Kod adı sorun, gerçek adı sorumsuzluk
Silahlı kuvvetlerimizin Afrin harekatına başladığı 40 günden beri ülkemizde sabah namazından önce bütün camilerde Fetih Suresi okunuyor ve dualar ediliyor.
Gecenin feyzinden faydalanıp, sabahın erken vakitlerinin bereketinden istifade etmek isteyenlerin, yürek ateşi seherde ve şafağın loş karanlığında tutuşanların doldurduğu camilerimiz İslam’ın bayraktarlığını yapan Mehmetçiklerimiz için yürek yangınıyla yapılan dualara icabet edip “âmin” diyor.
Sıcak yatak bedeni çekerken, bu cazibeye dur diyerek vücudu yataktan söküp kıyama duran, bütün benliğini tüm hücreleriyle birlikte ayağa kaldıranların, kulluk kıvamının maya tuttuğu sabah namazından önce âmin seslerini en fazla yükselttiği dua “Müslüman milletlerin uyanması” için edilen dua oluyor.
Dikkate değer bulduğum ve üzerinde düşünülmesi gerektiğine inandığım için de siz değerli okuyucularımla paylaşmak istedim.
İmamın “Allah’ım, yeryüzünde nerede kan, açlık, sefalet, çatışma, ölüm, gözyaşı ve feryat var ise orası İslam toprağı, orada Müslümanlar yaşıyor. Nerede bir çatışma, savaş, katliam, göç, açlık, sefalet ve çeşit çeşit zulüm varsa orası Müslüman coğrafyası. Akan kan Müslüman masumların kanı, yanan can Müslüman canı. Fakat hiçbir İslam ülkesinin sesi çıkmıyor.
Müslümanlar, birkaç yüzyıldır değil kendi mazlumlarına sahip çıkmak, izzetlerini korumaktan bile aciz. Kendi içindeki kavgaları kendi başına çözecek inisiyatifi dahi kaybetmişler. Ümmeti Muhammed’i uyandır Allah’ım. Birlik beraberliğini, yeniden dirilişini, uyanışını nasip et Ya Rabbi” feryadı camideki âmin nidasının birkaç kat yükselmesine sebep oluyor.
Bu, bir beklentinin, bir mağduriyetin, iç acıtan bir gerçeğin feryadıdır.
Bu, gönlünü oyuna oynaşa kaptıran, dünyayı bir oyun alanı, hayatı bir oyun olarak algılayan Müslümanlara sitemin çığlığıdır.
Bu, yüreği kardeşinin derdiyle dertlenmediği için gözleri yaşarmayan, vicdanı titremeyen, dünya hayatını ahrete tercih eden, haz ve lezzet mabetlerine dönüştürdüğü evlerinde ve eğlence yerlerinde nefislerine tapınma ayinleri düzenleyen özellikle Arap Müslümanlara karşı başkaldırışın işaretidir.
Bu, Müslüman kardeşleri zulüm görüp acı çekerken kendi hevesinin kucağında, daha fazla rahat ederim kaygısını taşıyan, hakikat adına kalbi utanmayan, cennet özlemi çekip göbeklerini büyüten, duyarsız, gamsız, kalpleri oyunda oynaşta olan Müslüman milletlere karşı isyanın dışavurumudur.
Bu, yeryüzünde zulme uğrayan, kitlesel halde ölen, öldürülen, ırzına geçilen, zulme uğrayan, aşağılanan, horlanan, yurtlarından sürgün edilen, yetim ve öksüz kalan, sakatlanan organları insan tacirleri tarafından istismar edilenler hep Müslümanlar olduğu halde nefsani arzularına kapılarak birlik, beraberlik şuurunu kaybederek tefrikaya düşen Müslüman milletlere karşı ayaklanışın figanıdır.
Bugün batıdan doğuya bütün İslam coğrafyasını yangın yerine çeviren “küresel şer ittifakı “ ile bir savaş yapılırken Suriye için sesini yükselten ya da Türkiye’nin yanındayız diyen bir Müslüman devlet duydunuz mu?
Kanı oluk oluk akan, soykırıma tabi tutulan, kadınları tecavüze uğrayan, çocukları organ mafyasının eline düşüp paramparça edilip satılan, gerçekte olan biten vahşetin ötesinde bir şey iken susup avanak avanak seyri temaşa eden özellikle Arap Müslümanlar hâlâ derin bir uykuda değil mi?
İslam dünyasının paramparça olduğu, baş kesenin de başı kesilenin de aynı anda tekbir getirdiği, milletini sevmenin ırkçılıkla eşdeğer görülebildiği, dünyadaki mültecilerin kahır ekserisinin Müslüman olduğu ve maalesef çoğunun yine Müslümanlarca ötekileştirildiği bir dünyada ekranlardan gördüğü şeye sadece vah vah demekle sorumluluktan kurtulduğunu zanneden bir Müslüman nasıl cenneti hayal edebiliyor?
Bunun kod adı sorun, gerçek adı umursamazlıktır, sorumsuzluktur, boş vermişliktir.
Kâfirin, dünya üzerinde tahakküm kurduğu şu devirde Suriye’de, Irak’ta, Afganistan’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da, Bagram’da, Guantanamo’da, Kırgızistan’da kan, gözyaşı, ölüm ve zulüm hâlâ devam ediyor. Ebu Gurayb’de esir edilmiş gencecik Müslüman kızlar hâlâ tecavüze uğruyor.
Zalimler zalimliğini yaparken asrın Habil’leri nerede? Müslüman’ın namusu kirletilirken bu suskunluk neyin nesi? Müslümanlar zulüm altında inlerken seyirci kalış niye? Kıblegâhımız ağlarken kuruyan gözler kimin gözleri? Merhametini kaybetmiş insanlık üç maymunları oynarken esirgenen merhamet niye?
İslâm dünyası ortak hareket edebilseydi Suriye bu hale gelmeyebilirdi. Filistin içinde birlik sağlanabilseydi, İsrail işgali bu denli kolay ve yıkıcı olmayabilirdi. Arap ülkeleri Mısır›daki darbeyi desteklemeseydi, önümüzdeki acıklı tablo ortaya çıkmayabilirdi.
Fakat ümitvarız, çünkü Türkiye var, Türk milleti var. Çünkü biz varız…







