İftira atıp, ‘foncuların lekelenmeme hakkı mı var?’ diyorlar.
Ne kadar ahlaksızlar, ne kadar ahlaksızlar!
Düne kadar Ekrem İmamoğlu ve diğer CHP’li isimlerin yolsuzlukları ile ilgili haber yapmamamızın gerekçesi olarak bize hukuk öğretiyorlardı: “Ali Bey, siz hukukçusunuz, bilmeniz lazım; lekelenmeme hakkı diye bir kavram var.” diyorlardı. Devam ediyorlardı: “Lekelenmeme hakkının hemen yanı başında da bir masumiyet karinesi kavramı var. Kimse mahkeme kararıyla mahkûm edilmedikçe suçlu ilan edilemez.”
Her iki kavramın da varlığından haberdarız. Bu kural; hakkında hiçbir soruşturma olmayan, olumsuz bir delil ile kamuoyu önünde cevap veremez konuma düşmemiş kişiler için geçerlidir. Hakkında ceza soruşturması ya da idari soruşturma olmayan bir kişi için, “Şu suçu işledi, bu konudaki kanunu çiğnedi,” diyemezsiniz. Hele hele, doğru olmayan iddialarla kimseyi hedef tahtasına koyamazsınız.
Ekrem İmamoğlu için savcılık soruşturma açmış mı? Açmış. Hakkındaki iddialara savcılık nezdinde, hakim nezdinde sorular yöneltildiğinde yeterli cevaplar vermiş mi? Vermemiş; “Ben köyümde altı yaşındayken komşuların...” diye muhabbete başlamış ama 1 milyar TL’lik iki villanın müteahhit tarafından kendisinin aile şirketine devri ile ilgili bir izahatta bulunmamış. Bu durumda gazeteciler, muhatap kişiyi kesinleşmiş bir mahkeme kararı ile mahkûm olmuş gibi göstermeksizin aleyhindeki iddiaları yazabilir, kamuoyu da bunları tartışabilir. Ekrem İmamoğlu’nun oğlu yurt dışına para transferinde bulunduysa, savcılık bu konuyu soruşturma konusu yaptıysa bu da yazılır, tartışılır.
Ama bir gazeteci kalkıp Ekrem İmamoğlu’nun 18 yaşından küçük çocukları ile ilgili, ortada savcılık soruşturması bile yokken “15 yaşındaki oğlu da şöyle yaptı” diye tahmine dayalı bir haber yaparak suç isnadında bulunursa, işte burada lekelenmeme hakkı çiğnenmiş olur. Muhaliflerin şu an yaptıkları işte bu.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat hakkında hiçbir soruşturma yok, hiçbir resmi kurumun bir isnadı yok; hatta ilgili gazetecilerin bile somut olarak iddia ettikleri kanuna aykırı bir işlem yok. Yani Murat Ağırel’in iddia ettiği şekilde, Ticaret Bakanı’nın sıkıntılı fonlarla tek bir işlemi yok. Buna rağmen yalan iddialarla suçsuz insanlar iftiraya uğrarlarsa, işte burada lekelenmeme hakkı devreye girer. Siz Aile Bakanı’nın babasının fonlardan alım yaptığını iddia ederseniz, bunu ya bir savcılık soruşturmasıyla ya da elinizdeki somut ve kesin bir belgeyle ispat etmek zorundasınız. Edebiliyor musunuz? Hayır. O zaman lekelenmeme hakkını ihlal etmişsiniz demektir.
Dünkü gazetelerde hemen hemen ortak başlık: “Lekelenmeme hakkı fon yolsuzluğu yapanlar için mi?” İşte ahlaksızlık burada başlıyor.
Fatma Betül Sayan Kaya’nın 163 milyon yatırıp 2 milyar TL çektiği hisse işlemleri ile ilgili üç kişi, beş kişi değil; binlerce kişi paylaşım yaptı. Kimseye soruşturma açıldı mı? “Fatma Betül Sayan Kaya’nın lekelenmeme hakkı var, siz bunları yazamazsınız,” diyen oldu mu? Savcılığın soruşturma açtığı bir konuyu “Gazeteciler yazamaz,” diyen oldu mu? Fatma Betül’ün fon işlemlerindeki sıkıntı savcılığın da soruşturmasında. Yaptığı ne yanlış varsa tabii ki yazılır, kamuoyuna aktarılır. Ama yanlış yapanın yanına yanlış yapmayan dürüst insanları eklerseniz, işte orada dürüst insanlar açısından lekelenmeme hakkı devreye girer.
Şimdi bu ahlaksızlığı yapan ve yolsuzluğa karışanları bırakıp, dürüst bakanları bu işin içerisine katmaya çalışanlar, iftira atmamışlar da sanki sadece yolsuzluğu yapanları yazmışlar ve bu yüzden gözaltına alınmışlar gibi bir algı oluşturuyorlar. Şaban Sevinç’ten başlayın, Murat Ağırel’e kadar hepsindeki numara aynı: “Yolsuzluğu yapanlara lekelenmeme hakkı var,” diyorlar, bu yönde manşet atıyorlar.
Bu ahlaksızlara soruyorum: Emre Tezmen’den başlayın, Emre ve Kerem Alkin ile devam edin; yaklaşık 100 kişi şu an cezaevinde. Bu kişilerin herhangi bir şikayetiyle ifadeye çağrılan bir tane gazeteci var mı? Bu kişiler suçlarını bildikleri için hiç kimse hakkında şikayette bile bulunmuyorlar; “Bizim lekelenmeme hakkımız var, masumiyet karinesi ihlal ediliyor,” demiyorlar. Ama siz 100’e yakın tutuklunun bulunduğu fon yolsuzluğunda, hiçbir kusuru olmayan ilgisiz kişileri suçlamaya kalkarsanız, yani iftira atarsanız; lekelenmeme hakkının çok daha ötesinde, iftira kapsamında bir soruşturmaya muhatap olursunuz.
Dolayısıyla patronu yurt dışında kaçak yaşayan Sözcü’nün, Korkusuz’un, Nefes’in, Tavır’ın attığı manşetlerdeki “Fonculara masumiyet, yazana mahkûmiyet” şeklindeki algı operasyonu düpedüz sahtekârlıktır. Emre Tezmen’in masumiyet karinesinden yararlanması gerektiğini söyleyen kim var? Emre Alkin’in, Kerem Alkin’in lekelenmeme hakkı olduğunu söyleyen kim var? Bunlar zaten savcılık soruşturmasına muhatap olmuşlar, mahkeme kararıyla tutuklanmışlar. Bu kişiler hakkında yazılan hiçbir haberin, lekelenmeme hakkı çerçevesinde bir soruşturmaya uğraması mümkün değildir. Zaten böyle bir soruşturma da yok. Ama hiç alakası olmadığı hâlde başka kişileri iftiraya maruz bırakırsanız, o zaman da fon yolsuzlarına lekelenmeme hakkı tanındığını iddia etme imkânınız olmaz.
Tutuklanan veya adli kontrol kararına muhatap olanlara bakınız: Murat Ağırel, İsmail Saymaz, Mustafa Balcı, Şaban Sevinç... Fon yolsuzluğunda işlemleri şaibeli bulunan ve haklarında soruşturma açılan kişilerle ilgili mi paylaşım yapmışlar, yoksa hiçbir şekilde soruşturmaya muhatap olmayan kişiler hakkında iftira paylaşımları mı yapmışlar?
Şunu da hatırlatayım, bir kenara not ediniz. Muhatapları da “Bir şeycik olmaz” mantığıyla yol yürümeye devam etmeyi bir kez daha gözden geçirsinler. “Bir yıl geçtikten sonra soruşturma mı olur?” demesinler. Eğer birden fazla gazete benzer başlıklarla çıkıyorsa —nasıl ki Özata Denizcilik hisselerini alanlara “Birbirinizle konuştunuz mu, hissenin değerinin diğerlerine göre 1000 kat, 2000 kat artacağını nereden biliyorsunuz?” sorusu soruluyorsa— Tavır gazetesinde “Foncuya masumiyet, yazana mahkûmiyet” başlığını atana da sorulacaktır: “Korkusuz gazetesindeki ‘AKP’lilere ve fonculara lekelenmeme hakkı var, muhalefete niye yok?’ başlığını birlikte mi attınız?”
Hatta şu da sorulacaktır: “Fon yolsuzluğu ortaya çıktıktan sonra, bu konuda hiçbir kusuru olmayan isimleri yolsuzluğun içine katarak kamuoyunda algı oluşturma konusunda birlikte hareket etme kararı aldınız mı?”
Daha başka sorular da sorulacaktır: “Ekrem İmamoğlu’nun iki villasını ve Ali Nuhoğlu’nun bu konudaki itiraflarını yazmama konusunda kimlerden talimat aldınız?”
Öyle ya; Ekrem İmamoğlu hakkındaki savcılık tespitli suçlamalarda bile lekelenmeme hakkını bize hatırlatanlar Şaban Sevinçler, Murat Ağıreller, İsmail Saymazlar değil miydi? Sözcü gazetesi, Nefes gazetesi, Cumhuriyet gazetesi, Karar gazetesi değil miydi? Şimdi ne oldu da ellerinde bir delil bile yokken, savcılık soruşturması da yokken Ömer Bolat’a, Mahinur Göktaş’a iftiralarla saldırıyorlar?
Bu tavırları gazetecilik olarak kamuoyuna yutturmaya kalkanlara hatırlatalım: “Gazeteciliğinizi, savcılık tespitli CHP’li başkanlar hakkında niye yapmıyorsunuz?”







