--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Kusursuz cinayet” aydınlanacak mı?

Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu

Dünkü manşetimizle ilgili, ÖSYM’nin anında açıklaması geldi..

Aslında biz, paralel yapıdan bekliyorduk açıklamayı.

“Bizim soru hırsızlığı ile uzaktan yakından ilgimiz olmaz. Dolayısı ile, belirttiğiniz intihar görünümlü cinayetin de bizimle alakası olamaz” demeleri gerekirdi.

Akşam saatlerine kadar, Nurullah Albayrak’tan bir açıklama bekledim.

“Pensilvanya’da yeni sabah oldu” deyip, akşam saatlerini de birazcık geciktirdim.

Ama Nurullah Bey, Fetullah Gülen vekaleti ile bir açıklama yapmadı..

Biz de not etmiş olduk..

•

Nurullah Bey şunu diyebilir: “Bizim paralel yapı ile bir ilgimiz yok ki, üzerimize alalım.. Onun için açıklama yapmadık..”

İşte benim söylemek istediğim de buydu..

“Paralel” ifadesi geçen her yazı, haber için.. “Cemaat” kelimesi geçen her kelime-yazı için suç duyurusunda bulunursanız..

“Gülen” kelimesi geçen haberler için, Havza’daki, Sarayköy’deki şurdaki-burdaki sivil vatandaşlar “Bize hakaret var” diyerek dava açarlarsa..

İster istemez, bizde de bir beklenti oluşuyor: “Nurullah Bey acaba, bu habere de bir düzeltme yapar mı?” diye..

•

Nurullah Bey’den açıklama yok ama.

ÖSYM’nin açıklaması, hayli uzun..

Dikkatimi çeken noktalara kısa kısa değinmekte fayda var..

Açıklamadaki gazetemize yönelik “(...)  adayların ve kamuoyunun hassasiyeti üzerinden menfaat temin etmek isteyen, kurum hakkında olumsuz algı oluşturmaya çalışan ve kurumu hedef göstermek suretiyle toplumsal barışı zedelemeye kasteden bazı kesimlerin bu süreçte asılsız, yanıltıcı bilgiler ileri sürmeye başladıkları görülmüştür” ifadelerinin kullanılması, hiç de hoş değil..

Bizim o haberi, kaç kişilik bir muhabir ekibi ile, ne kadar uzun süreli bir çalışma ile yaptığımız bilinmesine rağmen, “olumsuz algı oluşturma”, “toplumsal barışı zedeleme” gibi suçlamalarla karşımıza çıkanlar, bize bir çamur sıçratamazlar..

Bir kurum, milyonlarca insanın hayatını ilgilendiren çok önemli imtihanların yapılması ile görevlendirilmiş iken.. O imtihanların güven içinde gerçekleştirilmesi açısından kritik görev verilen bir çalışanının, sözde intiharı için “Allah rahmet eylesin” demekle yetiniyorsa..

“Nasıl intihar etmiş? Gerçekten intihar mı? Herhangi bir şaibe söz konusu değil mi? Yakınlarının verdiği ifadeler nelerdir? Olay yerinde kaç kişinin ifadesi alınmıştır? Olay yerindeki kaç kameranın kaydı incelenmiştir?” ve daha yüzlerce soruyu sormadan, toprağa verdiği çalışanını, en azından sevenleri karşısında yalnız bırakıyorsa..

Kime soruldu ise, “İntihar edecek birisi değildi” cevabı alınmasına rağmen, tek bir gazetede, tek bir televizyonda haberi bile olmadan kapatılan bir ölüm olayını, “Arkasında acaba bir şey var mıdır” diye hiç araştırma ihtiyacı hissetmedikleri halde..

Bizim iyiniyetli ve “milyonların hakkını çalanlar”a karşı canımızı tehlikeye atarak  yaptığımız araştırmalar sonucunda elde ettiğimiz somut verileri yayınlamamızı, suçlayıcı ifadelerle eleştirenlere, “Allah feraset versin” diyoruz..

Ve küçük bir hatırlatma yapıyoruz..

Diyorlar ki, aynı açıklamada, “Her aşama iş ve işlemler güvenlik bilinci ile gözlem ve yüzde yüz kontrol altında yürütülmektedir.”

Diyorlar ki: “Kapalı Dönem için matbaa içerisinde konuşlandırılmış olan bilişim sistemlerinden bilgi kopyalanması kesinlikle donanım olarak mümkün olmadığı gibi...”

Bu kurumun başında, bilim adamları var. Hepsi profesör..

Benim bildiğim, bilim adamlarının lügatında, “yüzde yüz kontrol”, “kesinlikle” ifadeleri olmaz..

Bilim adamları, hep “şüphe” üzerinde çalışmalarını yaparlar..

Bunu geçelim..

Kendilerine çok fazla güvenmelerinin sebebini, iyiniyetli çalışmaları olduğunu varsayalım..

Peki, yaşanılanlardan da mı hiç ibret almıyorlar?

“3 Mart 2011 tarihinde yürürlüğe giren 6114 sayılı Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun, ÖSYM’de yeniden yapılanmaya fırsat vermiş ve personel de dahil  tüm ÖSYM teşkilat yapısı uzmanlığa dayalı bir organizasyon ile yeniden düzenlenmiştir. ÖSYM çalışanları % 90 oranında değiştirilmiş ve kurumun misyon ve vizyonunu paylaşan, takım ruhu içinde çalışmalarını yürüten bir ekip oluşturulmuştur” diyorlar..

Yargıtay Başkanı da bir açıklama yapsa, “2010 referandumu sonrasında çıkarılan kanunlarla, yüksek mahkemedeki eski klik ağırlıklı çoğunluk büyük oranda hakimiyetini kaybetmiş, üyelerin yapısı % 70 oranında değişmiştir” dese..

Bu tek başına yeterli ve olumlu anlamda bir değişimi mi gösterir?

İşte Yargıtay’daki somut durum önümüzde duruyor..

2010 yılında, 160 yeni üye seçildiğinde, çok büyük bir çoğunluğu (eskiden solculardan seçilirken), bu sefer de Gülen grubundan seçilmiş..

Bir “klik” gitmiş. Bir başka “klik” gelmiş..

“Yapının değişmiş olması”, mutlaka olumlu yönde değişiklik yapıldığı anlamına gelmez ki!

ÖSYM’nin üst yönetiminin, sınavlarda usulsüzlük yapılmaması için büyük gayret içinde olduğu savunmasına katılırım..

Ama , “Biz dört dörtlüğüz. Bizde hiçbir atlama olmaz” iddiasını, biraz fazla abartılı bulduğumu da, hatırlatmış olayım..

Ali Karahasanoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle