15 Temmuz davaları
Bir cümle ile özetlediğimizi sandığımız tarihi hesaplaşmanın yargı boyutunu kitaplara sığdıramayız aslında.
Eğer Türkiye’nin büyük direnişi ve zaferini anlamaya çalışacaksak, yargı boyunu anlayarak başlamamız gerekir.
15 Temmuz’un siyasi, idari, sosyal, ekonomik, psikolojik boyutları elbette var.
Türkiye’nin büyük direnişini ateşleyen tarihi kurulmaların ve başkaldırının sadece yargı boyutuna indirgenmesinden söz etmiyorum.
Ancak yargı teşkilatı Türkiye’nin büyük direnişine omuz veren çok büyük bir mücadele yürütmüştür. Sadece bir eşkıya grubunu durdurmakla kalmamış, dünyanın geriye kalanına hukuk devletinin kendini koruma refleksinin nasıl hayat kazanacağının dersini de vermiştir.
Türkiye’nin başkaldırısı bir eşkıya grubunun işgal gelişimine karşı çıkmaktan da ibaret değildir. Bir işgal girişimine karşı çıkarken, devlet düzeninde zerre boşluk meydana gelmesine izin vermemektir esas büyük başarı.
Türkiye topraklarında, tarihin en kirli, en kanlı ve en kapsamlı işgal girişimi karşısında, devletin kaybolduğu bir saniye bile yaşanmamıştır. Büyük öfkeye rağmen, devletin otoritesini devre dışı bırakan en küçük bir taşkınlık da yaşanmamıştır
Tarihin en büyük direnişine imza atan Türk milleti, ertesi sabah işine, gücüne ve günlük hayatına geriye dönmüştür. Çünkü Türk devleti, milletine sırtını dayayarak hukukunu bir an bile boşluk bırakmadan uygulamış, devletini sahada gören milletimiz de sırtını devletine dayayarak, kamu düzenini normale döndürmüştür.
Tarih bu kadar büyük bir başkaldırıya tanıklık etmedi. Benzetebileceğiniz halk hareketleri elbette olmuştur ama hiçbir tanesinde geceyi devletini ve milletini savunmakla geçirenler, ertesi gün günlük işine gücüne dönmemiştir. İşte Türk milletinin esas büyük farkı budur.
Bu büyük destanı yazanlar içinde yargı süreçlerinde görev yapanların mücadelesini ayrı bir bahiste altını çizerek asla unutmamamız gerekir.
O gece hiç tereddüt etmeden darbecilerin gözaltına alınması talimatını veren savcılarımızın ismini unutmamamız ve unutturmamamız gerekir.
Binlerce darbeciyi, hem de tarihte benzeri görülmeyecek kadar yüzsüz ve yalancı olanların yargılamasını, hiç kimsenin tek söz etmesine neden olmadan sürdürmek, bu yüzsüz ve yalancılar arasından gerçekten suçsuz olanları ayıklamak zannedildiği kadar kolay bir iş değildir.
Bütün küstahlıklara karşı, bir yönüyle devletin onurunu koruyan ama her türlü tahrike rağmen, hukuktan asla sapmayanların yaptıklarını sıradan işler olarak göremeyiz.
Dostane duyarlılık görüntüsü gerisine gizlenen sinsi kampanyalar ile bu büyük mücadelenin itibarsızlaştırılmasına asla izin vermemek gerekir.
Türkiye’nin yargı mücadelesi Türkiye’nin yüz akıdır. Üniversitelerin bu büyük mücadelenin hukuki boyutunu akademik bir pencereden incelemesi ve duruşma salonlarında hakim ve savcılarımızın ve darbecilere karşı Türkiye’nin hukukunu savunan avukatların mücadelesini bilinir hale getirmesi gerekir.
Türkiye’nin mücadelesinde yüzünü kızartacak ve boynunu eğecek hiç bir şey yok.
Başımız dik ve alnımız ak bir şekilde Türkiye’nin büyük hukuk mücadelesinin yanındayız.


