“Eğer Müslümanlar ayrılığa düşmezlerse, onları kimse mağlup edemez”
İslam âleminin son yıllarda içinde bulunduğu durum yüreklerimizi yakıyor. Hâl böyleyken, kişisel olarak elden fazlaca da bir şeyin gelmemesi acımızı daha da artırıyor.
ABD’yi de arkasına alan terörist ve Siyonist devlet İsrail Filistinli kardeşlerimize kan kusturuyor.
Dünyada 8 milyar civarında insan yaşamakta olup; bunların dörtte biri, yani 2 milyar civarında oranı Müslümanlardan oluşmaktadır.
İslam İşbirliği teşkilatına kayıtlı ülke sayısı ise 57 olmasına rağmen, neden bir mahalle kadar etkili olunamıyor?..
Dünya tarihi boyunca milletlerin ve toplumların en ağır yenilgileri, çoğu zaman karşılarındaki düşmandan daha önce, kendi içlerindeki çeşitli nedenlerden dolayı parçalanmışlıklardan kaynaklanmıştır.
Bir topluluk birbirine sırt çevirdiğinde, iç çekişmeler başlayıp dağınık olduklarında dışarıdan gelen saldırganların işi çok daha kolaylaşır. Müslümanların tarihi bu gerçeğin sayısız örneğiyle doludur. Üzgünüz ki; bugün de durum dünden farklı değil.
Bugün İslam dünyasının en büyük problemlerinden biri gücünün olmaması değil; sahip olduğu gücü ortak bir hedef etrafında birleştirerek tek yumruk olamamalarıdır.
Mezhep, cemaat, ırk, ülke, siyasi görüş, liderlik, saltanat tartışmaları bazen kardeşliği gölgede bırakacak kadar büyütülmektedir.
İşte Rabbimizin açık uyarısı: “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılığa düşmeyin.”
Birbirini düşman gören Müslümanların ortak bir gelecek kurması mümkün değildir. Birinin başarısını diğerinin yenilgisi sayan anlayış, sonunda herkesi zayıflatır.
Kardeşinin ayağına çelme takarak yükselmeye çalışan, aslında kendi ayağının altındaki zemini de kaybetmektedir.
Burada birlikten söz ederken herkesin aynı düşünmesi gerektiğini söylemek de doğru değildir. Farklı fikirler olabilir, farklı yorumlar olabilir, siyasi görüşler değişebilir.
Bunlar bir bahçedeki meyve ağaçlarının farklı olması olarak görülmelidir. Burada asıl mesele, farklılıkların düşmanlığa dönüştürülmemesidir.
Çünkü güçlü toplumlar hiç tartışmayan toplumlar olmayıp; tartışırken birbirini yok etmeyen toplumlardır.
Dışarıdan gelen baskılar elbette önemlidir. Fakat hiçbir dış güç, içeride sağlam bir dayanışma bulunan bir topluluğu kolayca parçalayamaz. Buna karşılık içeride kin, kibir ve bölünmüşlük varsa, en küçük çatlak bile büyüyerek koca bir duvara dönüşebilir.
Bu yüzden mesele sadece, “Bizi kim mağlup eder?” sorusu değildir.
Asıl soru ise şudur:
Biz kendi aramızdaki ayrılıkları büyütmeye devam edersek, başkasının bizi mağlup etmesine gerçekten gerek kalır mı?..
Dış düşmanlar bu yumuşak karnı çok iyi bildiklerinden; Müslümanları mezhep, tarikatve diğer sosyal farklılıklar üzerinden vurmaktadırlar.
Bir de saltanat sevdalısı ABD kuklaları var. Saltanatta kalma uğruna ülke kaynaklarını Siyonistlere akıtırken, hemen yanı başlarında açlıktan ölen Müslümanları görmezler.
Müslümanlar birbirlerinin düşmanı olmadığı sürece; adaleti, kardeşliği ve ortak sorumluluğu merkeze aldıkları sürece karşılarına çıkan hiçbir siyasi, ekonomik veya toplumsal güç onları kolayca teslim alamaz.
Çünkü bazen en büyük zafer başkasını yenmek değil; kendi içimizdeki bölünmeyi yenmektir.







