--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Başörtü, İran’ın değil, İslam’ın emri.. Yasaklayamazsınız

Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu
1

Azerbaycan’da başlatılan, okullardaki öğrencilere ve öğretmenlere yönelik başörtüsü yasağı için ilginç bir savunma tarzı geliştirilmiş. 

Türkiye’de de benzer savunmalar yapılıyordu; hem de birebir aynısı: 

“İran’ın etkisini kırmak için bu yasak başlatıldı.”

Bu gerekçe görünümlü sahtekarlık, bize yabancı bir soytarılık değil. 

Bizdeki laikçiler de 28 Şubat sürecinde “Bizim de annelerimiz başörtülü. Bizim başörtüsü ile bir sorunumuz yok. Ama Cumhuriyetin ilkelerine aykırı bir kıyafete sessiz kalamayız.” demiyorlar mıydı? 

Gerçekten de annelerinin fotoğraflarını gösterdiklerinde, onların da başörtülü olduklarını görmüyor muyduk? Tam da çelişki, zaten burada başlamıyor muydu?

Başörtülü annelerin çocukları, nasıl bir zihniyet zehirlenmesine uğramışlar ki, bu ülkenin çocuklarına, başörtüyü çok görüyorlardı..

Zehirlendikleri şurdan da belli idi.

Annelerinin başörtülü fotoğraflarını gösterdikleri halde, eşlerine, kızlarına bakıldığında, aslında anneleri ile bir ilgileri kalmadığını da anlıyorduk.

Kimsenin kıyafeti ile bir hesaplaşmamız yok. Kimse de bize sahtekarlık yaparak, gerçekleri çarpıtarak yasak uygulamaya kalkışmamalı.

Şimdi Azerbaycan’daki laikçilerin de 28 Şubat’taki Türkiye’nin despotlarını taklit ederek hem başörtüsü yasağını uygulayıp, hem de uyguladıklarının aslında başörtüsü yasağı olmadığını söylemelerinin kabul edilebilir hiçbir yanı yok. 

Bu bakış açımız, Türkiye’deki laikçi despotlar için de Azerbaycan’daki laikçi despotlar için de geçerli.

Bu çerçevede, bunlara laik demek de doğru değil; çünkü her şeyde birbirlerini taklit ediyorlar. 

Türkiye’de “laik” diye tanımladıklarımız da İstanbul Şişhane’de, sinagog yanındaki Musevi ilkokulunda, gerek ders verenlerin gerekse öğrencilerin kippalarına karışmıyorlardı.

Şimdi Azerbaycan’dakiler de kippalara karışmıyorlar. 

Türkiye’dekiler “Başörtüsü bir dinin propagandası” diyerek karşı çıkmış, yasaklamışlardı. 


Şimdi Azerbaycan’dakiler de “Başörtüsü İran’ın propagandası” diyerek karşı çıkıyor, yasaklıyorlar. 

“Kippa da bir başka dinin propagandası değil mi? Kippa da İsrail’in empozesi değil mi?” diye sorduğumuzda Türkiye’dekiler de sessiz kalıyordu, şimdi Azerbaycan’dakiler de sessiz kalıyorlar.

Bugün Azerbaycan’daki despotların yeni başlattıkları yasağı anlatmak için geliştirdikleri söylemlerini, somut olarak aktarayım, siz 28 Şubat’ta Türkiye’deki despotların da benzer söylemlerle karşımıza çıktıklarını hatırlayın:

“Kısıtlama kararının temelinde ülke içerisindeki genç nüfus ve eğitim kadroları üzerinde nüfuz kurmaya çalışan İran bağlantılı grupların faaliyetleri yatıyor!”

Ne kadar tanıdık bir cümle, değil mi? Bizde de kimi zaman “İran-Şia” kastedilerek, kimi zaman “Suudi Arabistan-Vehhabilik” kastedilerek benzer gerekçeler üretiliyordu.

Oysa bugün Türkiye’deki müslümanların, ne İran-Şia’sından, ne de Suudi-Vehhabi anlayışından öğreneceği, taklit edeceği bir şey yok..

Azerbaycan’daki soytarılar devam ediyorlar:

“Devletin politikasına açıkça başkaldırıyorlar. Bu nedenle bu konu daha pragmatik bir şekilde ele alınmalıdır; aynı zamanda etki ajanlarının kimliği belirlenmeli ve onlara karşı eylem yapılmalıdır.”

Bu nasıl bir mantık, nasıl bir bakış açısı? 

Devletin, vatandaşın inancını yasaklama diye bir politikası olabilir mi? 

Ki samimi de değiller. Yahudi kıyafetini yasaklamayıp sadece İslam’ın kıyafetini yasaklıyorsanız “devletin politikası” söyleminde bile samimi değilsiniz demektir. 

Kaldı ki ülke içindeki genç nüfus üzerinde İran etkisini kırmak istiyorsanız İran’ın etki ajanları ile mücadele edin. 

Niye İslam’ın emrini yasaklıyorsunuz?


Ve sonuçta Azerbaycan’da başörtülü kızını okula gönderemeyen anneler haykırıyor: 

“Ermeni’ye var, başörtülüye yok mu?” 

Karabağ’ı işgalden kurtarmak için kolunu kaybetmiş bir gazi haykırıyor: 

“Benim kızımı okuldan çıkaracaklarsa, ben kolumu niye verdim?”

Biz hatırlatalım: Bu haykırışlar, bu isyanlar devlet ile milletin arasını açar. 

Türkiye’de böyle olmuştur, tüm dünyada da böyle oluyor. 

Kendilerine göre hayali bir düşman icat ediyorlar. Gazze’de soykırıma devam eden İsrail ile ilişkilerini kesmekten bile vazgeçmeyen Azerbaycan yönetimi, sonra “İran ajanları var” diyerek İslam’ın emrini yasaklamaya kalkıyor.

28 Şubat’ta Türkiye’dekilere hatırlattık, şimdi de Azerbaycan’daki uzantılarına hatırlatalım: 

Kimse mücadelesini başka bir devletin propagandasını, hegemonyasını kırmak için olduğu savunmasıyla temize çıkarmaya çalışmasın. 

Türkiye’nin tecrübesinden yararlansınlar. 

Türkiye o yasaklarla ihya mı oldu? Tam aksine, yasakçılar devrildi, gitti..

Ve şunu da hatırlatalım, Azerbaycan yönetimi, Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan ile iyi ilişkiler geliştirirken, böyle bir yanlışı sürdürmemelidir..

Türkiye Cumhurbaşkanı’nın eşi, kızları, gelinleri başörtülü. Onların da kendi kıyafetleriyle ders vermek istedikleri, okula girmek istedikleri yerde engellenecekleri bir Azerbaycan, Türkiye’nin desteğini de asla alamaz.


İran’ın yayılmacı bir planı varsa buna karşı çıkılsın. Biz de karşı çıkalım. 

Azerbaycan-Türkiye arasındaki karayolunu engellemek istediğinde, İran’ın politikasına karşı çıktık. 

İran’ın Ermenistan ile iyi ilişkiler geliştirip, Azerbaycan’a mesafe koymasının riyakarlık olduğunu hep birlikte haykırdık. Haykırmaya devam ediyoruz.

Ama İran’ın yanlışları sebebiyle İslam’ın emri nasıl yasaklanabilir?

Kaldı ki İran yanlış yapıyorsa İsrail çok daha büyük yanlış yapıyor; Gazzelileri soykırıma tabi tutuyor. 

Belki ileride dünya genelinde gerçekten uluslararası bir hukuk inşa edilirse, bugün İsrail soykırıma devam ederken onunla ilişkilerini kesmeyen devletler de, soykırıma destek suçundan yargılanacaktır.

Böyle bir tehlike var iken, İsrail ile ilişkilerini sürdüren, İsrail’in soykırım suçuna rağmen kippayı okullarda yasaklamayan Azerbaycan, hangi akla hizmet ediyor ki, İran’ın etki ajanlığını durdurmak bahanesiyle başörtüsünü yasaklıyor?

Her devlet kendi ülkesini özgürlüklerle inşa ederek yönetir; başka ülkelere de “Sen bizim işimize karışma” deme hakkı olur. Bunda hiçbir sorun yok. 

Ama Kur’an-ı Kerim’i öpüp başörtüsünü İran’ın empozesi gibi yalan savunmalarla despotluğunu meşrulaştırmaya kalkanlar olursa, yarın birisi çıkar “Kur’an-ı Kerim’i yasaklıyoruz, İran’ın Kur’an-ı Kerim üzerinden ülkemize hegemonya kurma isteği var” diyebilir. 

O zaman da Aliyev, Kur’an öpmeyi mi yasaklayacak?

Tesettür, Kur’an ve yüzyıllardır genel kabul görmüş tüm İslami kavramlar, tüm Müslümanların ortak değerleridir. 

Bu değerleri yasaklayan hiç kimse, “Başka ülkelerin hegemonyasını kırıyoruz” savunmaları ile despotluğunun üzerini örtemez.

 

Ali Karahasanoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle