--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Adalet için ölüm cezası

Av. Yaşar Baş
Av. Yaşar Baş

Yargısız bir infazın savunulması asla mümkün değil.

İşlenen suçun, vahşetin derecesi ne olursa olsun, kamu düzenini hiçe sayarak cezaevinde yapılan infazın en ağır şekilde cezalandırılması gerekir.

Bu infazı savunanlar hakkında da gereken yasal işlemler mutlaka yapılmalı.

Ancak bir yandan da ceza adaleti kavramını yeniden masaya yatırmak, toplum vicdanını tırmalayan suçlara karşı verilen cezaların toplum vicdanını neden tatmin etmediğini de sorgulamak gerekir.

Daha önce de yazdım. Suç teorik olarak toplumun değer yargılarına karşı yapılmış bir saldırıdır. Bazen suçun mağduru birey olsa bile, mağdurun maruz kaldığı eylemi kural dışı haline getiren toplumun değer yargılarıdır.

Ceza da teorik olarak, değer yargıları saldırıya uğrayan toplumun gösterdiği infialin adıdır.

Devlet düzeni, suç sayılan eylemlere karşı, şiddet kullanma yetkisinin merkezileşmesi ve şiddet kullanma yetkisinin topluma ait bir kurum olan devlete devredilmesi ile doğmuştur.

Hukuk devleti kavramı ile de, devlet eliyle kullanılan şiddet kurallara bağlanmıştır.

Bu yönüyle de devlet meşrulaştırılmış şiddet tekelidir.

Herkesin herkese karşı savaş halinde olduğu (Bellum Omnium Contra Omnes) anarşi döneminin tecrübeleri, şiddet kullanmayı merkezi bir organa devrederek kargaşayı önlemeye insanlığı mecbur bırakmıştır. Şiddet yetkisinin merkezileşmesi ile kargaşa önlenmiştir. Ancak büyüyen ve örgütlenen şiddet, kişiler bakımından daha ağır tehditlere dönüşmüştür. Bu tecrübelerin sonucu olarak şiddet kullanma yetkisi kurallara bağlanmış ve hukuk devleti kavramı doğmuştur. 

Bir hukuk devletinde şiddet kullanma yetkisinin objektif sınırı yasalar, sübjektif sınırı ise toplumun vicdanıdır. Vicdani sınır, aynı zamanda meşruluk sınırıdır. 

Objektif sınırlar yani yasalar, vicdani ölçülere uygun olmadıkça, kamu düzeninin meşruluğu zedelenir ve sürdürülebilir bir kamu düzeninden söz edilemez.

İnsanlık tarih göstermiştir ki, insanlık için en büyük tehlike, devletin toplum vicdanındaki değerinin kaybolmasıdır.

Devlet düzeni, vicdani sınır konusundaki duyarlılığını hiçbir zaman kaybetmemelidir. 

En temel vicdani sınır; Ceza adaletidir.

Ceza adaleti, toplum vicdanının karşılığıdır veya olmalıdır.

Adana cezaevinde infazı gerçekleştiren şahıs belli ki, yeniden güneş görme ümidini kaybetmiş kronik bir suçlu. Ceza kuralları bu kişi üzerindeki etkisini kaybetmiş olabilir. 

Ömrünün geriye kalanında dışarı çıkma umudu kalmamış bir kronik suçlu bu infazı niye yaptı. İşlediği suçun kendince bir saygınlık kazandıracağını düşünerek. Benim gözümde bu bir alçaklık. Ama suçu işleyen, bu suçun kendisine bir saygınlık kazandıracağını düşünüyorsa, oturup düşünmemiz gereken konular var demek ki.

Bu olay üzerinden toplumun vicdani reflekslerini izleyebileceğimiz kesit oluştu.

Kanunlarımızdaki en ağır ceza verildiği halde, verilen ceza toplum vicdanını yatıştırmış değil. Kamu görevlileri basit bir defin işleminde yasadan kaynaklanan görevlerini yerine getirmeye cesaret edecek durumda değiller.

Niye böyle.

Çünkü toplum, bir genç kıza yapılan alçaklığı bilinen bütün sınırlarını aşan vahşete verilen cezadan tatmin olmuş değil.

İnanıyorum ki, Özgecan’ın katiline devlet hiç ceza vermemiş olsaydı, bu zamana kadar yaşaması zaten mümkün değildi. Vahşetin derecesi o kadar ağır ki, verilen hürriyeti bağlayıcı ceza sanık açısından bir koruma tedbiri gibi algılandı.

İnanıyorum ki, devlet Özgecan’ın katilini korumak için bütün imkânlarını da seferber etmiştir. 

Adana Başsavcısı Ali Yeldan’ı yakından tanırım. Son derece başarılı bir başsavcıdır. En duyarlı olduğu konu da cezaevleridir. Görev yaptığı her yerde cezaevlerinde örnek bir yönetim oluşturmuştur. Bu saldırı orada önlenemediğine göre, bence başka hiçbir yerde de önlenemezdi.

Cezaevini yönetmekle görevli olanlar, şimdi bu olay nedeniyle hesap verme sırasındalar.

Açığa alınan cezaevi müdürlerinin aklına, Özgecan cinayetini duydukları ilk anda, bu cinayet nedeniyle meslek hayatlarının sona erebileceği gelmiş midir acaba.

Gömleğin bir düğmesini yanlış ilikleyince, geriye kalanlar hiç ilgili olmadıkları bir hesabın ve hesaplaşmanın içinde buluyorlar kendilerini.

Eğer Özgecan’ın katillerinin cezası idam olsaydı. Bu gün bunları tartışıyor durumda olur muyduk?

 

Av. Yaşar Baş Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle