--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Charlie’nin militanları” az bile kalmış!

Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu

Akşam saatleri idi.. Daha yazı konusunu bile belirlememiştim.

“Önce birinci sayfanın planına bir bakayım. Sonra yazıya başlarım” dedim.

Ama o ne?

“Charlie’nin militanları” diye bir başlık..

Genelde hukuki konuları sorarlar..

Bu sefer sormamışlardı..

“Olur mu böyle bir başlık? Birazcık ağır değil mi?” dedim kendi kendime..

Öyle ya..

Sonuçta Sorumlu Yazıişleri Müdürü benim...

Ben çıkacağım hakim karşısına..

Ne diyeceğim, bu başlığı savunurken?

“Haber içeriğini bir okuyayım da, tekrar değerlendirelim.. Yayın kuruluna alternatif bir başlık sunayım” dedim.

Haber içeriğini okuyunca..

İlk tepkim şu oldu: “Az bile demişler!”

•

Neymiş, “Az bile denilmiş” değerlendirmeme sebep olan?

YARSAV ve Yargıçlar Sendikası’nın açıklaması.

Okuyunca..

Hakim ve savcıların kurduğu iki derneğin ortak açıklaması olduğundan şüphe ettim. 

“Görevdeki bir hakim. Bir savcı. Sadece tekil bir hakim, savcı da değil.. Hakimler ve savcılar topluluğu.. Mümkün değil, böyle bir açıklama yapamaz” dedim kendi kendime..

İlgili dernek ve sendikanın sitelerine girdim.

Gerçekten de, böyle bir açıklama yoktu.

Tekrar kaynağa baktım.

Önceki gün eleştirdiğimiz Nuh Hüseyin Köse’nin onayladığı bir tivit.,

“Artık bu dakikadan sonra..

Eğer o açıklama, sendika ve derneğe ait açıklama değil ise. 

Onun sorumlusu da, Nuh Hüseyin’dir” diyerek.

Tekrar ilan edeyim:

“Haberimizdeki ‘militan’ sıfatı, o açıklamalardaki saldırılara imza atanlar kim ise, onlara az bile olmuş!”

•

Benim tavrımı bu denli değiştiren nedir..

Açıklamadaki futursuzca ifadeler.

Şu; sokak kabadayısı türünden saldırganlığa bakın: “Kendisine ‘gazete’ sıfatını yakıştıran ‘yeni akit’ isimli yayın organı 14 Mart 2015 tarihli nüshasında Türkiye’nin saygın, akıl ve bilime inanmış, demokrasi ve özgürlükleri içselleştirmiş, çağdaş yargıç ve savcılarımızı, tıpkı Doğan Öz gibi, Uğur Mumcu gibi, Mustafa Özbilgin gibi hedef göstermiştir.”

O açıklamayı kim kaleme aldı ise, o utanmaza söylüyorum..

Ulan Charlie’nin militanı hokkabaz..

Kimin yayın organı olup, kimin yayın organı olmadığına, sen mi karar vereceksin?

Sen kimsin?

Kaç kişisin?

Kimden alıyorsun o yetkiyi?

Bu ülkenin ortak değeri olan Hz. Peygamber’e hakaret eden karikatürü yayınlayan gazeteye gidip destek ziyareti yapacaksın...

Bu ziyareti, basın özgürlüğüne saygının gereği olduğunu iddia edeceksin..

Peygambere hakaret edenler, senin gözünde gazete sıfatını taşıyacak..

Ama ben senin maskeni indirince, gazete olmayacağım..

Öyle mi, hokkabaz?

•

Hani, Hz. Peygamber’e hakaret edenlere bile, sırf basın özgürlüğüne saygı duyduğunuz için, destek veriyordunuz?

Ne çabuk gösterdiniz, gerçek yüzünüzü..

Siz savcı iseniz. Hakim iseniz. 

Bakacağınız şey Basın Kanunu..

Basın Kanunu’na bakar, söylersiniz, “Bir yayın organı gazete midir, değil midir” diye..

Ama hakimliği, savcılığı; bir ideolojinin militanlığı olarak anlıyor olmalısınız ki, kanuna değil ideoloji kitabınıza bakıyor ve söylüyorsunuz, karşınızdaki yayın organına: “Sen gazetesin. O değil!”

•

Açıklama metnini kaleme alan hangi hokkabaz ise..

Tarih bilgisi de yok..

İşkembeden sallıyor, suçlamaları..

Doğan Öz öldürüldüğünde, Akit diye bir gazete yoktu. Vakit de yoktu. Beklenen Vakit de..

Bugün Akit’i çıkartanların hemen hepsi, farklı farklı gazetelerde çalışıyordu..

Dolayısı ile, Doğan Öz iftirası, tam bir palavra..

Uğur Mumcu olayı da, Akit’ten öncesine denk düşüyor.  

Ama hokkabaz, bu iki ismi yan yana getirip, ardına da Mustafa Özbilgin’i ekliyor.

Ne olmuş peki Özbilgin olayında?

“İlkokul öğretmeni olan bir kadın, okulda değil. Sokakta bile başörtü takamaz” şeklinde karar veren Danıştay 2. Dairesi’nin kararı, Vakit gazetesinde haber olmuş.

Yapmayacak mıydık?

Sizin, Hz. Peygamber’i, gerçeğe aykırı olarak, şehvet düşkünü birisi gibi göstermeye hakkınız var da..

Siz bunu yaparken, basın özgürlüğünüzü kullanıyorsunuz da..

Biz.. Zalimce verilmiş bir kararı, “Yanlış karar” diye haberleştiremeyecek miyiz?

Sokakta bile, öğretmenin başını açmasını isteyen bir karar, nasıl bir zalimce karardır?

O kararın verilmesinin haberleştirilmesine tahammülsüzlük, nasıl bir zalimce davranıştır..

Bir de kalkmışlar, “Basın özgürlüğü” diyorlar..

Haydi be ordan..

Siz basın özgürlüğü falan istemiyorsunuz..

Siz Hz. Peygamber’e hakaret edilmesine serbestlik.. 

İslam’ın bir farzını yasaklayan Danıştay kararının haberleştirilmesine ise yasak istiyorsunuz..

Bu açıklamadaki en fazla güldüğüm husus ise, kendilerini “Türk yargısının yüz akları” olarak takdim etmeleri....

Benden bu arkadaşlara bir hatırlatma:

“Sokaktaki kadının başörtüsüne bile karışan bir yargıç kafası, bu ülkenin yüz akı değil, olsa olsa utancı olabilir.. Daha bir sene öncesinde, Danıştay’ın serbestlik yanlısı kararına rağmen, başörtülü avukatı duruşmaya almayan hakimlerin olduğu sendika ve dernek, bu ülkenin yüz akı değil, despotluk ve yasakçılığı savunan utanç vesileleri olabilir..”

Ali Karahasanoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle