• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Can Karahasanoğlu
Ahmet Can Karahasanoğlu
TÜM YAZILARI

Keyifli eylem teknikleri

11 Temmuz 2026
A


Ahmet Can Karahasanoğlu İletişim: [email protected]

Keyifli eylem teknikleri

AHMET CAN KARAHASANOĞLU

“Halden anlamak” diye bir tabir vardır. Kolay söylenen ama zor müşâhade edilebilen bir hal… 

Cebinizdeki parayla, statünüzle kavrayamayacağınız farkındalıktır halden anlamak... 

Bankadaki paranızın büyümesi zihni yoksulluğunuzu silmeye yetmez. Statünüzün en üst mertebesine yükselmeniz aptallığınızı üzerinizden söküp atamaz. Gelir artmıştır, size duyulan saygı da. Ama içinizdeki canavar şımarmıştır. Daha fazlasını ister. 

Bir de çocuklukta çok fakir olup yoksulluğun tüm merhalelerini atlatan zenginler vardır. Halden anlayan zenginler… Fazla görünmeyi sevmezler. Fazla konuşmayı sevmezler. Sevdikleri yemekleri bile fazla isteyemezler. Porsiyonları çocukluklarından kalma bir alışkanlıkla hep ufaktır. Yoksulluğun mirası işte budur. Sonradan paraya sahip olup halen doğal haklarını isterken bile utangaç davranan o insanları çok önemsiyorum. Halden anlayan bir yapıları var. Göstermenin şehvetine müptela gardrop medeniyetinin kölesi olmamışlar. 

Bu yüzden bazı insanlar, kalabalık bir ortamda rahatça söz alıp fikrini savunurken, bazıları en doğru düşünceye sahip olsa bile susmayı tercih eder. Tartışmaya girmek istemez. Görüş belirtmekten kaçınır. Çünkü çocukluğundan beri öğrendiği görünmez kural şudur: Sessiz kalmak daha güvenlidir.


Buna artist psikiyatrlar gibi ‘özgüven eksikliği’ demek en kolayı olurdu. Hayır, bu bambaşka bir halet-i ruhiye. Sanki hayatın insana öğrettiği naif bir savunma biçimi. 

Gelir ne kadar artarsa artsın, zihnin bir köşesinde hep aynı cümle dolaşır:

‘Ya bir gün yine biterse?’

Geçmişte yaşanan o yokluk trajedisi, geleceğe karşı bitmeyen bir alarm sistemi kurmuştur. 



Dışardan bakıldığında tutumluluk gibi görünebilir. Aslında çoğu zaman bunun adı tasarruf değil, yoksullaşma korkusudur. 

Charlie Chaplin parasını yatağının altına koyarmış. Bankaya yatırmak istemezmiş.  Çocukluğunda yaşadığı yoksulluk öyle korkutmuş ki, bir anda yoksulluğa düşme korkusuyla yaşarmış. 

Çok lüks bir restoranda zorunlu bir yemek toplantısında, beş yıldızlı bir otelde zihinlerinde hep şöyle bir his dolaşır:

‘Benim burada ne işim var?’

Bu duygu, paranın eksikliğinden değil, aidiyet eksikliğinden doğar.

Bazı insanlar lüksü reddettikleri için sade yaşamazlar; sade yaşamayı hak ettiklerine inandıkları için lüksten uzak dururlar.


 O YEMEKLER ADAMI HASTA EDER

Rahmetli Mehmet Şevket Eygi’nin anlattığı dikkat çekici bir hatırayı köşeme taşımak istedim. Bir dostuna şöyle demiş:

‘Dışardan yemekleri gözüken restoranlarda yemek yeme. Ordan geçen nice yoksulun gözü o yemeklerde kalıyor. O yemekler adamı hasta eder.’


Daha önce hiç düşünmemiştim. Muhteşem bir bakış açısı. İşte insan olmanın kâmil yetilerine erişmiş bir muhterem şahsiyetin tavrı. Vicdana ‘dile gel’ denilseydi o da aynı şeyi söylerdi.

 Çocukluğumda hatırlarım, annem ‘evde ye, dışarda yersen birinin canı çeker’ derdi. Bize hiç dışarda yemek yedirmezdi. Bu yüzden restoranların dış mekanlarında yemek de çok hoş değil. 

Allah gani gani rahmet eylesin M. Şevket Eygi ağabeye… 

Bugün sosyal medyada her yerde insanlar yediklerini ahlaksızca paylaşıyor. Çok acımasızca bir şey. Tıpkı babalar günü kutlanırken babasız bir çocuğun gözlerindeki acı gibi. Anneler günü kutlanırken aynı şekilde annesi olmayan bir çocuğun düştüğü durumu düşünün. 

Tüm bu saçma kapitalizm ürünü olan günleri devlet eliyle imha etmek lazım. Lüks hayatları paylaşmak tacizdir. Güzel bir bedeni paylaşmak tacizdir. Mutlu aile fotoğrafları paylaşmak tacizdir. Kusursuz sofra fotoğrafları paylaşmak tacizdir. Yoksulları, doğuştan engelli insanları, evlenemeyen bekarları taciz eden dünyadan zenginlere de hayır gelmez. 

Her şeyin çok görünür olduğu bir dünyada içe yönelmek gittikçe biraz daha zorlaşıyor. Birilerinin acımasızca tükettiği hayatı izleyen seyirciler ırkı ezikliği dünyanın kanseridir. Bu kanserli hücreyi aldırmak için lüks tüketim kültürüne yönelik mekanları pasif eylemlerle protesto etmek namuslu insanların görevidir. Starbucks kahve zincirinin önüne gidip bir anda Gazze’deki katliamdan görselleri sergilemek, oturanların masasına katliamdan kanlı resimleri bırakmak. ‘Şimdi keyifle kahvenizi yudumlayın’ diye bir uyarı yazısı yazmak o görsellerin altına. Bunlar pasif eylem çeşitleridir ve çok keyifli işlerdir. Lüks restoranların önüne gruplar halinde gidip peynir zeytin ekmek yiyerek restoranın kapısının önüne halı serip oturmak. Bu gibi davranışlar restorandakileri rahatsız eder ve mübarek bir iş yapmış hissi uyandırabilir. Bu eylemi yaparken mail adresimden bana da haber verirseniz ya da gazeteden telefonumu alıp bilgilendirirseniz ‘İnsan başkasının açlığını unutarak tok olamaz’ şeklinde bir pankart hazırlayıp eyleminize mütevazi bir katkıda bulunmak isterim. 

Hey gidi eski insanlar… Nimetin gösterişe dönüşmesini hiç hoş karşılamazlardı. Ruhları şad olsun. 

Bizlere de örnek olsun.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23