Ömer Muhtar’ın oğlu Muhammed Muhtar (vefât 12 Temmuz 2018) ve Enver Paşa’nın torunu Arzu Enver
Ömer Muhtar’ın oğlu Muhammed Muhtar (vefât 12 Temmuz 2018) ve Enver Paşa’nın torunu Arzu Enver
HALİT KANAK
Enver Paşa ve Ömer Muhtar.. Yolları Libya Çöllerinde birleşen iki büyük kahraman. Bu ikilinin Libya’da verdiği mücâdele unutulmadı. Onların kahramanlıkları; hem çocuklarına, hem de bu asil iki ülke halkına sirayet etti.
12 Temmuz 2018 Perşembe günü iki bayram arasında (28 Şevval), Bingazi’nin El-Hadaig bölgesindeki evinde vefât eden "Çöl Aslanı" lakaplı Ömer Muhtar'ın oğlu 97 yaşındaki Muhammed Ömer Muhtar, Libya’nın bir çakıl taşını vermem diyerek Libya’yı İtalyan işgâline karşı ölümüne savunan Enver Paşa’nın oğlu Ali Enver’in kızı Arzu Enver’le 2012 yılında İstanbul’da buluşup hasret giderdiklerinde, Türkiye ve kardeş ülke Libya halkı da onlar nezdinde buluşup hasret gidermiş oldular.
Çünkü, Turgut Reis’in Saint-Jean şövalyeleri ve İspanyollardan 1551 yılında fethettiği Libya, asırlar boyunca bizde kalmış, İtalya işgâlcilerine karşı Enver Paşa’nın başlattığı mücâdelesinde ortak direniş göstermiş etle tırnak gibi olduğumuz dost ve kardeş Libya Halkı bizden kopamayacakları gibi, bizler de asla onlardan vazgeçemeyecektik..
MUHAMMED MUHTAR
Enver Paşa’nın tek oğlu olarak 1921'de dünyaya gelen Ali Enver’in doğduğu günlerde; Libya'nın doğusundaki Menife Kabilesinin Gays Ailesine mensup büyük mücâhid Ömer Muhtar’ın da Uveyliyye bölgesinde bir oğlu dünyaya geldi. İtalyanlara karşı savaş bütün şiddetlyle devam ediyordu.
İsmini Muhammed koydular. Muhammed 6 yaşlarında iken babası Ömer Muhtar’ın isteği üzerine annesiyle birlikte 1927’de Mısır’a gittiler. Bu gidişle Muhammed Ömer babasını son kez görmüştü. Babası İtalyanlara karşı kesintisiz savaş halindeydi. Enver Paşa’nın oğlu Ali Enver ise Türkistan’ı işgâl eden komünist Rusya’ya karşı Türk topraklarını savunan babası Enver Paşa’yı hiç görmemişti.
Ali Enver, babası Enver Paşa’nın 4 Ağustos 1922’de Rus birliklerince pusuya düşürülerek şehit edildiğinde öksüz kaldığı gibi, Muhammed Ömer de babası Ömer Muhtar’ı, İtalyanların 16 Eylül 1931’de idam ederek şehit etmesiyle 10 yaşında öksüz kalmıştı.
Muhammed Ömer Muhtar, babasının şehit edilmesinden sonra, 14 yıl daha Mısır'ın farklı bölgelerinde yaşadı. İskenderiye kentindeki Eş-Şatibi Medresesi'nde okudu. 21 yaşında iken 1942'de İzze el-Feyumi ile evlendiği yıllarda Ali Enver de TBMM’de 1939 Temmuz’un da çıkarılan özel kânûnla annesi ve kardeşleriyle sürgünde yaşadığı Fransa’dan yurda dönmüş babasının izinde subay olmak için hava harp okulunda okumaktaydı.
Muhammed Ömer Muhtar 1964 yılında eşini kaybettiğinde Ali Enver de aynı yıl, 1948 yılında evlendiği eşi Perizat Hanımla olan evliliğini noktalıyordu.
Ali Enver 6’ıncı dönem milletvekili (1939-1944) olan Gazeteci Abidin Daver’in kızı Perizat hanımla evliliğinden 1955’te Arzu ismini verdikleri bir kızı dünyaya gelmişti. Bu yavru Ömer Muhtar’ın oğlu Muhammed Ömer Muhtarla 2012 yılında İstanbul’da buluşacak olan Arzu Enver’den başkası değildi.
Ali Enver, 1956 yılında da pilot yüzbaşı iken girdiği kurmaylık sınavlarını başarıyla kazandığı halde Enver Paşa’nın oğlu olduğu için kurmay yapılmayınca çok sevdiği askerlik mesleğinden istifa etti.
Ancak 1921 doğumlu Ali Enver, önüne gelen her dost meclislerinde annesinden, amcası Nuri Paşa’dan ve büyük amcası Halil Paşa’dan dinlediği kadarıyla babası Enver Paşa’nın kahramanlıklarını anlatırken, yine 1921 doğumlu Ömer Muhtar'ın oğlu Muhammed Ömer Muhtar da Bingazi'deki evinde ziyarete gelen herkese duyduğu ve bildiği kadarıyla Enver Paşa'nın Libya çöllerindeki kahramanlıklarını anlatıyordu..
Muhammed Ömer Muhtar ve Ali Enver’in doğdukları 1921 yılından 10 yıl geriye gittiğimizde, Enver Paşa 1911’in Ekim Ayında Berlin’de askeri ataşe iken İtalya’nın saldırısına mâruz kalan vatan toprağı Libya’yı düşmana bırakmayacağına yemin etmiş, bir avuç Türk Subayı ile geldiği Libya’da Senûsilerden kurduğu 25 bin kişilik kuvvetle İtalyanlara karşı destan yazıyordu.
Sireneykaya ve diğer bütün cephelerde askerlerin Enver'in topu “Midfa'i Enver” dedikleri topları getirtmiş İtalyanlara göz açtırmıyordu. Üstelik kendi adına bastırdığı “Enverî” ismi verilen paralar yerel halk nezdinde büyük rahatlık sağlamıştı.
Bunlarla kalmayan Enver Paşa, Ayn el-Mansur’daki Karargâhına kendisinden görev istemek için gelen Ömer Muhtar’ın liderlik vasfını ve savaşçı ruhunu keşfetmiş, Ömer Muhtar’ı Kuşçubaşı Eşref’e teslim ederek hızlıca gerilla eğitimine tâbi tutturarak yetiştirmişti.
Ayrıca Enver Paşa, etkili baskınlar yapabilmesi için Ömer Muhtar’a bizzat öğrettiği şekliyle kuvvetlerini 100 ve 300 kişilik gruplara ayırma taktiğini defalarca uygulatmış, 1912 Ekim’inde Balkan Savaşları başladığı için İstanbul’a çağrıldıklarında Ömer Muhtar’ı Libya’da direniş kuvvetlerinin başında bırakmıştı. Ancak ona sonuna kadar destek vermeyi asla bırakmamıştı.
Harbiye Nâzırı olduktan sonra da Birinci Dünya Savaşı’nın en şiddetli dönemlerinde dâhi Libya’yı aksatmadı. Hatta Libya savunması için kardeşi Nuri Paşa’yı tekrar Libya’ya yolladı. Ömer Muhtar’ı da Nuri Paşa ile buluşmak ve birlikte çalışmak üzere Nuri Paşa’nın karargâh kurduğu aynı zamanda Ömer Muhtar’ın 1862’de doğduğu yer olan Butnan’a gönderdi.
Zâten Enver Paşa Libya’da iken bizzat seçerek İstanbul’a gönderdiği 365 kabiliyetli genç, yine Enver Paşa’nın takibinde subay olarak yetişmişti. Enver Paşa bu subayları Libya’ya sevkederek doğrudan Ömer Muhtar’ın emrine verdi.
Yetmedi; Enver Paşa birde Sultân V. Murad'ın torunu harp okulu mezunu Şehzâde Fuat Osman Paşa’yı Orgeneral rütbesiyle Libya Kuvvetleri Komutanı olarak atadı. Fuad Osman Paşa Birinci Dünya Savaşı boyunca burada ciddi savaşlar verdi.
Bu arada Enver Paşa Libya’daki Senûsi Hareketinin lideri Ahmed Senûsi’yi “Teşkilât-ı Mahsûsa” elemanlarıyla getirttiği İstanbul’da Topkapı Sarayında uzunca bir süre misafir etti. Sûltân Mehmed Reşad’ın vefâtıyla yerine geçen Sûltân Vahidettin’e Eyüpsultân’da kılıç kuşatırdı.
Diğer taraftan Ömer Muhtar da Libya direnişi için Enver Paşa tarafından gönderilen Şehzâde Osman Fuad Paşa’yla 1919’a kadar çalıştı.
1919’da Şehzâde Osman Fuad Paşa, Türkiye’ye dönmek için geldiği Tunus’ta Fransızlar tarafından gözaltına alınarak kalleşçe bir tutumla İtalyanlara teslim edilince, Ömer Muhtar elindeki bütün İtalyan esirler karşılığı Şehzâdemizi serbest bıraktırarak İstanbul’a dönmesini temin etti.
Bundan sonra Enver Paşa’nın Harbiye Nâzırı iken Alman denizaltıları ile gönderdiği cephanelerle şehit edildiği 1931 yılına kadar mücâdelesine devam etti.
Enver Paşa bizim Libya ile ilişkilerimizi o denli sıkı sıkıya bağlamıştı ki, bu bağ küllense de asla bitmedi. Öyle ki; İznik, Of, Çatalca Kaymakamlığı da yapan Hakkari Valisi Sadullah Kuloğlu Libya’nın bağımsızlığında Libya Kralı İdris Senûsi tarafından ilk Libya Başbakan’ı olarak atanmış, (Libya’nın talebi bakanlar kurulumuzun özel izniyle) 28 Mayıs 1952 tarihinde vefât edene kadar görevini yürütmüştü. (Oğlu Orhan Kuloğlu basın-yayın genel müdürlüğü yaptığı gibi bir dönem Türkiye’nin Libya özel temsilciliğinde bulunmuştur.)
Akabinde Libya’nın kalkınmasında önemli rol oynayan müteahhitlerimiz bir biri ardına çıkarma yaptılar. Ardından Arap baharı diye adlandırılan sivil ayaklanmada rejim değişince bu kez de ne idüğü belirsiz ülkelerce sömürülmesine izin vermeme adına Mehmetçiğimiz Libya Halkının menfaatlerini korumak için çıkarma yaptı.
Böylece Mehmetçik; 1912’de Balkan Savaşları nedeniyle Uşi Anlaşması ile resmiyette terkettiği (fiiliyatta değil) topraklarla 100 yıl sonra kucaklaşırken, diğer taraftan “Türk Devlet Aklı” Ömer Muhtar’ın 1921 doğumlu oğlu Muhammed Muhtar ile Enver Paşa’nın yine 1921 doğumlu oğlu Ali Enver’in kızı Arzu Enver’i 2012’de İstanbul’da kucaklaştırdı.
Hâlen “Şeyhü’ş-şühedâ olarak anılan Ömer Muhtar’ın çocukları ile Libya coğrafyasında başına yemin edilen Enver Paşa’nın çocukları şimdi Libya’da yine birlikte destan yazdılar, yazmaya devam ediyorlar.
Bizim de şahit olduğumuz (sivil ayaklanma başlamadan iki hafta önce Şubat 2011'de sevgili kardeşim Fuat Yıldız’la Trablusgarp’ta idik) ve hiçbir zaman tasvip etmediğimiz Libya'da çıkan karışıklık ortamı, istemesek de inisiyatif almamız gerekliliğini ortaya koymuş ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın attığı cesur adımlar sayesinde Libya'da ay yıldız bayrak yeniden dalgalanmış ve işin bir tarafında hep olmuşuz.
Öyleyse; TBMM Genel Kurulu'nda Türk Silahlı Kuvvetlerinin Libya'daki görev süresinin 2 Ocak 2026'dan itibaren 24 ay uzatılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi kabul edilmişken (Tezkere şeklen Türk askerinin Libya'daki görev süresinin uzatılması gibi görülse de esasında Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki egemenlik haklarına, Kuzey Afrika'daki stratejik derinliğine ve kardeş Libya halkının refah ve mutluluğuna yöneliktir) bugünden sonra isteğimiz, “şartlarına hiçbir şekilde uyulmamış bir anlaşma ile elimizden alınan Rodos dahil 12 Ada karşılığında İtalya'ya bırakılan Trablusgarb ve Bingâzi, 12 Ada bize verilmediği için tarafımıza iâde edilmelidir” teziyle bu çalışmayı yürütmek olmalıdır..