Üç polis kaçak, ikisine ceza, siz neye seviniyorsunuz?
Diyor ki paralel gazete: “Böcek davasında 8 beraat, casusluk yok”..
Peki kararda başka ne var?
Çok önemli üç husus..
Birisi; “Üç sanık yurtdışında olup, yakalanamadıkları için davalarının ayrılması..”
İkincisi; davanın sanıklarından İlker Usta ve Sedat Zavar’ın 7.5’ar yıl hapis cezasına çarptırılması..
Üçüncüsü de, beraat edenlerden ikisi hakkında zaten Başbakan’ın şikayetinden vazgeçtiği..
Bu bilgiler ışığında Başbakan’ı dinleme davasındaki kararı değerlendirirsek..
Önce şu tesbiti yapalım..
Biz bu davaya nasıl başlamıştık?
“Paralel yok. Dinleme yok. Böcek yok.. Hepsi uydurma.”
Emniyet müdürlerinden Ali Fuat Yılmazer, altın madencisi Akın İpek’in televizyonunda bağırıp çağırıyordu: “O böcek dedikleri şey, müzelik.. Gelsinler, dinleme ne ile yapılır, ben onlara öğreteyim.. Öyle tarih olmuş aletlerle dinleme mi olurmuş!”
“Böcek suçlaması ile aranan polisler kaçak değil.. Devletin görevlendirmesi ile Hindistan’a gittiler.. Devlet, kendi görevlendirdiği polisi, kaçak gibi tanıtıyor.. AK Parti’ye de, yöneticilerine de yazıklar olsun!”
Peki “Başbakan’ı dinleme davası”nda, bugün nereye geldik?
Kaçak polisler, aylarca yurda dönmediler..
İkisi, oradan oraya, oradan buraya kaçıp izlerini kaybettirmek isterken.. Son olarak gizlendikleri Romanya’da yakalanıp, iade edilerek Türkiye’ye getirildiler de.. Öyle yargılandılar..
Diğer üç polis ise, hâlâ yurtdışında kaçak yaşıyorlar..
Yurda getirilen iki polise önceki gün itibari ile 7.5’ar yıl hapis cezası verildi..
Burada sevinilecek ne var?
Gülen sempatizanları söylesinler, bunun nesine seviniyorsunuz?
İki kişinin dinleme yaptıkları tescillendi mi?
Yerel mahkeme açısından evet..
Bunun sonrasında kaçak olan üç polisin yakalanıp yurda getirilmesi var mı?
Var..
Onlar geldiğinde, beraat edenler hakkında yeni delil çıkma ihtimali var mı?
Var.
Hem de yüksek ihtimalle..
Dolayısı ile beraat edenler için tekrar dava açılıp, mahkum edilmeleri mümkün mü?
Mümkün..
Öyle ise, neye seviniyorsunuz?
•
Gülen sempatizanları oturup ağlamalı idiler..
“Hocamızın taziye ilanlarında, ‘samimi sesi, kalbe sürur veren’ dediği Başbakanı... Bizim savunduğumuz... ‘Onlar masum’ dediğimiz... ‘Onlar yurtdışı görevi ile Hindistan’a gittiler, kaçmadılar’ dediğimiz... ‘Himmet paraları ile tuttuğumuz avukatlarla savunmalarını üstlendiğimiz’ polisler, gizlice dinledikleri için mahkum oldular..” deyip ağlamaları gerekir iken..
“Böcek davasında karar: 8 beraat” diyorlar..
Oysa biraz daha bekleseler, o beraat edenlerin de nasıl mahkum olacaklarını görecekler..
Şu anlık kurtuldular, ama “şu anlık”..
Yurtdışından üç polis getirildiğinde..
Toplanacak diğer delillerle birlikte..
Örgüt yapısı deşifre edilince..
Sadece dinlemeyi yapanlar da değil..
Dinlemeyi yapanları medyada koruyup gözetenler..
Yurtdışına çıkmalarını sağlayanlar..
Yurtdışında kaçak olarak yaşamalarını sağlayanlar..
Onlara maddi destekte bulunanlar..
“Örgüt üyesi olmak”la suçlanıp..
Cezaevine tıkılacaklar..
Bunun neyine seviniyorsunuz ki?
•
“Casusluktan beraat ettik ama..” diyecekler..
Bence ona da pek sevinmesinler..
Şahsi kanaatim..
Gülen sempatizanlarının kendilerinin, başlangıçta bilerek casusluğu yapmadıkları..
Ama saflıklarından..
Casuslarla fazla haşır neşir olmalarından..
İhtiyaçlarını casuslara gördüklerinden..
Sırf kendi menfaatleri için kullanmak üzere yaptıkları dinlemelerin, casusluk faaliyetinde de kullanıldığına ve buna bir noktadan sonra ses çıkaramadıklarına inanıyorum..
Dışişleri Bakanı, MİT Müsteşarı, yetkili general görüşmesini, bir dış güç, tek başına nasıl dinleyebilir ki?
Mutlaka yerli unsurlar kullanıldı.
O “yerli unsurlar” da..
“Dünyanın 160 ülkesinde, Türk okulları açtık” diyen..
Ama açtığı o okulları hep CIA’in himayesinde yaptıkları için, fazla senli-benli olan Gülen sempatizanları..
İlk mahkumiyeti aldılar..
Hem de çok önemli bir davadan..
Başbakan’ı dinleme davasından..
Dinleme palavra değil.
Hikaye değil..
Gerçek..
Dersane tartışmalarının ayyuka çıktığı 2013’lerde de değil..
Taa 2011’lerde.
Birazcık sabrederseniz, devamında, diğer suçlamalar için de, çok somut deliller çıkacaktır..
Bu noktada..
Gülen’in bir sohbeti aklıma geliyor..
40 arkadaş el ele tutuşup, uçurumdan aşağıya inerken, yuvarlanıvermişler..
Biri sağ kalmış. Onun da değerlendirmesi şu olmuş: “Az kaldı, bir sakatlık çıkaracaktık”.
Gülen’in anlattığı bu fıkra, aynıyla kendi başına geldi!







