Dünya gerçekten aptallaştı
Son dönemde yaşadığımız dış politika gündemine bakınca insan, dünyada aklı başında insanların sayısı konusunda karamsarlığa kapılıyor değil mi?
Yüzyılın planı denilen maskaralığa bakın. Böyle bir aptallığı kabile devletlerinde bile söylerken utanır insan. İlkokul öğrencileri arasında bir paylaşım kavgası çıksa, mahallenin zekâ düzeyi sorunlu kabadayıları ortayı bulmak için bir plan yapsalar inanın ortaya çok daha ciddi öneriler çıkar. Kuzulara şah yapsanız, kurtların bile söylemeye utanacağı öneriyi birkaç yüzü kızarmaz söyledi diye bunun adı plan falan olmaz. Yüzyılın maskaralığının adını ne koyarlarsa koysunlar maskaralık olmaktan çıkmaz.
Milletlerin, toplumların geleceklerini anlık kişisel kararlarla şekillendirilebileceği düşlenen akla, gerçek anlamıyla bir akıl diyebilir misiniz?
Dediklerini eşine bile kabul ettiremeyen Trump, koskoca bir ümmetin bu maskaralığa boyun eğeceğini mi hesaplıyor?
Hadi diyelim ki Trump öyle. Bu insanlık ve vicdan zerresini taşımayan Netanyahu belli ki akıldan da nasibini almamış. Kudüs’ün şerefi için direnen ümmet, Trump’ın ruhsatı ile mi ayağa kalktı da, Trump’ın sözüyle teslim olacak.
Milletlerin hukuku ve şerefini masa başındaki pazarlıklarla satın alınamayacağını anlamamak için ebleh olmaktan bile daha akılsız olmak lazım. İnsanlığın tarihi tecrübesinden zerre miktarı nasip almış hiç kimse, güç kullanarak bir milletin onurunun ve özgürlüğünün satın alınamayacağını çok iyi bilir.
Sadece onlar değil ki akıldan nasip almayan. Ortaokul çocuğu gibi ne yaptığı belli olmayan Macron’a ne diyeceksiniz? Koskoca Fransa tarihi bu çaylak oğlanı hak ediyor mu? İnsan utanır biraz değil mi, meşru bir hükümete karşı silahlı saldırı yapan sokak serserileri ile buluşup poz vermelere.
Macron döneminde Fransa, 5. Cumhuriyet devrinin en kaotik dönemlerinden birini yaşıyor. Neredeyse varlığı tehlike altına girmiş durumda. Kaostan daha kötü olanı, kaosu sona erdirecek bir seçenek yok ortada.
Akdeniz deyince nerdeyse siyasi merkez olarak daha düne kadar aklımıza gelen ilk ülke Fransa idi. Bugün Fransa’yı ciddiye alan bir tek devlet, bırakın devleti bir tek şirket, bırakın şirketi bir tek dernek, derneği de bırakın bir tek kişi var mı?
Arap dünyası deyince aklımıza gelen ilk ülke olan Mısır’a bakın. Bırakın bölgesini, kendi ülkesinde ciddiye alınacak bir yönetim var mı ortada?
Geçin komşumuz Yunanistan’a. Son dönemde ciddiye alacağınız, önemli sayacağınız, dikkate alacağınız, bırakın kabul etmeyi reddetmeye tenezzül edeceğiniz bir öneri görüyor musunuz?
İngiltere’ye bakın. Üzerinde güneş batmayan imparatorluğun bütünlüğünü korumayı bırakın, kendi ailesinin bütünlüğünü koruyamayan bir monarşi var. Hükümetin başında ise Johnson. Fikren ve zihnen paramparça olmuş bir ülkenin anayasal olarak da parçalanmasının adımlarını kendileri attılar. Artık İngiltere küresel denklemin bir parçası olmaktan çıktı.
Eskiden bu ülkeleri yöneten daha derinlikli bir akıl mı vardı, yoksa biz mi fazla ciddiye alıyorduk bilmiyorum.
Dışarısı böyle de içerisi farklı mı? Deprem olmuş. Türkiye yardım için veya en azından acıları paylaşmak için yollarda. Koskoca İstanbul Büyükşehir Belediyesinin başkanlık koltuğuna oturtulan Ekrem, kayak merkezine giderken yol üstündeki depremzedelere uğramış. Parti sözcüsü, buralarda dolaşma gelmişken kayak merkezine git diye ben söyledim diyor.
Ekrem, Belediye Başkanı olduğu şehri sel götürüp insanlar ölünce, Türkiye ayağa kalktıktan günler sonra, Bodrum tatiline ara verip bir saatliğine selin yıktığı bölgeye gelmişti hatırlarsanız. Buna, Allah akıl fikir versin demekten başka yapılacak bir şey var mı?
Ama küresel iklim akılsızlığın kıskacına girdi.
Bu akılsızlıkların insanlık için bir zararı olur mu derseniz? Elbette olur. Ama şundan emin olun bu akılsızlar dönüp dolaşıp en büyük zararı yine kendilerine verir.


