Şehitlerin kemikleri sızlıyor
Şehitlerin kemikleri sızlıyor
ALİ SANDIKÇIOĞLU
Türk milleti İslam dini ile şereflenmeden önce de aile yapısına çok önem vermiştir. Tarih kitaplarından öğrendiğimiz kadarı ile eski Türklerde aile sadece bir yuva değil; devletin temeli, kültürün taşıyıcısı ve milletin devamıdır… Tarih boyunca Türk toplumu, yalnızca savaş meydanlarındaki başarılarıyla değil, toplumsal yapısının sağlamlığıyla da dikkat çekmiştir. Bu sağlam yapının temelinde ise her yönüyle güçlü, köklü ve işlevsel bir aile anlayışı yer alır.
Aile, Eski Türklerde sadece bir yaşam birimi değil; toplumu bir arada tutan, kültürü nesilden nesle aktaran ve hatta devletin temellerini besleyen bir kurumdur. Kadın-erkek ilişkilerinden çocuk eğitimine, evlilik geleneklerinden mülkiyet anlayışına kadar uzanan bu yapı, Türklerin binlerce yıl boyunca kimliğini koruyabilmesinin en güçlü dayanaklarından biri olmuştur. Eski Türklerde aile, evlilik ve kan bağına dayanır. Evlilik yalnızca fertler arasındaki bir sözleşme değil, aynı zamanda iki soyun birleşmesi anlamına gelir.
Yakut Türklerinde evlenmek “sönmez bir ateş yakmak”, Uygur Türklerinde ise “kavuşmak” olarak tanımlanmıştır. Eve gelen gelin, evi aydınlatan bir ışık olarak görülmüştür. Dede Korkut Destanlarında kadının, evin direği ve erkeğin kader ortağı olarak betimlenmesi, toplumsal hafızada kadının yerini net biçimde ortaya koyar. Nitekim “Yuvayı dişi kuş yapar” atasözü, kadının aile içindeki yapıcı ve birleştirici kimliğini yansıtır (Alıntı Aile Gazetesi).
“Eski Türklerde kadına tecavüz eden öldürülürdü. Bir kadını taciz edenin gözüne mil çekilir kör edilirdi. Türk kızının kendini koruma hakkı vardı. Ayrıca devleti yöneten kağan tarafından Türk kızının şerefi töre/yasa ile korunmaktaydı. Kimse Türk kızına yanlış yapamazdı (Zeki Velidi Togan).
Eski Türklerde namus sözcüğü yoktu. Çünkü Türkler namussuzluk nedir bilmezlerdi. Namusa çok ehemmiyet verirlerdi. Törelerine çok bağlı idiler. Her türlü yasaya, töreye, edebe, ahlaka uymayan kötü işlerden kaçınırlardı. Türk geleneğinde kadın, bir arkadaş, bir anne bir sevgili, tek başına bir devletti. Metehan askeri bir tatbikat esnasında, at binmesini beğenip: “Çağırın yanıma gelsin!” diye buyruk verdiği binicinin, bir kadın olduğu anlaşılınca kadının: "Töre mi değişmiştir ki hatunlar er kişilerin ayağına gidecektir!” çıkışı üzerine, Metehan'ın kadının ayağına gitmesi, kadına verilen değerin en üst düzey göstergesidir. Türk'ün asaletinin ve kadına verdiği değerin neticesidir. Kadın annedir yani ailenin direğidir. O yüzden Türkler kadınlarına ve kız çocuklarına çok önem vermişlerdir. Onları geleceklerinin teminatı olarak görüp iyi yetişmelerini ve her hakka sahip olmalarını sağlamışlardır. Türk toplumu kadın ve erkeği birbirinin tamamlayıcısı olarak görmüştür. Türklerde ailenin temeli kadındır.
Türk kadını ailesinde söz sahibi olmuş ve kocasına daima destek olmuştur. Bu milattan önce de böyle idi. Avrupa, Afrika ve Arabistan’daki kadınlar köle olarak satılırken; Türk kadını her zaman hür ve özgür olmuştur.
Namus; yüzyıllardır tartışılan, herkesin ve her toplumun kendince yorumladığı, çeşitli değerlerin yüklediği soyut kavramlardan biridir. Namus, birçok ülkede iyi bütünlük, doğruluk, dürüstlük ve olumlu davranışlar olarak ele alınan, bazı kültürlerde cinsel ahlakla ilişkilendirilen bir kavramdır. Farklı kültürler için farklı anlamlara geldiği öne sürülen namusun, sosyal yaşamı düzenleyen normlarda, kişilerin birbirlerine ve başkalarına bakışında önemli rolü vardır. TDK sözlüğünde namus iki farklı şekilde açıklanmıştır. İlk olarak "bir toplum içinde ahlak kurallarına ve toplumsal değerlere bağlılık, iffet" anlamına gelmekte; ikinci olarak "dürüstlük ve doğruluk" anlamını taşımaktadır.
Geçen öğlen namazının camide eda ettikten sonra eve geldim. Televizyon kanallarının birinde öğlen kuşağı, bir hanım efendinin sunduğu program vardı. Kayıp eşleri buluyor, dargın eşleri barıştırıyor (!). Ekranda iki erkek var, ikisi de öz kardeş, ana bir baba bir. Abi olan kardeşinin nikahlı karısını almış kaçmış. Sunucu hanım bu iki kardeşin arasını bulacak (!). Abiden kaçırdığı kardeşinin eşini alıp eski eşi kardeşine verecek. Küçük kardeş de bunu kabul ediyor. Bu arada kaynına kaçan hanım telefonla bağlanıyor: “Ben eski eşime dönmem ben diğeriyle evleneceğim. O eşinden boşandı ben de boşanacağım.” Öğlen kuşağında yapılan bu tip birçok program gerçekten Türk ailesini temelinden dinamitliyor. Bizim örfümüzde, adetimizde, kültürümüzde en önemlisi dinimizde böyle alçaklık, böyle şerefsizlik, böyle namussuzluk var mı? Bu çirkin programları RTÜK takip etmez mi? Aleni ahlaksızlık, namussuzluk teşvik ediliyor, normal bir yaşam gibi gösteriliyor. Neden bu programlar yayından kaldırılmıyor? Defalarca AKİT gazetesi aracılığı ile sayın ilgili devlet büyüklerimize seslendik. Maalesef bir ses çıkmadı.
Şehitlerimizin kemikleri inanın mezarlarında sızlıyor. Onlar vatan için, din için, namus için, bil cümle maddi ve manevi değerlerimiz için canlarını feda ettiler. Bu aziz vatanı kanları ile suladılar. Gel gör ki, birileri para kazanmak uğruna en kutsal değerlerimizi ayaklar altına alıyor. Namus duygusunu, edebi hayayı, gelenek görenek ve törelerimizi ayaklar altına alıyor. Dur deme mevkiinde olanlar de nedense susuyor. Umarız ve bekleriz ki, sayın Cumhurbaşkanımız Türkiye genelindeki yerel ve ulusal kanallarda yayınlanan bu tür yayınları bir an önce kaldırsın ya da gereken düzenlemeler acilen yapılsın. Millet menfaatine verilecek böyle bir kararı sabırsızlıkla bekliyoruz. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.