--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Akit’i mahkum eden solcular Yargıtay’a seçildi!

Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu

 Helal olsun size, Fetullah Gülen’ciler..

Helal olsun..

1991’de MHP yapmıştı bunu..

Seyfi Oktay’a Adalet Bakanlığı verilen hükümeti, dışardan desteklemişti.

4 yıl boyunca, tüm yargı, CHP zihniyetinin hakimiyeti altına girmişti.

Şimdi de Gülen’ciler, öyle bir ortam hazırladılar ki..

Sonuç şu: Gülsüm Mısır; Abdurrahman Dilipak’ı haksız yere mahkum eden hakime hanım, şimdi Yargıtay’a üye seçildi.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun şikayetinde, gazetemiz sorumlu müdürünün ifadesini bile almadan, skandal bir karar ile mahkum eden, Kürşat Hamurcu, Yargıtay üyesi oldu...

Akit’e tazminat davası açacak kadar karşıt olan, Hayri Keskin, Yargıtay üyesi oldu..

“Muhafazakarların dışında, hiç kimse Yargıtay üyesi olmamalı” isteğinde bulunacak değilim.

Madem bu ülkede birlikte yaşıyoruz.

Öncelikle hakeden..

Devamında da, değişik görüşlerden herkes Yargıtay üyesi olsun..

Ama lütfen..

Muhafazakarlar birbiri ile kavga edip, sonrasında da solcuların içindeki/liberallerin içindeki en şedit isimler, Yargıtay’a üye olmasın..

“Ama oldu, ne yapacaksınız” derseniz..

Yapacağımız bir şey yok.

Tarihe not düşüyoruz.

Bizden sonraki nesiller, tüm bunlardan ibret alsınlar..

Ders çıkarsınlar..

Kendi kuyularını, kendi elleri ile kazmasınlar..

Sözüm sadece Gülen’ciler için değil.

Kendimiz için de..

Gülen-AK Parti kavgası sonucunda Yargıtay’a seçilen bu üç isim, benim için hayal kırıklığına sebep oldu..

Dilerim, bundan sonra hayal kırıklığı yaşamayız. 

•

Üç isimden örnek verdim diye, tabii ki Yargıtay’a seçilenlerin tamamının böyle olduğu sonucuna varmayın.

Yargıtay üyeliğini yıllar öncesinden hakeden, birçok muhafazakar hakim-savcı da, dün layık oldukları noktaya geldiler...

Bir dönem solcuların egemenliği yüzünden.

Bir dönem cemaatçilerin “Hepsi bizden olsun” menfaatçiliği yüzünden..

Yargıtay’a seçilememişlerdi.

Dünkü seçimle, o set yıkılmış oldu.

•

Yargıtay seçimleri üzerine daha uzun yazarsam..

Kırıcı olacağımdan endişe ediyorum. 

O konuyu kapatıp, son gözaltılara dönelim.

Gözaltına alınan Gülen medyası yöneticilerinin avukatları diyorlar ki: 

“Gizlilik kararı alınmış. Dosyayı göremiyoruz. Burda hukuk yok!”

Ben de hatırlatıyorum avukat arkadaşlarıma: 

“Niye kendinizi yoruyorsunuz ki? Fuat Avni’ye sorsanıza.. Sorun, o yollasın size dosyada neler olduğunu.. Gizli yürütüldüğü sanılan soruşturmanın içindeki gözaltı kararlarını tivitırdan ilan etti. “Şu kadar kişi gözaltına alınacak” dedi. Üç aşağı beş yukarı, o gözaltılar çıktı. Şimdi de aynı şekilde.. Siz sorun, Fuat Avni cevaplasın.. Niye sorun yapıyorsunuz ki?”

Hayır, dosyanın gizliliğini savunuyor değilim..

Yarın bizim başımıza bir iş gelirse, tabii ki ne ile suçlandığımızı bilmek isteriz.

Ama ben hayatımda, gözaltına alınmadan önce, “Size geliyorlar, gözaltı yapacaklar” denilmesine hiç şahit olmadım.

Benim için. Gariban insanlar için, “dosyadaki bilgilerin gizliliği” önemlidir.

Çünkü bizim legal yol dışında o bilgileri görme imkanımız yok.

Ama paralel yapı için, böyle bir sorun yok.. Onlar, tüm dosyalara,zaten istedikleri an ulaşıyorlar. Kendi dosyalarına da, başkalarının dosyalarına da.

Dolayısı ile, “Dosyada ne var, bilmiyoruz” söylemi, bir şovdan ibaret!

•

Samanyolu yöneticilerinin avukatı Fikret Duran gözaltılarla ilgili diyor ki: 

“4 yıl önceki bir dizi hakkında soruşturma yapılıyor. Senarist ne yazdığını hatırlamıyor. Yönetmen ne çektiğini hatırlamıyor. Yapımcı ne yaptığını hatırlamıyor..”

Yani, “Bu soruşturmadan bir şeycik çıkmaz” demeye getiriyor.

Fazla iddialı olma Fikret kardeş..

Belki de senaristin hatırlayamaması, aslında senaryoyu kendisinin değil, Gülen’in yazmasındandır.. Yönetmenin ne çektiğini hatırlayamaması, kendi kontrolünde bir çekim olmamasındandır.. Yapımcının ne yaptığını unutması, zaten emirlerin Pensilvanya’dan gelmesinin sonucudur.. 

Ne dersin?

Haksız mıyım.

Bu cevaplar da, aslında soruşturmanın neticesiz kalmasına değil.

Tam aksine. Bizi “suçun ispatı”na götürmez mi?

•

Gözaltına alınanlardan, Emniyet Müdürü Tufan Ergüder, Tahşiye örgütü kumpasında görevli imiş.

“Pensilvanya işaret etti, önce cemaat medyası sonra da polis infaz etti” deniyor ya!

O da savunma geliştirmiş: “Tahşiye örgütü, silahlı bir örgüt. Silahlı mücadeleyi öneriyor. 2000’den beri bilinen bir örgüt. İstihbarat gelmiş, 2008’de tekrar araştırmaya başlanılmış.”

Örgütün 2000’den beri biliniyor olması, nihai işaret fişeğinin 6 Nisan 2009’da Pensilvanya’dan verilmesi bilgisi ile çelişmez ki, Sayın Müdürüm..

Ama getirdiğin savunma, sizin tüm mantığınızı iflas ettiriyor.. 

Niye?

“Bunlar silahlı örgüt” diyorsun ya.

“2000’den beri biliniyorlar” diyorsun ya..

10 senedir bilinen, takip edilen örgütün, bir tanecik suç eylemini göstersen ya..

Göstersen de, biz de inansak sana.. 

Onlarca öldürme, gasp, yaralama değil..

Tek bir tanecik, küçücük bir suç!

Göster de, 70 yaşındaki insanları 17 ay boyunca cezaevinde tutmanızın sebebini öğrenmiş olalım. 

Ali Karahasanoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle