Murat Ongun ve Ekrem İmamoğlu’nun yüzüne: Allahsızlar
Kimi yazayım, neyi yazayım, şaşırdım doğrusu...
“Mış mış da mış mış”ın son aşamasını mı yazayım?
Fon yolsuzluğunda siyasi iktidarın kendi içinden bir ya da iki kişi çıktığında gözünün yaşına asla bakmayacağını, anında kapının önüne koyacağını bildikleri hâlde; “Canım yapmış işte” diye başlayıp sanki olayın üstünü örtmeye çalışmak isteyen varmış gibi, “Üzerine gidilmesi gerekir” diyerek solcularla kankalık yapanlar...
Murat Ağırel ile, İsmail Saymaz ile, Şaban Sevinç ile, Özgür Özel ile birlikte saldırı organize edenler...
“Mış mış da mış mış” öyle mi?
“Yok canım... ABD mi var fon usulsüzlüğünün ardında? Hah hah ha!” diyenler...
“İsrail mi var? Güldürmeyin bizi!” diyerek alay etmeye kalkanlar...
Birlikte hareket ettiğiniz Murat Ağırellerin tekil bir olayı, üstelik bu kesimde hiç kimse bunu normalleştirmediği hâlde nerelere kadar götüreceğini, yaşayarak gördünüz mü?
Ne kadar alçakça iftiralara imza atarak nerelere kadar pervasızca yol aldıklarını gördünüz mü?
AK Partili eski vekil Betül Kaya’nın edindiği fazla paranın iade ettirileceği çok net açıklandığı hâlde, parti ile ilişiği kesildiği hâlde sanki dosyanın üstü kapatılmak isteniyormuş gibi algı üretenler şimdi timsah gözyaşı döküyorlar.
“Dürüstlüğü ile bilinen bir Ticaret Bakanı’na böyle iftira atılmaz ki!” diyorlar.
“Ama olmaz ki, Türkiye’de binlerce o ad ve soyadda insan var. İsim benzerliği üzerinden Aile Bakanı’na çamur atmanın masum hiçbir yanı olamaz ki!” diyorlar.
Sanıyorlar ki İsmail Saymaz çömezi, kendi başına bu işleri organize ediyor.
Sanıyorlar ki Murat Ağırel çapulcusu, o iftiraları tek başına organize ediyor.
Sanıyorlar ki hangi partiye gideceğini şaşırmış, kaldırım taşı üzerinde oturan Ümit Özlale gibi tipler olayı araştırmış, temiz bilgilere ulaşmış, çarpıtmadan kamuoyu ile paylaşıyor.
İşin içinde bal gibi de FETÖ var, CIA var, İsrail var...
Olmasa, İBB yolsuzluk davasında tutuksuz sanıklardan Cüneyt Yakut’un Murat Ongun başta olmak üzere tüm çete mensuplarına “Allahsızlar!” diye haykırdığı gün, bu sesleniş Ahmet Taşgetiren tarafından nasıl görülmez?
Taha Akyol’u es geçelim; Mehmet Ocaktan tarafından nasıl görülmez?
78 yaşındaki Melih Gökçek’in şeker hastalığını bildiği hâlde adliyeye gelirken ağzındaki tableti diline dolayıp bir nikâh töreninde 21 dakika bunu konuşan Bülent Arınç, İBB yolsuzluğunun içindeki Ekrem İmamoğlu’na, Murat Ongun’a ve diğerlerine “Allahsızlar!” şeklindeki haykırışı duyup iki cümle nasıl etmez?
Söyleyin arkadaşlar...
Siz Murat Ağıreller ile, İsmail Saymazlar ile, Sözcü ile, Karar ile, Cumhuriyet ile birlikte yol yürüdüğünüz an, bu camianın her dürüst insanına atılacak iftiranın da aslında ortağı olmayı kabullenmişsiniz demektir değil midir?
Ticaret Bakanımız Ömer Bolat, ilk dakikada iftiraları yalanladı.
Yol arkadaşınız Murat Ağırel ne yaptı? Attığı iftiranın altında ezilip kalemini kırması gerekirken utanmazca bir paylaşım daha yaptı:
“Sayın Ömer Bolat, beni ‘haysiyetsizce iftira’ sözleriyle hedef aldığınız açıklamanızı okudum. Önce yayında ne söylediğimi doğru aktaralım.”
Dikkat buyurun...
Bir bakan, hem özel hayatında hem iş hayatında hem de bakanlık hayatında kendisini en mütevazı isimler arasına kaydettirmiş bir isim hakkında hiçbir araştırma yapmadan elinize tutuşturulan iftira içerikli, çarpıtılmış isnatları kullanıyorsunuz.
