--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Getirin o manşeti atan ve attıranları.. Tıkın kodese!

Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu

Bana sorarsanız..

“28 Şubat davası nedir?” diye..

“28 Şubat’ın darbe olduğu, nasıl ispatlanır” diye..

Cevabım çok basit olur..

“28 Şubat; Hürriyet’in o tarihte attığı ‘Topyekün savaş’ manşetidir” derim.

“İlaveten.. 28 Şubat’ın darbe olduğunu, ‘Gerekirse silah kullanırız’ manşeti ile ispatlarım” derim..

Ben o davanın hakimi olsam..

Ahmet ile Mehmet ile değil.

Hasan ile Hüseyin ile değil.

O tarihte suçu ikrar eden bu tehdit ifadelerini haber görüntüsü ile yazan muhabirle başlarım..

O tehdit ifadesini, Hürriyet’in birinci sayfasına koyanla devam ederim..

O haberin sayfaya konulduğu gün yazıişleri müdürü olan..

Genel yayın yönetmeni olan..

Gazetenin sahibi olanları polis eşliğinde getirtirim mahkemeye..

Bir seferlik, “mahkemede görüntü alınması yasağı”nı..

“Duruşma salonuna kamera sokulmaması kuralı”nı rafa kaldırırım.

Televizyon kuruluşlarına canlı yayın için kameralarını göndermelerini ister..

Muhabirden başlarım sorgulamaya..

“Bu haberin tamamını sen mi yazdın?”

Devamla: “Neresini sen yazdın, neresini editör değiştirdi?”

Bitmedi: “Bu ifade hangi generalin? Sen mi onu aradın, o mu seni aradı?”

“Haber kaynağımı açıklayamam” gibisinden bir sıvışma numarası mı yaptı?

“Burada Ali-Veli efendiye hakaret davasının duruşmasını yapmıyoruz.. Burada darbe suçunun duruşmasını yapıyoruz. Sen o savunmanı, kıldan tüyden davalarda yapmak üzere kendine sakla.. O generali de açıklamıyorsan.. Darbe suçunun failini gizlemekten şimdi savcılığa sevkediyorum seni” der, kapatırım..

•

Editöre sorarım..

“Bu tehdit başlıklarını, muhabirin hazırladığı metine bağlı olarak mı kullandın, ilaveler yaptın mı?”

Devamla: “Gazete dışından bu haber için sana talimat geldi mi?”

Bir soru daha: “Hangi generallerin, bu manşetlerle ilgili senden isteği oldu?”

Son soru: “Gazete içinden kimler bu haberi önemsediler?”

Ardından gelsin genel yayın yönetmeni..

Sorarım: “Birinci sayfada manşeti belirlerken, kimlerden talimat aldın.”

Soruya devam: “Gazete patronunun genel isteği üzerine mi? Yoksa bu manşet için özel isteği ile mi hareket ettiniz?”

Son olarak da, gazete sahibini alırım karşıma..

“Gazetenin kendi editör kadrosu mu bu tehdit başlıklarını attı? Yoksa siz de talimat verdiniz mi?”

İlave soru daha: “Size generallerden, siyasilerden bir talimat geldi mi? Bazı tekliflerde bulunuldu mu?”

•

“Üzerinden yıllar geçti.. Hatırlayamıyorum” türünden kaçamak cevap veren mi oldu.

Hiç “Acaba-macaba” demeden..

“Ulan köftehor.. Hayatınızda kaç defa, ‘Gerekirse silah kullanırız’ manşeti attınız ki.. Şimdi o manşetin ayrıntısını hatırlamıyorsunuz.. Bugün size bir general gelip, dese ki: ‘Şu şöyle olmazsa, gerekirse silah kullanırız..’  Değil 450 bin satan gazetenin manşetine.. Mahalle gazetesinin iç sayfasında tek sütuna bile koyabilir misin o başlığı!” der, sevkederim savcılığa..

Alsın ifadesini.. 

Sevketsin tutuklamaya..

•

Sonra hepsine karşı..

“Sizi gidi uyanık tilkiler.. Siz manşet atacaksınız.. ‘Gerekirse silah kullanırız’ tehdidi yapacaksınız. ‘Topyekün savaş’ manşeti atacaksınız.. Hükümeti gazete manşetlerinden tehdit edeceksiniz.. Sonra da, ‘Biz gazetecilik yapıyoruz’ diyeceksiniz.. Bir mafya babası gelip, ‘Aydın Doğan’a karşı gerekirse silah kullanırım’ dese.. Habercilik adına.. Manşete çeker misin, o tehdidi? Patronun için haber olmayan, tehdit olan bir ifade.. Hükümet için sergilenince.. Tehdit değil, haber mi oluyordu, senin nezdinde?” der, hepsini tıpış tıpış yollarım savcılığa..

Ekinde de suç duyurusu ile..

“Darbecilerle işbirliği içinde oldukları anlaşılan tanıklar, mevcutlu olarak gönderilmiş olup.. İfadeleri alınarak, haklarında iddianame düzenlenmesi için..”

Sonra mı?

Savcı da, tekrar alır ifadelerini..

Sevkeder sulh ceza hakimine..

Attırır hepsini cezaevine..

Görürler orda: “Topyekün savaş mı, bireysel savaş mı?”

Görürler orda: “Gerekirse silah mı kullanılır, yoksa silah kullanmakla tehdit edenler cezaevine mi tıkılır!”

•

Diyecekler ki..

“Basın özgürlüğü nerde?”

Hatırlatırım o hokkabazlara: “Silahla tehdit etmek, basın özgürlüğü müdür?”

Daha vahimi..

“İç savaş kışkırtıcılığı” anlamına gelecek şekilde.. “Topyekün savaş” ifadesi ile, kardeşi kardeşle savaşmaya tahrik etmek, basın özgürlüğü müdür?

 Nerde yaşıyoruz beyler, Papua Yeni Gine’de mi? 

“Silah kullanırız” ne demek?

Bırakın silahı..

Hergeleniz iki yumruk yedi diye.. Bir haftadır nedir o ettiğiniz tantana..

Sadece sizin canınız mı can?

Devirmeye çalıştığınız hükümettekilerin canı, patlıcan mı?

Ali Karahasanoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle