Bu ne çirkinliktir ya
AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin’e yönelik sistematik ve son derece çirkin bir saldırı dalgasını izliyoruz.
Dört bir yandan ve kampanya halinde yükselen saldırı dalgasının düzeyi ve yöntemleri çirkinlik sınırlarını da aşağıya çekiyor.
Aynı akıl tarafından yönetildiği izlenimi veren trol ordularının kavramlara ve sembollere saldırısına karşı henüz doğru bir refleks geliştirebilmiş de değiliz.
En temel kavramlar ve semboller kolaylıkla kirletiliyor. Trol ordularının saldırganlıklarının oluşturduğu bezginlik ve tedirginlik en temel değer yargılarını savunulamaz hale getiriyor.
Sağdan ve soldan gelen trol ordularının yöntemleri birbirlerinin kopyası gibi. Aynı yöntemleri kullanan trollerin aynı akıl tarafından yönetildiği de besbelli.
Bu trol orduları son yıllarda hiçbir gündem maddesinin sağlıklı bir şekilde tartışılmasına alan bırakmadılar. Gündemdeki her konu konu indirgenerek etiketlendi ve sloganizme kurban edildi. Sloganizmin çözeceği sorun yok.
En temel tartışma konularına bakıyorsunuz. En iddialı sözleri söyleyenlerin, en ateşli sloganları atanların konudan uzaktan yakından haberi yok. O nedenle bu tartışmalarda bir arpa boyu yol alınamıyor.
Sorun yanlış bir şey söylemek değil. İnsanın yanlış düşündüğü, doğru kavrayamadığı konular elbette olur. Ancak ne söylediği ve söylediğinin neye dayandığı belli olur da, oturur doğrusunu söylersiniz sonra anlaşırsınız veya anlaşamazsınız. Anlaşamazsanız da anlaşamadığınız konunun ne olduğunu bilirsiniz. Eğer anlaşamadığınız konu sizin değer yargılarınıza açıkça bir saldırı niteliğinde değilse, herkesin doğrusu kendine deyip, karşılıklı saygı ölçülerini koruyabilirsiniz.
En basit konuyu bile provoke ederek, en karmaşık tartışma konularını, hiç kimsenin itiraz edememesi gereken en temel değer yargılarını etiketleyerek ve slogana dönüştürerek itibarsızlaştırılmasına karşı hepimizin bu kadar çaresiz kalması iyiye işaret değil.
Siyaset ve sosyal medyanın, kişilik ve itibarın tamamen korumasız bırakıldığı, her türlü kirli bilginin hiçbir sınır tanımadan yapılabildiği alanlar olmaktan çıkarılması gerekir.
Yaşadıklarımız bize gösteriyor ki, sivil etik ilkeler ve çağrılar, bir hukuk devletinde bilginin ve itibarın korunması yükümlülüğünün gereği olan korumayı sağlayamıyor.
Hukuk devleti ilkeleri ve insan hakları ölçüleri, bir günde oluşmuş, birkaç kişinin belirlediği ilkeler ve ölçüler değil.
Her bir ilke ve her bir ölçünün gerisinde insanlığın tarihi boyunca edindiği tecrübelerin birikimi var.
Bu ilkelerin ve ölçülerin korunmasına yönelik yöntemler güncel gelişmelere göre revize edilebilir. Koruyucu kurallar tehlikenin mahiyetine göre güncellenmek zorundadır zaten. Etik ilkelerin ve çağrıların yetersiz kaldığı durumlarda, insanların en temel haklarını korumak üzere kamu otoritesinin devreye girmesini sağlayan yöntemler geliştirilmeli.
Bir trol grubu, haysiyetli insanların itibarına bu kadar kolay saldırma cesareti bulamamalı.
Herhangi bir insanın itibarının korunması bile devlet açısından son derece önemli bir görevdir ama tehlike sadece bir tek kişinin hakları ile sınırlı kalmıyor.
Doğru ile yanlış yer değiştirmeye, toplumsal aklın ekseninin kaymasına yol açıyor.
Son yıllarda gündemimize giren konulara bakın. Hangisi akıl temelinde bir fikir yürütmeye dönüşebildi ki.
Troller ordusu öyle bir etki oluşturuyor ve gündemi teslim alıyor ki, yalın gerçeği söyleyecek alan bile kalmıyor.
Bu tartışmalara öncülük eden şöhret bağımlıları var bir de. İnandıkları bir tek değer yargısı var: Şöhret.
Bazılarını samimi bir şekilde uyarmak ve samimi bir şekilde gerçeği hatırlatmak girişimlerim de oldu. Gördüm ki bu şöhret bağımlılarının gerçek diye bir dertleri yok. Eğer kendilerini gündemin önüne taşıyacak bir zemin bulmuşlarsa, hiçbir değer yargısı artık sınır oluşturmuyor.
Bu çirkinliklere son verecek adımları atmak devletin görevidir. İnsanların kişilik hakları ve itibarlarına karşı her türlü saldırının karşılığı ağır olmalı.
Kişisel hakların devlet tarafından sıkı bir şekilde koruma altında olduğuna dair inanç yerleşmedikçe hiç kimsenin huzur bulamayacağı ortada.