Sonra “Ne söylediğimi doğru aktaralım” diyerek aklı sıra “Bana haksızlık etmeyin canım. Ben dediklerimden sorumluyum. Ben ateşi yakarım, sonra kenara çekilir üzerinde tepinenleri seyrederim. Ama tepinenlerin sözlerinden beni sorumlu tutamazsınız. Ben demedim, onlar demiş, onlara gidin” diyor.
Gazeteciliği pespaye hâle getiren rezillik işte böyle bir şey!
Dikkat buyurun, iftiranın tam merkezinde görünen Murat Ağırel, Ömer Bolat Bey’in cevabına itiraz ederken nasıl tilkiliğe soyunuyor:
“Ben sizin hakkınızda ‘400 koydu, 800 aldı’ şeklinde bir rakam telaffuz etmedim. Yayın arkadaşımın rakama ilişkin sorusuna bilmediğimi söyledim. Konuşulanların iddia olduğunu da açıkça belirttim.”
Şöyle yapalım mı?
Ben size “...” isnadında bulunayım. (Buraya en adice, en ağır hakaret ifadesini sizler doldurun.) Karşımdaki bana, o rezilliği Murat Ağırel’in kaç defa yaptığını sorsun, ben de “Bilmiyorum” diyeyim. Haksız isnadın hedefindeki Murat Ağırel, o fiil ile kendisinin uzaktan yakından hiçbir zaman ilgisi olmadığını açıklasın. Ben de utanmadan çıkıp diyeyim ki: “Ben sayı vermedim ki?”
Olur mu, böyle bir soytarılık kabul edilebilir mi? Bu dürüstlük müdür? Bu gazetecilik midir?
Haydi bizim mahalledeki vagoncular... Koşun, koşun! Murat abiniz suçüstü yakalandı; sarılın, kurtarın onu. Bataklıktan çıkartın, elinden tutun. “Doğru diyor. O dememiş, yanındaki demiş” savunmalarına destek çıkın.
Tezgâhı kursunlar. Biri tutmuş, biri vurmuş, biri saklamış, biri ortalığı temizlemiş...
Tutan, “Ben vurmadım ki” diyor. Vuran, “Ben tutmadım ki” diyor. Saklayan, “Ben ne tuttum ne vurdum” diyor. Bizim mahalledeki hıyara tuz yetiştirenler de “Ama olmaz ki” diye Murat Ağıreller ile ortaklığı sürdürüyor.
Bu vesile ile Bülent Arınç’tan beklentimizi netleştirelim. Melih Gökçek için yaptığın “Sakız çiğniyor” çarpıtmasını, eğer azıcık onurun var ise Dilek İmamoğlu için de yap, seni takdir edeyim. Dilek İmamoğlu, bırakın adliye binasına gelişi, duruşma salonunun içinde sakız çiğniyor. Dün yeniakit.com.tr’de haberi ve videosu yayımlandı. Bildiğimiz kadarı ile Dilek Hanım’ın yaşı 78 falan değil, şeker hastalığı da yok.
Hodri meydan!
“Melih Gökçek’in tavrını dürüst şekilde eleştirdim, hiçbir önyargım yok” diyebiliyorsan, aynı hareketin çok daha ağırını yapan, hortumcu Ekrem İmamoğlu’nun eşi için de aynı sözleri sarfet, helal olsun diyeyim.
Yapamazsın... Çünkü bir tarihte “Şeyini şey ettiğimin şeyindendir” diye tanımladığın kesime kendini eklemlenmişsin.
Maalesef seninle birlikte birçok muhafazakâr da benzer eklemlenmeye gönüllü.
“Gayretullah” diyorlar...
Rüşveti verenin rüşveti alana yönelik ‘Allahsızlar’ haykırışını görmezden geliyorlar...
14 insanın öldüğü Gezi İsyanı’nın tetikçisi Tayfun Kahraman’ı cezaevinden çıkartmak için “Gayretullah” diyorlar...
Tayfun Kahraman’ın ekibi ile başlattığı Gezi İsyanı’nda 14 insan ölmüş. Bir savcı şehit edilmiş. İki polis şehit edilmiş. Bir sivil kurşunlanarak öldürülmüş. On da gösterici ölmüş...
Ama Tayfun Kahraman’ın cezaevinde olması Gayretullah’a dokunurmuş...
Cüneyt Yakut gibi haykırasım geliyor...
Ne çare, köşe bitti.







