Cezaevleri dolup taşmakta
Cezaevleri dolup taşmakta
SEFA SAYGILI
Türkiye’de 402 cezaevi bulunmaktadır. Cezaevlerinin toplam kapasitesi 304.390 kişidir. Halen cezaevlerinde bulunan hükümlü ve tutuklu sayısı ise Haziran 2026 tarihi itibarıyla 421.583 kişidir. Bu sayıya denetimli serbestlik kapsamında salıverilen 290.239 hükümlü ile adli para cezasını ödeyemeyip kamuya yararlı işlerde çalışan kişiler dâhil değildir. Aynı nüfusa sahip Almanya’da toplam hükümlü/tutuklu sayısı sadece 59.056 kişi iken ülkemizdeki vahim durum, ceza hukukunun ve uygulamasının ciddi sorunlar taşıdığını göstermektedir.
Yargıda dosya sayısı da alarm vermektedir. Ceza Mahkemelerinde derdest dosya sayısı 2.232.599, Hukuk Mahkemelerinde 3.055.094, İdari Yargıda ise 316.031 rakamlarına ulaşmıştır. Cumhuriyet Başsavcılığında derdest soruşturma dosya sayısı ise 5.917.271’dir.
İcra dosya sayısı 25 milyonu aşmıştır. Aynı şekilde sabıkalı sayısı 8 milyonu geçmiştir. Ayrıca adil ve doğru yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’nde on binlerce bireysel başvuru dosyası bulunmaktadır. 86 milyon nüfusa sahip ülkemizde bu denli yüksek dava dosyaları toplumun sağlığını ve güvenliğini yitirdiğini göstermektedir.
Avrupa’nın en büyük adliyesi olan İstanbul Adliyesi ve dünyanın en büyük adliyesi olan İstanbul Anadolu Adliyesi övünülerek açılmıştı. Devasa büyüklükteki adliyeler yeterli gelmediğinden ek hizmet binaları açılmaya, hızla yeni adliyeler yapılmaya başlanmıştır. Aynı şekilde yeni cezaevleri inşa edilmeye ve törenle açılmaya devam etmektedir.
Şehrin en büyük binalarının, adliye ve hapishane binaları olması o şehirde suçların yaygınlaştığını gösterir. Suç şehrinde yaşamak ise mümkün değildir. Canınız, malınız emniyette değildir. Maalesef ülkemizde gerek ithal yasalar ve uygulamaları, gerekse ahlaki çöküntü suçları artırmaktadır. Neredeyse şehirlerimizin en görkemli yapıları adliye sarayları ve hapishane binaları olmuştur.
Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 2005 tarihinde Türkiye’de hükümlü/tutuklu sayısı 50.000 civarında iken 2026’da hükümlü/tutuklu, denetimli serbestlik uygulanan toplam kişi sayısının yaklaşık 711.822 kişiye ulaşması halkımızın suça meylettiğini göstermez. Sorun, yeni ithal ceza kanunu ve uygulamasından kaynaklanmaktadır. Suç ve ceza siyasetinde amaçlanan; ıslah, caydırıcılık ve tekrar topluma kazandırma hususlarında başarı sağlanamamıştır.
Cezaların dengesiz ve orantısız artırılması, öfke ve kin duygularını körükleyerek kişileri suç makinesine çevirmektedir. Aslolan uzlaşma ortamının sağlanmasıdır. Kişileri muhbir vatandaş haline getirmek, sürekli delilsiz/belgesiz şikâyete özendirmek toplum barışını bozacağı gibi suçların artmasına da sebebiyet verecektir. Ceza yasasında suçta ve cezada kanunilik ilkesi esnek tutulmuştur. Özellikle hakaret, tehdit ve yaralama suçlarında, suçların unsurları ve tanımı geniş yorumlanarak neredeyse her fiil suç kapsamında yorumlanabilmektedir.
Aile içi suçların nitelikli suç kapsamına alınması sebebiyle şikâyetten vazgeçme mümkün olamamaktadır. Tartışan kardeşler, eşler duruşma salonlarında şikayetçi olmadıklarını söyleseler de kamu davası gereğince ceza mahkumiyetleri verilmektedir. Birisinin kolundan tutmak/çekmek yaralama suçu kabul edilmektedir (TCK m.86). Şişko, kel, komünist demek hakaret suçu kabul edilmektedir (TCK m.125 gerekçesi). Hatta kişinin sahibi olduğu bağında, bağ çubuğunu kesmesi halinde suçun nitelikli hali olan 6 yıla kadar ceza verilebilmektedir (TCK m152/c.). Fuhuş yapmayı ve kumar oynamayı suç olarak tanımlamayan kanun düzenleyiciler, belirsiz/orantısız suç ve cezalar ihdas etmişlerdir.
Yeni Ceza Yasasının redaktörlüğünü yapan akademisyenler Ekrem İmamoğlu’na hukuki mütalaa verme aşamasına gelmişlerdir. Ceza yasasının hazırlanmasında bulunan akademisyenlerden biri hakkında da birden çok soruşturma ve ceza dava dosyası bulunmaktadır. Toplumda onarılmaz yaralar açan bu yasalardan kurtulmalıyız. Eski ceza kanununda korunan hukuki yarar kamu güvenliği ve genel ahlak iken yeni yasada kişi özgürlüğü korunan hukuki yarar kabul edilmiştir. Gelinen aşamada, yargıdaki veriler vahameti göstermektedir.
Sadece yasalar ve uygulamalardan kaynaklanmayan derin fikir sapmaları ile de karşılaşıyoruz. Eskinin hızlı mücahitlerinden olan bir yazar; topluluğa yaptığı konuşmasında, “..devlet ahlak empoze edemez. Ahlakla ilgilenmemeli..” diyebilmektedir. Aynı şekilde yılların dini kitaplar yayınlayan kitabevi sahibi ise ahlak seferberliği yapılsın, fuhuş yasaklansın, müstehcenlik, hayasızca hareketler, teşhircilik yasaklansın dediğimizde maalesef “.. Kuzey Kore mi olmamızı istiyorsun ..” şeklinde itiraz etmektedir. Yine dindar camiada kıdemli bir avukat özgürlükçü olduğunu vurgulamak için “..kadın avukatların kılık kıyafetlerine karışılmamalı, adliyeye ister başörtüsüyle isterse mayoyla gelsin...” diyebilecek bakış açısına ulaşmıştır. Kuzey Kore olmak isteyen yok ama Tayland’ın ahlaki çöküntü yollarında hızla ilerliyoruz.
Toplumlar, yasalara göre davranırlar. Suçların önlenmesi ve suçluların ıslahı adil ve doğru yasalarla mümkündür. Adil ve doğru yasalar olmadan adaletli yargılamadan da bahsedilemez. Temel kanunlarımız olan Medeni Kanun ve Ceza Kanunu’nun bilge hukuk mimarları tarafından yeniden düzenlenmesi ile insanımız, aile ve toplum huzura erer. Doğal hukuk kapsamında, inanç değerlerimize uygun, insanımızın kültür ve gelenekleri ile çatışmayan milli ve yerli yasalar yapılarak sağlıklı insan ve toplum hedefine ulaşılabilir.