Önce kendiniz şeffaf olun sonra MİT TIR’larını yazın!
Can Dündar ve Erdem Gül’ün tutuklanması ile ilgili yazmadım.
Oysa konu hem gazetecilerle ilgili.
Hem de hukuki yönü var..
Yine de konuya uzak durdum.
Çünkü elimizde tüm veriler yok.
Önemli bir kısmını bugün dahi bilmediğimiz, belki de bilmemiz mümkün olmayan bir olaylar zinciri..
Kaypaklık mı yapıyorum.
Hayır..
Ben olaya şöyle bakıyorum.
Bir kişi, “Ben her şeyi yazarım. Ben gazeteciyim. Ben her şeye haber gözü ile, kamuoyunu aydınlatma mantığı ile bakarım” diyorsa..
Doğru söylemiyordur.
Peşin peşin sansürcülüğü ilan mı ediyorum?
Hayır..
Kendim sansüre alışmışım. Herkese de bunu mu öneriyorum?
Hayır..
Gazeteciliğin kralını yaptıklarını iddia edenlerin yazamadıklarından bahsedeceğim..
Aslında sizler de biliyorsunuz ama..
Yine de..
“Doğru ya.. Evet, bunlar hiç yazılmıyor” diyeceksiniz.
•
Yazılmayanları aktarmadan önce..
“Gerçekten yazılmaması gereken şeyler olabilir mi?” sorusuna da cevap vereyim..
Çok sınırlı da olsa..
Yazılmaması gereken şeyler olabilir..
Benim kanaatim bu..
Kimse cesaret gösterilerine soyunmasın.
Kimse, “Ben yazarım” demesin..
Açın Can Dündar’ın tüm yazılarını..
Aydın Doğan’ın elemanı iken.
Aydın Doğan aleyhine tek bir cümle göremezsiniz..
Aydın Doğan için, dünyalar birçok konuyu tartışır iken..
Sen, bu adam kendi patronun diye..
Tek satır yazmazsan. Yazamazsan..
Nasıl “Ben gazeteciyim, her şeyi yazarım” diyebilirsin?
Yine Can Dündar’ın..
Cumhuriyet gazetesi yönetimi ile ilgili olarak da..
Cumhuriyet’e geldikten sonra.. Tek satır yazmadığını göreceksiniz.
Hani her şeyi yazardınız?
Niye yazamıyorsunuz?
•
Veya soralım Can Dündar’a..
“Ankara’daki villayı nasıl almıştın? Sonrasında Boğaz’dakini nasıl aldın?”
Can kardeş, “Özel hayatım kimseyi ilgilendirmez” diyecektir.
Veya çok genel, bir iki ayrıntı bilgi verip, esas mevzuyu açıklamayacaktır..
İyi de..
Senin özel hayatın var da..
Senin özel hayatın, gazetelere konu olamaz da..
Devletin özel hayatı olmaz mı?
“Mutlaka o TIR’larda bir şey vardı” anlamında söylemiyorum.
Şu anlamda söylüyor olabilirim:
“O TIR’larda ilaç vardı.. Ama o ilaçların ne miktarda Suriye’ye gittiğini Esed’in bilmemesi gerekiyordu.. Sen o TIR’larda şu kadar kutu ilaç vardı.. Altında da şu kadar silah vardı” diyerek..
Verdiğin silah bilgisi yanlış olsa bile..
İlaç bilgisini sızdırarak, devlet sırrını ifşa etmiş olabilirsin..
Bu anlamda, “Devletin mahremi olamaz mı?” diyorum..
Önemli olan..
Sıradan bir gazeteci, aldığı villanın bilgilerini bile veremezken..
Saklarken..
Devletin, gizli kalması gereken bilgileri açıklaması gerektiği iddiası..
Doğru olamaz..
•
Bir başka somut örnek vereyim.
Geçtiğimiz gün, Cumhuriyet gazetesinin yetkilisi, Akın Atalay.. “2.5 yıl önce herhangi bir usulsüzlük tespit edilemeyen vergi incelemesi dosyası tekrar açıldı. 5 yıl önceki defterlerimiz isteniyor” demişti.
Bunu da, gazetelerine bir baskı olarak yorumlamıştı.
Bu bilgiyi verirken..
Önceki raporun ilk sayfasının bir kısmını kamuoyu ile paylaşıyordu.
Ben isterdim ki..
O raporun tamamını paylaşsınlar..
Görelim bakalım..
İncelemeyi yapan müfettiş.. Neler görmüş, neleri nasıl izah etmiş?
Haberciler ya..
Devlete şeffaf camlar öneriyorlar ya..
MİT sorumluluğundaki TIR’da bile, en ince ayrıntısına kadar her şeyi bilmek istiyorlar ya..
Biz de, Cumhuriyet hakkındaki o müfettiş raporunu bilmek istiyoruz..
O ve onun benzeri tüm raporları..
Niye paylaşmıyorsunuz?
Gazetecisiniz.
Niye o raporu zamanında haber yapmadınız?
Bugün olsun..
Var mı o raporu paylaşmak isteyen, bir Cumhuriyet gazetesi yetkilisi?
Yok?
Niye?
Devletin en mahrem bilgileri için dahi..
“Biz mahrem bilgi falan tanımayız. Biz yazarız” diyen gazetenin muhabirleri..
Niçin kendi gazeteleri hakkındaki müfettiş raporunu yayınlamıyorlar?
•
Sorun sadece müfettiş raporu da değil.
O bir örnek..
Cumhuriyet gazetesinin yönetimi değişti. Kimi isimler diskalifiye edildiler.
Genel yayın yönetmenleri değişti..
Can çıksın, dönen dümenleri bir açıklasın.. Açıklayabiliyorsa.
Siz bir gazete olarak, kendi içinizdeki olayları tüm şeffaflığı ile anlatamıyorken..
Devletin uluslararası arenada yaptığı çalışmaları deşifre etmeye kalkarsanız..
Sizin yaptığınıza, iyiniyetli bir habercilik faaliyeti olarak nasıl bakabiliriz?
Sizin kurduğunuz tuzağa, ben niye düşeyim..
Attığınız iftiralara aldanıp, niye size destek çıkayım?
Siz kendiniz hakkında şeffaf olun..
Sonra devletten şeffaflık isteyin..
Hodri meydan..







