Bu kafayla Gandi değil Dandi olurlar
Serdar Arseven vaktiyle çok güzel ifade etmişti. Yerli yerinde olmayan Gandi taklitleri, olsa olsa Dandi olur.
Benim gibi elli yaşını aşmış olanların iyi bildiği balonlu sakız markasıdır Dandi.
Sivil itaatsizlik deyince de akla ilk gelen eylem Gandi’nin yürüyüşüdür. Sivil itaatsizlik kavramının isim babası Henry David Thoreau’dur ama hayata geçiren Gandi’dir.
Gandi; milletinin elinden alınan bağımsızlık, özgürlük ve milletinin şerefi için yürümüş ve meşru olmayana başkaldırının sembolü haline gelmiştir.
Amerikan üniformasıyla ve Rus silahlarıyla anti-emperyalist sloganlar atarak emperyalizme başkaldırdığını sanan bazı eblehler, Gandi taklidi yapmayı geçmişte çokça denediler ama her seferinde Dandi durumuna düştüler.
Şimdi sıra, bunların vesayeti altına giren bazı baro başkanlarında.
Söylem avukat hakları ama gündemde avukatlara dair herhangi bir iz yok.
İnsanlık büyük bir krizden geçerken, işlerini kaybeden, gelirleri ortadan kalkan, maişetini temin noktasında ciddi sorunlarla karşı karşıya kalan avukatların, bu günleri aşması için en küçük bir öneride bulunan var mı?
Hem avukatların haklarını ve statüsünü geliştirmek için bu kadar olumlu tavır içinde olan bir hükümet görevde iken.
Avukatların mesleki koşullarını iyileştirmeye yönelik hangi öneriyi yaptılar da hükümet buna olumsuz yaklaştı.
Avukatlar için olumlu bir adım atılacaksa bunu bu hükümet yapmamalı diyerek yollara çıkarsanız, Medine fukarası gibi ortada kalırsınız, Gandi değil ancak Dandi olursunuz.
Avukatlar adına yaptıklarınız bu toplumda avukatların itibarını yerle bir etti. Şimdi demokratik mekanizmaların da itibarını yerle bir ediyorsunuz.
Bir meslek örgütünün yollara çıkması için en azından makul bir çoğunluğun uygun göreceği bir sebep olmalı. Meşru bir hakkınız yok sayılmışsa veya saldırıya uğramışsa, demokratik mekanizmalar içinde hak ararsınız buna meslektaşlarınız başta olmak üzere insan olan herkes saygı duyar ve destek olur.
Baroları marjinal sol partilerin yedek kulübesinden bir azınlık yönetsin demekten öte ne diyebiliyorsunuz ki?
Onun için Medine fukarası gibi birkaç kişiyle ortada kaldınız işte.
Üç büyük ilin baroları, hukuka bağlı devlet uygulaması içinde avukatların rolünü kavrayabilse ve bu rolün güçlendirilmesi baroların gündemine bir girebilse, hem avukatların hem de Türkiye’nin neler kazanacağını o zaman görürsünüz.
Karşınızda, yürüyerek gittiğinizde size koşarak gelen bir hükümet var. Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun, avukatların haklarını temel alan diyalog için attığı adımların karşılığını görmüyor musunuz?
Avukatların mesleki statülerinin geliştirilmesine Türkiye’nin de avukatların da ihtiyacı var.
Hükümet, Yargı Reformu Strateji Belgesi ile daha önce benzerini bile görmediğimiz taahhütler verdi. Bunları birer birer hayata geçiriyor. Türkiye’nin tarihinde hiçbir dönemde, avukatların statülerinin geliştirilmesi için yaşadığımız dönemdeki kadar adım atılmadı. Sadece yeşil pasaport bile başlı başına bir devrimdir.
Bugün sokaklara çıkıp yürümekten söz edenlerin, ilhamı belki de bazılarının talimatı nereden aldıklarını çok iyi biliyoruz.
ABD’den, Fransa’dan, Kandil’in çağrılarından ilham alanlar bilsin ki Türkiye oralara benzemez.
Bugün konuşmamız gereken konular, salgın döneminde zorunlu avukatlık, duruşmaların avukat ofislerine taşınarak salgın döneminde tüm avukatlara temel bir gelir sağlamak ve buna benzer avukatların rolünü artıracak ve haklarını geliştirecek konular olması gerekirken, bir grup baro başkanı koltukların korunmasından başka hiçbir temeli bulunmayan bir eylemsellik çağrısı ile yürüyeceğiz diyor. Ortalama vicdana temas etmeyen bu çağrıların doğal olarak bir karşılığı da olmuyor.
Gandi taklidi yapmaya çalışırken böyle Dandi oluyorlar anlayacağınız.
Tabii ki olan avukatlara oluyor.


