Reza’da ne var ki, Aydın Doğan’ın naylon şirketlerine bakın siz!.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, “kağıt üçkağıdı” davasında nihayet kararını vermiş.
Tam 1 sene 9 ay oldu..
Dosya Yargıtay’da bekletiliyordu.
Çünkü Aydın Doğan’ın o belgelerle, beraat etmesi mümkün değildi..
Fetullah Gülen’in özel avukatı Hasan Günaydın, Aydın Doğan’dan vekalet alıp, dosyaya ismini ekletince..
Artık bu dosyadan kurtulmak için yapabilecekleri her şeyi yapmış oluyorlardı..
Yapılacak her şeyi yaptılar..
Ve artık, dosyanın zamanaşımına uğraması için beklemeye başladılar..
Geçen hafta, satır arasında küçük bir haber çıkmıştı, Sözcü gazetesinde..
“Aydın Doğan kazandı” diye..
Sözümona 27’ye karşı 10 oyla, Aydın Doğan beraat etmişti..
Ama bu haber, başka hiçbir yerde çıkmayınca, üfürme olduğu anlaşıldı..
Meğer toplantı dün yapılmış..
AA yeni hali ile geçti haberi..
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 24’e 23 oy ile, davanın, esastan değil de, usulden yanlış olduğuna hükmetmiş..
Kıl payı verilen kararın içeriği de biraz karmaşık..
Biz basitleştirelim..
Aydın Doğan, “kağıt üçkağıdı” gibi çok ağır bir suçlamadan, hiç eğip bükmeden yazalım, hırsızlık isnadından, beraat edememiştir!
Bugün onun sahibi olduğu medya organları ne yazarlarsa yazsınlar..
Onlara tek sorunuz, balonlarını söndürür: “Yerel mahkeme beraat kararı vermişti. Hırsızlık yok ise, Ceza Genel Kurulu da bu kararı onardı.. Olay biterdi.. Ceza Genel Kurulu onama vermediğine göre.. Hırsızlık suçlaması nasıl düşmüş olabilir ki?”
Gerçekten de..
Ortada bir üçkağıt yok ise..
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, oybirliği ile, yerel mahkeme kararını onama kararı verirdi.
Biz de şapa otururduk. Adeta Aydın Doğan’a iftira etmiş pozisyonuna düşerdik.
Ceza Genel Kurulu, beraat kararını onamadı.
“Davanın açılış şeklinde kanuna aykırılık var” dedi..
Bu ne?
Usûli bir karar..
Kıldan tüyden işler.
Hani önceki gün, 5 yıllık tutukluluk süresi dolduğu için, 6 kişinin ölümünden sorumlu bombacıya yardım edenler tahliye edildiler ya..
Suçsuz oldukları için değil.. 5 yıllık süre dolduğu için tahliye oldular ya..
Veya Danıştay cinayetinn faili Alparslan Arslan.. Dosyadaki karışıklıklar sebebi ile 10 yıllık cezaevinde kalma süresini doldurduğu için, tahliye edilmeye kalkıldı ya.. İkinci bir suçu olmasaydı, tahliye de edilecekti ya..
Danıştay cinayetinin faili olmadığı için değil.. Cezaevinde yatma süresini doldurduğu için değil.
Kıldan tüyden, usûli sebeplerle tahliye edilecekti ya..
İşte onun gibi..
Aydın Doğan da, benzeri kıldan tüyden gerekçelerle, “kağıt üçkağıdı” davası sebebi ile cezaevine girmekten, şimdilik kurtuldu.
“Şimdilik” diyorum..
Usûli eksiklikler, hızla giderilir..
Yeniden adil bir yargılama yapılırsa..
Cezaevi ihtimali, henüz gündemden tamamen çıkmış değil..
•
Tevafuk diyelim..
Reza’nın mücevher sektöründe ihracat ödülü alması ile ilgili yaşanan tartışmalarla birlikte, “kağıt üçkağıdı” davası da karara çıktı..
Aydın Doğan’ın emireri sözde gazeteciler soru üzerine soru yağıdırıyorlar: “Reza kaç kişi çalıştırıyormuş? Kaç lira vergi vermiş? Ne üretmiş?..”
Sorular devam ediyor
Çok güzel sorular, ufkumuzu açan sorular..
Ben de dün kanaatimi açıklamıştım, “Ticaret değil de, üretim ile ilgili firmaların ihracatı esas alınması gerekir” diye..
Ama o arkadaşlara da şimdi hatırlatalım: “Aynı soruları, kendi patronunuz Aydın Doğan’a sorabilecek yürek var mı sizde?”
Dün karara çıkan dosyanın içindeki belgelere göre, Aydın Doğan’ın İngiltere’deki tabela şirketinin de çalışanı yokmuş, iyi mi?
Haydi bakayım, dün köşesinden sorular sıralayan hergele..
Haydi bakayım, “İran’a yollanan malların parasının alınmadığını” iddia edecek kadar kalın kafalı, Uğur Gürses!
Haydi bakayım, istediğin şirketin ödediği vergiyi internetten bile öğrenme imkanı olduğu halde, Hürriyet’in tam sayfa haberinde, “Reza ne kadar vergi ödemiş” diye merak edip soran Neşe Karanfil..
Birlik olun, patronunuza bir sorun: “Falcon isimli şirketten milyonlarca dolarlık kağıt almışsın. Adamların çalışan işçileri bile yokmuş! Ne dersin?”
Born Investment’in çalışanları ise.. Türkiye’deki Aydın Doğan’ın şirketlerinde çalışan kişiler..
Aaa. Ne tesadüf!
Tesadüflerin bir tanesi de..
O dönemki başsavcımızın oğlu da, o tabela şirketlerinden birisinde, kısa süreliğine “çalışıyor” görünmüş. Aslında çalıştığı falan yokmuş. Her şey kağıt üstünde.. Reza’ya diyorlar ya, “Kağıt üstünde” diye.. Aynen öyle..
Ve başsavcımızın oğlu, “yurtdışında çalışan işçi” statüsünden askerliği yapıvermiş sayılmış..
Sorun bakalım patronunuza..
Dünkü “Kağıt üçkağıdı”ndan, usûli sebeplerle yırtma numaraları arasında, o başsavcının da dahli olmuş mudur?
Sorun bakalım patronunuza..
O tabela şirketlerinden, “çatal kaşık” da ithal ettiniz mi?
Faturaları şişirerek, küçük hissedarların paralarını, cebellezi ettiniz mi?
Reza imiş.. Reza ne ki?
“Kağıt üçkağıdı” davasını alıp okuyun, Reza’yı mumla ararsınız!







