“Karşı taraf”tan “Haşhaşiler”e geçişin sorumlusu Pensilvanya’dır!
Yarın seçim var..
Solaklara sözümüz geçmez.
Alnı secdelilere çağrıda bulunalım.
Alnı secdelilere çağrıda bulunurken de, onların istedikleri partiye oy verme konusundaki özgürlüklerini daraltıcı buyruklarda bulunmayalım..
Mutlak şartta ne yapılmaması gerektiğini söyleyelim..
Gerisini herkes, kendisi takdir etsin!
•
Mutlak anlamda ne yapılmaması gerekir?
“Ateistlere oy verilmemesi” gerekir.
Yarınki seçimde, yerel yöneticileri seçmiyoruz.
Verdiğimiz oy, direkt bölgemizdeki adayı seçmemiz anlamına gelmiyor.
Oy verdiğimiz siyasi partinin tüm adaylarına onay vermemiz anlamına geliyor.
Fatih’te oy kullanan bir seçmen.
Mahalli seçimlerde, ilçesindeki belediye başkanını seçmiş oluyor.
Alnı secdeli bir kişi ise, güvendiği birisi ise.. İstediği partiden adaya oyunu verebilir..
Verilen oy ile, bir başka ilçedeki ateist kişinin kazanmasına katkı sunulması mümkün değil.
Ama milletvekili seçimleri öyle değil.
Her parti için, bir baraj sorunu var.
Dolayısı ile..
Verdiğimiz oy, ilgili partinin, tüm Türkiye’deki adayları için onay verilmesi anlamına geliyor.
Barajı bir kişinin oyu ile geçen siyasi partinin listesindeki ateistler, homoseksüeller, sizin bölgenizde aday olmamış olsalar da.. Sizin oyunuzla seçim kazanabilirler..
Bu açıdan, dikkat etmek gerekir.
Listesinde ateistlere..
Teröristlere..
Elinde asker-polis kanı taşıyan katillere..
Marksistlere..
Başörtü yasakçılarına..
İmam Hatip kapatma sabıkasını alnında taşıyanlara..
Kur’an kursuna gitme yaşını yükselterek, fiilen Kur’an öğrenilmesini imkansızlaştıranlara..
Genelev açarken, kurban kesen ikiyüzlülere..
Homoseksüellere..
Yer veren partilere...
Oy verilmemeli.
Verilirse, “Ben şu ilde oy kullandım. Benim oy kullandığım ilde, homoseksüel aday da yok, ateist aday da yok, başörtü yasakçısı da yok” demekle, sorumluluktan kurtulamazsınız..
•
Her şeye rağmen, benim Gülen grubunun tabanına, inancım var.
Tavandakiler, “HDP’ye oy verin. CHP’ye oy verin.. İstediğinize oy verin, AK Parti’ye oy vermeyin” deseler de..
Tabandakilerden, şu veya bu sebeple AK Parti’yi tercih etmeyenlerin, kalkıp da HDP’ye veya CHP’ye oy vereceklerini sanmıyorum..
CHP ve HDP’ye alnı secdeli insanların verecekleri her oyun vebali, Pensilvanya ile birlikte, bu tuzağa düşen herkesindir..
Hiç kimse, “AK Parti bu kadar üzerimize gelirken, bize ‘Haşhaşi’ derlerken, bize söylenmedik şey bırakmazlarken, bir de onlara oy mu vereceğiz” gerekçesi ile sorumluluktan kurtulamaz..
•
Bu vesile ile..
Bugünlere nasıl gelindiğini hatırlayalım..
Bir gün sabah uyandığımızda, birden bire Gülen grubuna “Haşhaşiler” denilmediğini belgeleyelim..
Bu tanımlamaya, Pensilvanya’nın bizzat kendisinin sebebiyet verdiğini ortaya koyalım..
Dersane tartışmalarını sürdüğü dönemdi.
Henüz 17 Aralık yaşanmamış.
Bir yandan Fetullah Gülen ile AK Parti hükümeti arasında gizli bir kavga olduğu söyleniyor.
Bir yandan da, bu “kavga” yalanlanıyordu..
Gülen’in bir vaazında “Firavun, Nemrut” ifadeleri ile, Tayyip Erdoğan’ı kastettiği söyleniyor.
Ertesi günü, Gülen tarafından “Firavun, Nemrut ifadeleriyle bugünkü siyasiler kastedilmemiştir” açıklamaları yapılıyordu.
Ama Gülen medyasının aşırı muhalif haberlerinden anlaşıldığı kadarı ile, bir çekişme olduğu da açıktı..
Bakın o günlerde, Tayyip Erdoğan katıldığı bir televizyon programında, ne diyordu?
Soruluyor, Erdoğan’a:
“Cemaatle siyasi kavga içinde misiniz?”
Altını çizin.. Kalın harflerle masanızın üzerine nakşedin..
Evinizin kapısının üstüne levha yapın..
Ama şu cümleyi, defalarca okuyun, sonra “Bize ‘Haşhaşi’ denildi” suçlamasını yapın.
Tayyip Erdoğan, o soruya cevap veriyor:
“Biz asla böyle bir kavganın içerisinde olmayız. Onlar hangi dille konuşuyorlar bilemem ama şu andaki dil gönül dili falan değil. Ama biz gönül diliyle konuşuyoruz şu an. Gönül diliyle konuşmaya da devam edeceğiz. Bekleriz ki, ‘Karşı taraf’ diyeceğim artık başka türlü konuşamam, onlar da gönül diliyle konuşmalı.”
Evet..
Tayyip Erdoğan’ın, en ağır ifadesi bu idi.
En ağır eleştirisi, “Karşı taraf” tanımlaması idi..
Bunu da, lop diye söylemiyor, onu bile yumuşatıyor, “Başka türlü konuşamam” diyordu..
“Karşı taraf.” Hepsi hepsi bu..
Kavga falan yok.. Sert bir üslup yok..
Kimseyi imha niyeti falan yok..
“Dersanleri okula dönüştürelim” deniyor. “Hizmet almaya da, yine sizden devam edelim” deniyor..
Ama Gülen grubu ne yaptı?
“Hiçbirisini tanımıyoruz” dedikleri, şimdi ise sayfa sayfa reklamlarını yaptıkları emniyet müdürleri aracılığı ile, 17 Aralık darbe operasyonunu yaptılar..
25 Aralık’ı organize ettiler..
Ve Tayyip Erdoğan’ın, “Karşı taraf” ifadesinden, “Bunlar haşhaşi” tanımlamasına geçmesine sebebiyet verdiler..
Suç, Erdoğan’da değil..
Suç, Erdoğan’ı arkadan hançerlemeye kalkışarak, “Karşı taraf” ifadesinden “Haşhaşi” söylemine getirenlerdedir..
Gülen grubu oy kullanırken, Erdoğan’a değil, Erdoğan’ı “Karşı taraf”tan, “Haşhaşi” söylemine getirenlere ders vermelidir.







