlilik, dini çeşitlilik, kültürel çeşitlilik ve benzeri farklılıkların kamu düzenini tehlikeye düşürmedikçe korunması gerekiyor.
Bir insan istediği dine inanma hakkına sahipse, inandığı dini istediği gibi anlama ve yaşama hakkına da sahiptir.
Bu farklılıklar nedeniyle bir kaos olacağını düşünmek doğru değil. Fıtratın sahibi olan Yaradan insanı böyle yaratmış.
Milyarlarca insan içinde DNA’sı, retinası, damar haritası ve hatta parmak izi birbiri ile aynı olan bir tek kişi yokken insanların beyninin aynı olabileceğini düşünmek, evrenden çok daha geniş muhayilesinin tektipleştirilebilmesi mümkün olabilir mi?
İnsanları tektipleştirmeye çalışmadıkça asla huzursuzluk olmaz.
İnsanın zihnine konulabilecek bir sınır icad edilemedi. Sınır ancak insanın davranışlarına konulabilir. Bu sınır da sadece kamu düzenidir.
Yasadışı herhangi bir eylem veya yasadışı eylem kışkırtıcılığı yapmayan istediği gibi davranabilmeli.
Kanunun suç saymadığı bir görüşün veya davranışın herhangi bir mülahaza ile kısıtlanması doğru olamaz.
Değişim insanın tabiatında var. Değişime en fazla karşı çıkanlar da kabul etmeseler de değişiyorlar. Güncelleme ve yenilenme İslam tarihinde sürekli olagelmiştir. Bu arayışlar zaman zaman abuk subuk dini görüşlerin ortaya çıkmasına da neden olmuştur. Ancak insan tabiatı ve vicdanı eninde sonunda doğruyu bulmuştur.
Devletin kurumları sahih bir dini görüş inşası için çalışmalar yapabilir.. Kaynaklara ve tarihsel birikime erişme konusunda rehberlik rolü üstlenebilir.
Ancak bunu devlet eliyle bir çeşit akredite dini görüş inşasına çevirmemek ve İslami konularda görüş çeşitliliğini muhafaza etmek gerekiyor.
Devletin görevi insanların dini görüşlerinin bizzat kendileri tarafından güncellemesinin altyapısını hazırlamak olmalı.


