--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Birbirlerine sahip çıktıkça örgütü ispatlıyorlar!

Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu

Bugün biraz hasbihal edelim.

Kendimizi, cemaate mensup, değişik görevlerde kişiler yerine koyup..

Biraz tefekkür edelim..

Örneğin, ben Zaman gazetesinde çalışıyor olsaydım..

Bugün Zaman gazetesindeki arkadaşlar gibi..

Ölümüne hükümet aleyhtarlığı yapıp, gözaltına alınanları, soruşturulanları savunur muydum?

Çok iddialı olmayalım..

Belki ilk günler, biraz da vefalılık gereği.. Böyle bir savunma içinde olabilirdim..

Ama bu geçen 1 sene 2 aylık süreçte, bu savunma tarzı nasıl devam edebilirdi? 

17 Aralık haydi diyelim, bir yolsuzluk soruşturması idi.

Bunu yedik..

Peki 25 Aralık?

Diyelim o da, görev anlayışı ile hareket edilen kamu görevlilerinin yürüttüğü adli bir soruşturma idi..

Bunu da yiyelim..

Peki; MİT TIR’larının çevrilmesi?

Peki; Dışişleri Bakanlığı’nın dinlenmesi.

Peki; şimdi ayan-beyan ortaya çıkan, önceki yıllarda gerçekleştirilmek istenen ve o tarihlerde inkâr edilen MİT Müsteşarı’nın gözaltına alınması operasyonu?

Peki, yine eski yıllarda gerçekleştirilen, Başbakan’ın bürosuna böcek konulması?..

Bunları yanyana koyar ve..

Kararımı verirdim: 

“Bu kadar derin operasyonların hepsinin birden, bir derin örgütün hükümeti diz çöktürme girişimi dışında yaşanmış olması mümkün değil.

Bu kadar hainlik, safça yapılacak bir şey değil.

Bunu yapanların hepsi, iyiniyetli insanlar olamazlar.

Bunların içinde, mutlaka hıyanete soyunanlar olmalı.

Cumhuriyet tarihinde, Başbakan, bakanlar bu kadar geniş şekilde hiç izlenmemiş, dinlememiş iken..

Bugün bu izlemeler, dinlemeler çok organize bir şekilde yapılıyor ise..

Burada bana düşen, en azından ‘haydi eyvallah’ demektir..”

•

Diyelim, camiaya bağlı bir polistim..

Şu veya bu şekilde, gözaltına alındım. Kendimi suçsuz olarak görüyorum..

Mümkün değil, “Acem uşakları dışarıda, vatan evlatları hapiste” diye bağırmazdım..

Yine çok iddialı olmayayım..

Belki 17 Aralık’ın hemen ertesi günü gözaltına alınırsam.. Böyle sinirli bir söz sarfederdim.

Ama yukarıda saydığımız onlarca şaibeli olay günyüzüne çıktıktan sonra.

Ben ne kadar kendime güvensem de. Ben ne kadar dürüst olsam da..

Benim yanımdaki arkadaşlarımın... Benim amirlerimin... Belki benden de gizleyerek, kirli bir planı hayata geçirmiş olabileceklerini düşünüp,  “Şu olayları, biraz da dışarıdan seyredeyim” derdim.. Kenara çekilirdim.

•

Camianın alt seviyede bir müridi olsaydım..

Belki ilk günler, sokaklara çıkıp, polislerin gözaltına alınmasını protesto ederdim..

Belki sağa sola tivit atıp, “yolsuzluklardan ne haber” derdim..

Ama..

Bu kadar yaşadışı dinlemeler.. Kumpaslar.. Tuzaklar.. Yüksek yargıdan tutun, alt seviyedeki hakimlere-savcılara kadar binlerce dinleme kaydı ortaya çıktıktan sonra..

Bu kadar delil ortaya saçıldıktan sonra..

“Acaba kandırılıyor muyum.. Neler oluyor? Haydi bir tanesi iftira diyelim.. Haydi iki tanesi iftira diyelim.. Ama bu kadar da iftira mümkün değil ki.. Ateş olmayan yerden, duman çıkar mı? En azından birazcık kendimi olayların içinden çekeyim. Bakalım neler çıkacak?” derdim..

“İslam’da, güçlü bir iman sahibi olmak için.. Yaradanın varlığından bile şüphe edilmesi, tefekkür edilip, sonuçta tek yaratıcının varlığına iman edilmesi” gerektiği ikazını hatırlar..

“Yaradan’ın varlığından bile şüphe ediyoruz da, bu kadar delil ortada iken, bu camia mensuplarının masumiyeti hakkında niye hiç şüphe duymuyorum?” der, kendime çekidüzen verirdim.

Öyle ya.. Ben camianın içinde olsam da..

Benim bilemediğim şekilde.. Birileri bu camiayı alıp, bir yerlere götürmek istiyordur. Her şeyi bilmem, her şeyden haberdar olmam mümkün değil ki.  

•

Mantıklı herkesin yapacağı bu..

Düşünmesi gerekenler, bunlar..

Ama..

Görüyoruz ki.. Gülen grubu..

Medya organlarındakileri ile.. 

Polisleri ile.. Müridleri ile.. 

Öğretmenleri ile..  Avukatları ile. Hakim-savcıları ile.

Hepsi birlik içinde.. (Hüseyin Gülerce gibi bir-iki somut isim dışında..) 

Birbirlerine kenetlenmiş şekilde..

Birbirlerine kefil olarak..

Birbirlerini (haşa) günahsız addederek.

Tek ses halinde görüntü veriyorlar...

Burada da, suçüstü oluyorlar.. Demek ki, çok sıkı bir örgütle karşı karşıyayız..

İnsan birazcık düşünür.

Adam MİT’in TIR’ını çeviriyor.

Azıcık şüphe duymaz mı insan, “Kim bunlar?” diye..

Şüphe duymuyorlar.

Gözleri kapalı savunuyorlar.

Bank Asya’ya el konuluyor. Durum kritik deniliyor.

İnsan birazcık düşünmez mi, “Acaba ortakların isimlerini niye vermiyorlar?” 

Hiç şüphe duymuyorlar.

Karşılarındaki bir insan değil, haşa hatasız melek veya bir peygamber gibi, savunuyorlar.

Sanki peygambere itaat eder gibi, itaat ediyorlar.. 

Polisler.. Bin türlü insanla karşılaşmışlardır..  “Acaba ketenpereye mi getirildik?” diye insan birazcık düşünür..

Düşünmüyorlar..

Kulaklar tıkalı, “Delil yok, üçüncü defa gözaltına alındık” diyorlar.

•

Diyecekler ki,

“Bu durum, bizim haklılığımızın kanıtı olmasın?”

İyi de kardeşler.. Hocanız söyledi, “O polislerin binde birini tanımam” diye..

Siz tanımadığınız insanlara nasıl kefil olursunuz? Bilmediğiniz insanlara nasıl inanırsınız?

Daha net sorayım..

Siz Kur’an’a mı iman ediyorsunuz?

Kim olduklarını tanımadığınız polislere mi?

Ali Karahasanoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle