Ayasofya bir siyasi konu mudur ki TBMM’de tartışılsın?
Eğer bir ülkenin hukuk düzeninin işleyişinin takip edilmesini de içine alacak kadar geniş bir siyaset tanımı yaparsanız, her şey siyasetin konusudur.
Örneğin insan hakları konusu bir siyasi konu mudur? İnsanlar, siyasetin alacağı bir kararla haklarından mahrum edilebilirler mi?
Öyle kavramlar ve değerler vardır ki, siyaset isterse fikir birliği etsin bu değerlerin ortadan kaldırılmasına yönelik karar alamaz.
Sizin dışınızda toplumdaki herkes fikir birliği yapsa, bir tek sizin yaşama hakkınızın elinden alınmasına yönelik karar alınabilir mi? Daha doğru soruyu şu şekilde soralım. Sizin hiç kimsenin onayı gerekmeden sahip olduğunuz hakları, siyasi bir kararla elinizden alınması meşru olur mu?
Örneğin siyaset alanında tam bir mutabakat olsa bile, sizin sahip olduğunuz bir paraya haklı bir gerekçe olmaksızın el konulması mümkün müdür?
Ayasofya konusunu tartışırken hiç kimsenin aklına, buranın bir özel mülkiyet olduğu, bu özel mülkiyetin sahibi olan vakfın, bu özel mülkiyeti Müslümanları ibadeti için tahsis ettiği, vakıf tarafından ibadet için tahsis edilen Ayasofya’nın tahsis amacına uygun olarak kullanılmasının yasaklanmasının her şeyden önce hukuk düzeni tarafından koruma altında tutulması gereken mülkiyet hakkına ve tahsis amacından yararlanma hakkı bulunan Müslümanların ibadet hakkına saldırı olduğundan bahsetmek gelmiyor.
Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettiği gün Ayasofya’yı camiye çevirmemiştir. İstanbul 27 Mayıs 1453 tarihinde fethedilmiş, Ayasofya büyük fetihten üç gün sonra 1 Haziran 1453 tarihinde cami olarak Müslümanların ibadetine açılmıştır.
Bundan 567 yıl önce, dünyada hukuk nedir mülkiyet hakkı nedir bilinmezken Büyük Sultan Fatih Sultan Mehmed Han, Ayasofya’yı şahsi servetinden bedelini ödeyerek satın almış ve vakıf olarak Müslümanların ibadeti için tahsis etmiştir.
Ayasofya’nın mülkiyeti devletin değil bir vakfındır. Bu vakfın mülkiyet nedeniyle hakları var. Vakfın tahsis amacı nedeniyle Müslümanların hakları var. Mülkiyetten doğan hakların ortadan kaldırılmasına neden olacak şekilde, siyaset alanından ister çoğunlukla isterse de mutabakatla karar alınması mümkün değildir.
Dolayısıyla Ayasofya konusu, ancak mülkiyet ve ibadet hakkına yönelik ihlalin ortadan kaldırılmasına yönelik arayışlar bakımından siyasetin konusu olabilir. Siyaset alanı, her türlü hak ihlallerinin ortadan kaldırılmasına yönelik öneriler yapabilir. Ancak hiçbir şekilde temel hakların ortadan kaldırılmasına, mülkiyet ve ibadet hakkının kısıtlanmasına yönelik öneriler yapamaz. Hatta temel hakların kısıtlanmasına yönelik öneriler aynı zamanda suçtur.
Ayasofya konusunun bir siyasi konu olarak tartışılması, hatta temel hakların korunması bağlamında bile bir siyasi tartışmaya konu edilmesi doğru olmaz.
Konu temel hakların korunmasına yönelik bir talep nedeniyle Danıştay’ın gündeminde. Danıştay bir karar verecektir. Danıştay mülkiyet hakkının ihlal edildiğine yönelik bir karar verirse de konu, Danıştay kararının gereğine göre işlem yapma sorumluluğu bulunan yürütme organının önüne gelecektir.
Ayasofya konusunu siyasetin veya TBMM’nin gündemine taşımak, Ayasofya konusunun mahiyetini tam olarak kavrayamamaktır.
Ayasofya’da ibadet hakkı, siyasetin tercihlerine bağlı bir konu değildir. Ayasofya’nın ibadete açılması konusu, mülkiyet sahibi vakfın mülkiyet hakkına, bu tahsis nedeniyle Ayasofya’da ibadet etme hakkı bulunan Müslümanların ibadet hakkına saygı duyulması gereğinden ve hukuka bağlı bir devletin bu temel hakları koruma sorumluluğundan doğmaktadır.
İkide bir de bu konuyu, Türkiye Ayasofya’yı cami olarak ibadete açarsa, batı devletleri de oralardaki camileri kapatıp kilise yapar iddiasına getirenlerin cehaletiyle bu konuyu izah etmek de mümkün değil.
Eğer batıda Müslümanlar, cami olarak kullanılan özel mülkiyete konu bir binayı satmışlarsa, satın alanlar bunu istediği gibi kullanır.
Osmanlı, İstanbul’un fethinden sonra onlarca gayrimüslim ibadethanenin varlığını sürdürmesine izin vermiştir. Ayasofya’yı da bedelini ödeyerek satın almadan önce, İstanbul’un fethinin ilk günü Hristiyan mabedi olmaktan çıkarmamıştır. Fetih için can ve kanla ödenen bedel de gerekçe yapılmamış, Büyük Sultan Fatih Sultan Mehmed Han’ın şahsi servetiyle bedeli ödenerek bir özel mülkiyete dönüştürülmüştür.
Bundan sonra batının da, doğunun da, güneyin de kuzeyin de bu özel mülkiyetten kaynaklanan haklara saygı duymaktan, bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetinin yasamasıyla yürütmesiyle ve yargısıyla bir bütün olarak bu temel hakkı korumaktan başka seçeneği yoktur.
Temel bir hakkı TBMM’de tartışmaya açmak bile yanlış olurdu. İnsanların yaşama hakkının tanınması konusunda TBMM’de bir tartışma açılması doğru olur mu örneğin? Tartışmaya açmak demek, gerektiğinde temel haklara yapılan saldırının devam etmesine yönelik bir karar alınabileceğini de kabul etmek olur. Doğru olan bu konunun hiçbir şekilde tartışmaya açılmasını kabul etmemek ve haklara saygı duyulmasını ve hakları kullanmayı talep etmektir.
Bu bakımdan AK PARTİ, Ayasofya konusunun TBMM’de tartışmaya açılmasını önleyerek en doğru kararı vermiştir.


