--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bak şu Atatürkçülere hem nazenin, hem de cahiller!

Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu

Ne de nazeninmiş bu Atatürkçüler..

Sadece nazenin değil..

Aynı zamanda cahiller de..

Sıradan bir olay üzerinden, “polis devleti”nden tutun.. “Yıldırma operasyonu”na, “derin suikast girişimi”ne kadar bin türlü hikaye çıkarıyorlar..

Onların nazeninliklerini/cahilliklerini anlatmadan önce..

Benzer bir olay yaşamamak için, daha bu hafta içinde ben ne yaptım, anlatayım..

Perşembe günü, 10 dosyadan duruşmamız var.

Gazetemizin avukatı Ali Pacci kardeşim hafta başında bilgiyi verince.. 

Sordum; “Gitmezsek, hakim yakalama verir mi?”

“Belli olmaz.. Verebilir de, vermeyebilir de..” dedi..

Birlikte baktık dosyalara..

Pek âdetimiz değildir.. İlk duruşmaya zaten gitmemişiz..

İkinci duruşmaya mazeret bildirilmiş..

Şimdi üçüncüye de gitmezsek, yakalamayı alabiliriz..

Yakalama ne?

Herhangi bir yerde polis kontrolü olduğunda.. Veya uçağa bindiğinizde.. Emniyet müdürlüklerine gittiğinizde.. Bir otelde kaldığınızda..

Verdiğiniz kimliğin bilgisayar ortamında sorgulanması ile.. Polisin sizi alıp, mesai saatine kadar bekletip, mahkemeye götürüp, ifadenizi aldırıp, serbest bırakılmanız..

Aslında benim için pek sorun yoktu..

Gazete dışına pek çıkmadığımdan, otel ile işim olmaz. Uçakla işim olmaz.. Ama gazeteye gelip giderken, bir yerde polis çevirirse.. Çoğu zaman da akşamın geç saatinde.. Ertesi sabaha kadar karakolda bekleriz..

 Riske girmeyelim dedik.. Vaktimiz müsait iken, gidip ifadelerimizi verdik.

Yakalama kararından kurtulduk.

•

Şimdi gelelim, nazenin/cahil Atatürkçülere..

Soner Yalçın isimli, kendini “derin bilgi”lere adayan gazeteci kardeşimiz..

Atatürkçü Düşünce Derneği’nin Denizli’de düzenlediği bir konferansa gitmiş.

Gecelediği otelde, sabaha doğru polisler kapıyı çalmış.. “Yakalamanız var, karakola gitmeliyiz” demişler.

Bir afralar, tafralar.

Telefon trafikleri. Savcılar, hakimler, valiler, CHP genel başkanları!.. 

Dersiniz ki, yılın bomba olayı yaşanıyor.

Altı üstü.. İfadeye gitmediğiniz için, mahkemenin verdiği bir yakalama kararı. 

“Niye sabah değil de, saat 05.00’te”den tutun.. “Niye İstanbul’da değil de, Denizli’de”ye kadar, bin tane soru ile, ortada “derin  bir olay varmış” gibi uydurulan senaryolar..

Ben anlatayım, nazenin/cahiller öğrensinler.. Uykuları tatlı ise, sabah namazı gözaltına alınmaktan kurtulsunlar..

Otellerde uygulama şudur:

Gece 24.00 gibi, otelde kalanların listesi, en yakın karakola bildirilir. Karakol da, her ismi, tek tek sorgular.. Yakalaması olanları, sabah 04.00-05.00 gibi gider, otel odasından alır, karakola götürür..

Daha geç giderlerse, şüphelinin otelden çıkma ihtimali vardır. Daha erken giderlerse, otelde rezalet çıkar..

Olay bu kadar basit.. Bence hiçbir anormallik yok.

Her gün, onlarca insanın başına gelen, sıradan bir olay..

Ama Atatürkçü Soner’e bu yapılırsa..

İşte o zaman işler değişiyor..

Olay oluyor.

İnternet siteleri, televizyonlar birinci haber yapıyorlar.

Sanki Türkiye Cumhuriyeti’nde, ilk defa, bir kişi sabah 05.00’te otel odasından alınıp, karakola götürülüyor.

Gandi Kemal, kendisi benzerini, Ankara temsilcimiz Yener Dönmez’e yaptırmamış gibi.. Soner için devreye girip, basın özgürlüğünün öneminden bahsediyor!

Onlar bastırınca..

Savcı da, kanunu çiğneyerek, “Otele geri götürün, dinlensin.. Hakim bey adliyeye gelince, çağırırız, gelir ifadesini verir.. Önemli bir olay da değil zaten” demiş.

Polisler, savcının bu talimatı gereğince, nazenin Atatürkçüyü otele götürmek isteyince..

Bu sefer de, “Acaba yakalama kararı sahteydi, Soner Yalçın’ı infaz edecekler, onun için mi otele doğru geri götürüyor gibi yapıyorlar” diye, tekrar tırışkadan haberler üretme....

Ne yapsanız, yaranamıyorsunuz, bu nazenin/cahillere..

•

“Hiçbir gazetecinin gittiği şehirde sabaha karşı kapısı çalınmamalı. İstanbul polisi uyuyor mu? Onlar neden beni yakalamamış? Denizli polisi mi çok marifetliymiş de beni yakalamış” diyor, Soner efendi..

Bak nazenin Atatürkçü..

Ben sana anlatayım..

Sana bir davetiye gelmiştir. Sen onu buruşturup, çöpe atmışsındır. Ardından polise yazılmıştır. Polis gelmiş sormuş, yardımcıların  ise, “Şu an burada yok” deyip, geri çevirmiştir.

Mahkeme de, yakalama kararı vermiştir.

Ama bu karar, İstanbul’a/adresine gelinceye kadar. Sen Denizli’de otel odasına gidip ismini de kayda girince..

Anında yakalanmışsındır..

“İstanbul niye beni yakalamadı” diyorsan..

“İstanbul’da otelde kaldın da mı, yakalamadılar” diye sorarım sana..

Deniz polisi ile, İstanbul polisi ile ilgisi yok işin.

Otele gittin mi..

İster İstanbul olsun. İster Denizli.. İster Hakkari.. Karakola ismin bildirilir. Ve yakalanırsın.

Bilmem, anlatabildim mi?

•

Uykun tatlı ise..

Avukatlarına söyle.. “Cami yaptırmamak” için koşturacaklarına..

Sanık olduğun dosyalara ifade vermeni sağlasınlar.. 

Polis de uykunu bölmesin!

 
 

Ali Karahasanoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle