27 Mayıs: İki darbe
Bugün 27 Mayıs..
İki darbenin birden, yıldönümü..
“27 Mayıs 1960’da bir darbe yaşamıştık ama..
İkinci darbe nerden çıktı?” diyeceksiniz.
Unutmamalıyız..
Unutturmamalıyız..
27 Mayıs’ların darbe olduğunu..
Her daim hatırlatmalıyız..
27 Mayıs 1960 darbesi, Atatürkçü solaklar tarafından yıllarca nasıl “Hürriyet ve Anayasa Bayramı” olarak kutlatıldı ise.
27 Mayıs 2013’te, 1960 darbesinin 53. yılında başlatılan “Gezi isyanı” da, birileri tarafından büyük bir maharetmiş gibi gösterilmeye çalışıldı, çalışılmaya devam ediliyor.
Oysa 27 Mayıs 1960’da albayların yönetime el koyması da bir darbe idi..
27 Mayıs 2013’de, gençlerin meşru hükümeti devirme girişimi de, bir darbe girişimi idi.
1960 darbesi ne kadar net bir hukuk cinayeti ise..
Anayasa ihlali ise..
Meşru hükümetin devre dışı bırakılması amaçlı bir harekat ise..
2013 darbesi de..
Aynı ölçüde hukuk cinayeti.
Aynı ölçüde Anayasa ihlali..
Aynı ölçüde meşru hükümetin devrilmesi amacı ile başlatılan bir harekattı..
•
Birbirlerine o kadar çok benziyorlar ki..
27 Mayıs öncesinde de..
Üniversiteli gençlerin, öldürüldükleri.. Kıyma makinalarından geçirildikleri dedikodu şeklinde medyada yazılırken..
Böylece meşru hükümete karşı bir infial oluşturmaya çalışılırken..
Gezi isyanında da..
Hamile kadınların polis darbeleri ile çocuklarını düşürdükleri.
Genç kadınların polis panzerleri altında kaldıkları..
Dedikodu şeklinde sosyal medyaya yayılıp..
Meşru hükümete karşı infial oluşturmaya çalışılmıştı..
Taktik aynı..
Hedef aynı..
Bir fark var..
27 Mayıs 1960’ta başarıya ulaşmışlardı..
27 Mayıs 2013’te başarıya ulaşamadılar..
•
27 Mayıs 2013’te başlatılan Gezi isyanının 3. yılındayız..
Benim bir çağrım var..
Aklı başında solaklar da..
Aklı başında Atatürkçüler de..
Hangi görüşte olursa olsun, aklı başında tüm bu ülke insanları..
3 yılın ardından, yaşadıklarımızı bir değerlendirsinler..
Ölen gençlerin hatırına..
Kaybedilen ekonomik değerlerin hatırına..
Yapılmak istenilenin bir mantığı olup olmadığını kritik etsinler..
“Gezi Parkı”na, 80 yıl önceki gibi, “Topçu Kışlası” yapılmak isteniyor!
20 gencin ölümüne sebep olacak bir isyanı başlatmak için, yeterli sebep midir bu?
İlk ölümlerden birisi..
Otobanı işgal eden gençlerden birisine..
Duramayıp çarpan bir aracın sebebiyet verdiği ölüm idi.
Bugün hâlâ..
O yüzde bin kusurlu olan gencin ölümü ile ilgili davada..
Bir avuç fanatik Gezici..
Araç sürücüsünün cezalandırılması için..
Her duruşmada olay çıkartıyorlar..
Vefat eden gencimize ne diyebilirim?
Allah rahmet eylesin..
Sonuçta o da kandırılmış bir gencimiz..
Ama kabul etmek gerekir ki.. Otobanı işgal etmek için.. Otobana yaya olarak çıkarsanız.. Bir araç gelip, sizi ezebilir.. Bu kazada, araç sürücüsüne kusur atfetmeye çalışanlar.. Kazanın arkasında ideolojik bir kasıt arayanlar.. Aklı ile değil.. İdeolojisi ile hareket ediyor demektir..
Hatta bu söylemi dillendirenler..
Sadece o olayda haksız olduklarını değil..
İdeolojilerinin tümünde, yanlışlar içinde yüzdüklerini ispatlamış olurlar..
•
Diğer ölenler de..
İsmail’i de.. Berkin’i de.. Ahmet’i de..
Hepsi..
Ölümlerine kendileri, kendi kusurlu hareketleri ile sebebiyet verdiler..
Bunu ideolojik fanatiklikle söylemiyorum..
Yeni neslin, bu yaşananlardan ders çıkarması için..
Benzeri farklı bir olay yaşandığında..
Yanlışa düşmemeleri için söylüyorum..
Kimse, kimseyi kandırmaya çalışmasın..
Berkin fırına ekmek almaya gitmiyordu..
Aklımızla alay etmek olur, aksini söylemek..
İsmail de, ders çalışmak için, kütüphaneye gitmiyordu, gecenin bir yarısında..
Ahmet de.. Çatıda uzayı seyrederek, tefekkür ederken düşüp ölmemişti..
Bunları bilelim.. Gerçeği inkar etmeyelim..
Asli kusurlu olanların..
Ölenler olduğunu bilelim..
Bunların hepsini, sokağa döken “derin yapı”nın asli fail olduğunu bilelim..
Ondan sonra..
O ölümlerde, devlet yöneticilerinin de.. Ek kusurlarını tartışalım..
Gaz fişeğinin nasıl atılması gerektiğini konuşalım..
Polisin, sokakta gördüğü vatandaşa, insafsızca tekme tokat dalamayacağını belirtelim..
Yerde yatan bir insana, tekme ile vurmanın vahşiliğini müzakere edelim..
Araç sürücüsünün, otobanda da olsa, daha dikkatli gitmesinin gerekliliğini, yaşanan ölümde ek kusuru olup olmadığını inceleyelim..
Asli kusurlu olanları görmeden..
Tali kusurluları.. İkinci kusurluları öne çıkartırsanız..
O olaylarda zarar gören gençlere de yazık edersiniz..
Bu olayı tekrarlamak isteyen yarınki gençlere de yazık edersiniz..
Olaylardan sorumlu gibi göstermek istediğiniz kamu görevlilerine de haksızlık edersiniz..
Polis arabalarının yakıldığı bir ortamda..
Yangını söndürmeye giden itfaiye aracının durdurulup, engellendiği bir ortamda..
Kaldırım taşlarının yerlerinden sökülüp, cadde önlerinde barikatların oluşturulduğu bir ortamda..
Kusura bakmayın..
Kamu görevlileri de..
Her şey güllük gülistanlıkmış gibi..
Olayları seyir ile yetinemezler..
Tabii ki gönlüm, “Hiçbir ölüm olmaması”ndan yanadır..
Ama..
Yaşanan ölümlerin müsebbibi, kamu görevlileri değil..
Gençleri sokağa dökenlerdir..
3. yıldönümünde..
Daha mantıklı bir bakış açısı ile..
Olayları yorumlamak..
Hepimizin görevidir..







