Bir mahkeme bir müptezele böyle davranmamalı
Karaköy’de yürüyen başörtülü genç kızımıza saldırıp başından örtüsünü çekip alan ve terbiyesizliğini mahkemede artırarak sürdüren müptezele en alt sınırdan ceza veren mahkeme, nasıl bir iyi hal gördüyse iyi halden cezasında indirim yapıp, bir daha suç işlemeyeceği kanaatiyle verdiği ceza hükmünün açıklamasını geriye bıraktı.
Anlayacağınız bir başörtülünün sokakta yürümesine bile tahammül edemeyen insan demeye utandığım mahluk, bir süre başka bir suç işlemez ise hiç suç işlememiş kabul edilerek pirüpak olacak.
Suç teorik olarak toplumun değer yargılarına karşı yapılmış bir saldırıdır. Bazen suçun mağduru birey olsa bile, mağdurun maruz kaldığı eylemi kural dışı haline getiren toplumun değer yargılarıdır.
Ceza da teorik olarak, değer yargıları saldırıya uğrayan toplumun gösterdiği infialin adıdır.
Devlet düzeni, suç sayılan eylemle yapılan saldırıyı önleme ve cezalandırmada etkinliğini kaybederse, toplumsal infial ortaya çıkar ve bu infialin oluşturduğu intikam duygusu toplumu temelinden sarsacak sonuçlara neden olur.
Yani, devlet düzeni herhangi bir suç işlendikten sonra, suç ile ilgili gereken müeyyideyi uygulayarak toplumun öfkesini yatıştırmalıdır.
Toplum güvenliği açısından tehlike oluşturan veya toplumda ağır infiale neden olacak eylemler varken hiçbir şey olmamış gibi davranılması, hukuk düzeninin etkinliği konusunda şüpheleri artırır, toplumsal infiali kışkırtır ve toplum düzen temelden sarsılır.
Yargı organlarının devlet organlarından biri olarak bağımsız şekilde örgütlenmesi ve kararlarını millet adına vermesinin nedeni budur.
Mini etekli kıza yapılan saldırı nedeniyle uygulanan hukuk kuralları ne ise, başörtülü kızımıza yapılan saldırıya uygulanan hukuk da aynı hukuktur.
Yargı düzeni mini etekli kızın hayat tarzını korur iken hangi duyarlılıklardan hareket ediyorsa, başörtülü kızımızın hayat tarzını korurken de en azından aynı duyarlılıkla hareket etmeli.
Türkiye’nin kat ettiği büyük bir mesafe var. Bu ülkenin bütün vatandaşlarının hatta dünyanın herhangi bir yerinde haksızlığa uğramış mazlumların tamamı bu ülkenin sokaklarında insan gibi güvenle ve kuşlar gibi özgür yaşama fırsatını bulur.
Türkiye’nin devlet organları ve özellikle de yargı organı küresel vicdan haline gelen bu ülkenin fikri birikimine sahip çıkacak duyarlılığa da kararlılığa da sorumluluğa da sahiptir.
Üstlendiği sorumluluğun farkında olmayan bir hakim, Türkiye’nin tüm fikri birikimini elinin tersiyle kenara itme hakkına sahip değil.
Her şeyi bir kenara bırakın. Bu müptezelin saldırganlığındaki aşağılığa bir bakın. Bu alçaklık Türkiye gibi bir ülkenin sokaklarında yaşandı. Bu müptezel mahkemedeki savunmasında zerre kadar pişmanlık göstermediği gibi saldırıya uğrayan kızımızı savunmak için orada olan başörtülü avukat kızlarımıza da saldırdı.
Hiç kimse böyle bir alçaklık ve müptezelliğe kanunda yazılandan farklı bir müeyyide uygulanmasını da istemedi. Kanunları uygulamak sorumluluğu verilen hakim kanunlardan aldığı yetkiyi babasının malı gibi kullanma hakkına sahip değil.
Özellikle de Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması kararı verilmesi benim şahsen yüzümü kızarttı.
Bu karar hem saldırgan müptezelin hiç bir pişmanlık göstermeden pirüpak hale gelmesinin yolunu açtı hem de saldırıya uğrayan kızımızın bu yanlış karara karşı istinafa başvurmasının yolunu kapattı.
Adına karar verdiği Türk Milletinin, karar veren hakim gibi düşündüğünü hiç sanmıyorum.
İddia ediyorum böyle bir eylem gerçekleştirip de özür dileyip pişman olduğunu açıkça ifade etmeden hakkında hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına karar verilen bir örnek daha yoktur.
Biz yargının bağımsızlığını milletin hukukunun teminatı olacak fonksiyona dönüşsün diye savunuyoruz.
Hakimler kararlarında elbette bağımsız olsunlar ama bu bağımsızlık kanunları yok sayacak bir hale dönüşmemeli.
Hakim yanlış karar da verebilir. Yanlışın da bir sınırı var. Bu kararda ben yanlış sınırının da aşıldığını düşünüyorum.


