• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Erkan Kavaklı
Ali Erkan Kavaklı
TÜM YAZILARI
21 Mart 2019

Çanakkale ruhu Safahat’ın imhası, şehitliğin kapalı olduğu günler

3 Kasım 1914 ile 9 Ocak 1916 tarihleri arasında Çanakkale’de 253 bin şehit verdik. Cepheye gidenler geri dönmeyi düşünmediler. Parola şuydu:

“Bugün bizden vatan razı olacak;

Nefer şehit, ordu gazi olacak!”

Her Müslümana dinini, vatanını, namusunu, mal ve canını koruması farzdır, bunlar için ölen şehittir. Vatan; canımızı, malımızı, dinimizi, namusumuzu muhafaza eden kaledir. Düşman yurdumuzu istila ederse kutsallarımızın hepsi tehlikeye düşer.

17 Mart 1915 gece yarısı Müstahkem Mevki Komutanı Albay Cevat, Binbaşı Nazmi’yi çağırır, depoda mayın olup olmadığını sorar. 26 mayın olduğunu öğrenince bunları gece vakti Karanlık Liman’a döşeyebilir misin, der. 

Binbaşı, döşeriz, der. 

Düşman gece 23’te Boğaz’da mayın taraması yapmış, gemi dedektörleri ile Boğaz’ı taramakta ve yeni bir mayın döşeme ihtimalini dikkate alarak gözetlemektedir. Geceleyin mayın döşenmesi durumunda ölüm mukadderdir.

Bu sebeple albay, binbaşıya aslında ölümü göze alıp alamadığını sormaktadır. Binbaşı ölüm pahasına Nusret Mayın gemisi ile sabaha kadar limana 26 mayın döşer ve 18 Mart günü birçok düşman gemisi bu mayınlara çarparak helak olur… 

Yozgat’ın Sorgun ilçesi Karayakup köyünden Hatice Ana, oğlu Hasan’ın başına kına yakarak cepheye gönderir. Bölük komutanı Yüzbaşı Sırrı, bölüğünü kontrol ederken Hasan’ın saçlarından bir kısmının kınalandığını görür ve niçin saçlarına kına yaktığını sorar.

Hasan, bilmiyorum komutanım, annem yaktı, der.

Komutan, mektup yazıp sebebini annesine sormasını söyler.

Aylar sonra Karayakuplu Hatice Ana’dan mektup gelir. Anadolu irfanına sahip kadın, şu satırları yazmıştır: 

“Gözümün nuru Hasan’ım, 

Siz cephede din için kan döküp can verirken biz köyümüzde rahat rahat oturalım mı? Vatan sevgisi içimizde alev alev. Sen de atalarından, babandan aşağı kalmazsın. Ben senin anan isem de beni ve seni Allah yarattı, vatan büyüttü. Allah, seni bu vatan için yaşattı. Bu vatanın ekmeği iliklerinde duruyor. Sen ailemizin vatan için seçilmiş kurbanısın. Hasan’ım, kumandanına söyle. Bizim köyde kurbanlık ayrılan koçlar kınalanır. Ben de seni evlatlarımın arasından vatana kurban adadım, onun için saçını kınaladım. 

Hüküm Allah’ın. Allah seni İsmail Peygamberin yolundan ayırmasın. Seni melekler şimdiden rahmetle anıyor. Gözlerinden öpüyorum. Anan Hatice.”

Yavrusunu cepheye gönderen analar, vatana kurban İsmailleri uğurladıklarını biliyorlardı.

Vefa Lisesi Fransızca öğretmeni Ahmet Rıfkı, sınıfa girdiğinde lise birinci sınıflar ayağa kalkmaz, verdiği selamı almazlar. Sebebini sorunca bir öğrenci ayağa kalkar:

“Abilerimiz Çanakkale’ye gitti, biz de gitmek istedik, yaşımız tutmadığı için almadılar. Burada cepheye gidebilecek bir tek siz varsınız, gitmemişsiniz. Sizden utanıyoruz!” der. 

Ahmet Rıfkı, cepheye gider ve 5 Ocak günü Anafartalar’dan düşmanı kovarken şehit düşer…

Gazetelerin “Çanakkale cephesinde yokluk ve kıtlık” manşeti attığı günlerde Gelibolu’yu savunmak için asker toplanıyordu. Cepheye gönderilmek üzere at, katır, eşek, öküz, nal, mıh, kağnı, at arabası, para yiyecek, giyecek bağışı kampanyası açılmıştı.

Üniversite hocası Müderris Emin hüzünlü bir yürek ve yorgun adımlarla sınıfa girdi, sınıf bomboştu. Gözü tahtaya kaydı. Güzel bir yazıyla şunlar yazılmıştı:

Muhterem Hocam,

Gerek Ayasofya Camii’nde yaptığınız vaazı ve gerekse sınıftaki konuşmalarınızı dinledik. Söylediklerinizden anladık ki Çanakkale milletimizin namusudur. Orada milletçe direnmemiz ve vatanımızı savunmamız lazım. Sizden öğrendiğimiz bu hakikate inandığımız için sınıfça Çanakkale’ye gidiyoruz. Gönlünüz rahat olsun. Çanakkale’de talebeleriniz gönüllü birliği oluşturarak düşmana haddini bildirecektir. Dualarınızı bizden esirgemeyin. Lütfen, hakkınızı ve emeklerinizi helal ediniz. Bütün öğrencileriniz adına 403 Nazmi”.

Müderris Emin’in göğsü kabardı, yüreği fokur fokur kaynadı, yutkundu ve mırıldandı:

“Asıl siz bana dua edin evlatlarım. Asıl siz hakkınızı helal edin. Şimdi gözümde ve gönlümde birden büyüdünüz. Benden büyüksünüz şimdi. Her biriniz şehit veya gazi adayı. Hepiniz benden kat kat büyüksünüz.

Çanakkale ve İstiklal Savaşı böyle öğretmen, öğrenci, anne ve yiğitlerle kazanıldı.

Öğretmenlerimiz; öğrencilere fedakârlığı, vatana hizmet borcunu, uğruna can verilecek değerleri öğretmeli. Kutsal değerlerin bilgiden önemli olduğu bilincini vermeli.

Çanakkale zaferini “Asım’ın Nesli” kazandı. 1935 yılında İstanbul Valisi N. Karataban, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya basılan Safahat’ın toplatılıp imha edildiğini rapor eder.

CHP zihniyeti Asım’ın Nesli’ni yetiştiren Mehmet Akif’in peşine polis takmış, muzır bir adammış gibi takip ettirmiş; Asım’ın Nesli’nin el kitabı Safahat’ı ise toplatıp imha etmişti. 

Şimdilerde ziyaret edilerek ilham kaynağı olan Gelibolu’daki Çanakkale Şehitliği CHP döneminde “askeri bölge” idi ve ziyaret edilmesi yasaktı. 1980’de Çanakkale’de öğretmenlik yaptım, şehitliği ziyaret edemedim, ziyarete kapalıydı. 1954’te başlanıp 1960’ta bitirilen Şehitlik Anıtı laiklik dinine göre inşa edildi. İslamî geleneği hatırlatan hiçbir sembol yoktur: Ne Fatiha ne “hüvelbaki” ne aziz şehitlerimizin isimleri…

Ak Parti döneminde şehitlik tanzim edildi ve 2007’den itibaren ziyaretçi akınına uğradı. Vatan için canını veren yiğitlere yoğun bir şekilde Fatiha okunmaya ancak Recep Tayyip Erdoğan döneminde nasip oldu.

CHP zihniyeti Ak Parti ve Recep Tayyip Erdoğan’a olduğu kadar, Asım’ın Nesli’ne de şehitlik şuuruna da karşıdır. Çanakkale destanını evlatlarımıza iyiden iyiye anlatmalı; şehitlik şuurunu ve vatan sevgisini diri tutmalıyız.

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23