THY - Kabin Kıyafetleri Lansman

İçimizdeki şeytanı kovalım

08 Ağustos 2018 Çarşamba

ABD ülkemizin müttefiki, dostu, stratejik ortağı mı yoksa ne yapacağı belli olmayan, taahhütlerine uyup uymayacağı konusunda derin kuşkular olan, aba altından gösterdiği sopalardan dolayı korkulu rüyamız mı?

Türkiye’de casusluk ve teröre destekten yargılanan Papaz Brunson nedeniyle ABD-Türkiye ilişkileri yeni bir krize girdi. 

ABD’nin bu müttefiklikle ve hukukla bağdaşmayan kararı, tehdit politikası Papazın işini daha da zorlaştırdı. Meseleyi yargısal bir boyuttan çıkartıp siyasetin konusu haline getirdi. Ve bunu da kaba güç kullanarak çözebileceğini zannetti.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun, “Türkiye’den baskı ve tehditle kimse bir şey elde edemez. Gerilimi tırmandırmaya devam ederseniz alacağınız pek çok cevabın yanı sıra İncirlik ve İzmir Hava Üslerinin durumunu da gözden geçirmek zorunda kalabiliriz” mesajı anlamlı ve önemliydi.

ABD’nin bakanlarımıza yönelik hukuksuz bir yaptırıma gitmesi, Türk milletini derinden yaraladı ve ABD’ye karşı nefret sarmallarını çoğalttı.  

Küresel güç dengesinde uzatmaları oynayan ABD egemenliğinin devamı için yasadışı yollar ve yöntemler deniyor.

Aleni ve pervasız bir dille Türkiye’ye tehditler yağdıran ABD umutlarıyla gülmüyor korkularıyla huzursuzlanıyor, varlığını ve hegemonyasını sürdürmeye çalışıyor. Meşruiyetini yitirdikçe de şiddete yasadışı yol ve yöntemlere sarılıyor. Dış dünya ile ilişkilerini düzeltmez, kutuplaştırıcı rolünü devam ettirirse dünya tarafından dışlanarak yalnızlığa itileceğini kendi de görüyor ve biliyor.

Trump’tan beri ABD’nin ilişkilerini bozmadığı neredeyse hiçbir ülke kalmadı. ABD bütün dünyayla kavgalı hale geldi. 

ABD Almanya, Fransa, İngiltere dâhil bütün Avrupa ülkelerini karşısına aldı. Kuzey Kore ve İran’la dondurulmuş sorunları tekrar canlandırarak müttefiklerin desteğini kaybetti. 

Trump’ın Rusya ile girdiği gri ilişkiler yumağı ve diğer dünya ülkeleri için sataşma sırasının kime geleceği kaygısı sevimsizlik sarmalının oluşma sebeplerinden.

Özellikle Çin ve Avrupa ile giriştiği ticaret savaşları ve şimdi Türkiye ile açtığı kriz sayfası giderek ABD’yi her alanda yalnızlaştıran bir etki yapmaya doğru gidiyor. 

FETÖ’cüler hariç Türk milletinin tamamı Amerika’dan nefret eder hale geldi.

Gerçek olan şu ki, ABD’nin derdi papaz değil, Erdoğan’dır. 

15 Temmuz’da Pensilvanya papazıyla başaramadığını bu defa ajan papaz üzerinden büyüyen, büyümek isteyen, kaynaklarını bu doğrultuda etkili ve verimli bir şekilde kullanmak isteyen Türkiye’yi teslim alarak başarmak istiyor.

Suriye’nin kuzeyinde kurmak istediği terör devletine rıza göstermesini istiyor, Akdeniz’deki doğalgaz ve petrol haklarından vazgeçmesini istiyor.

Türkiye’yi diplomasi üzerinden köşeye sıkıştırarak, ekonomiyi sarsarak, Suriye için oluşan Türkiye, Rusya, İran ortaklığını bertaraf etmek ve Erdoğan başkanlığındaki Türkiye’nin terör rejimine doğru evrildiği imajı oluşturup başka operasyonlara kapı aralayarak başarmak istiyor.  

Ya Erdoğan’a diz çöktürmek, ya da diz çökmeyecek Erdoğan’ı devirmek istiyor.

ABD “haksız” siyasal ve ekonomik egemenliğini suratlarına haykırdığı ve sömürülerine, sömürü düzenlerine, kapitalist barbarlıklarına karşı çıktığı için Tayyip Erdoğan düşmanı oluyor ve bu yüzden hedefe koyuyorlar.

Asıl amaç, dünyadaki dengeleri değiştirebilecek, yeni bir dünyanın kurulması sürecinde Türkiye’nin öncü rol üstlenmesini sağlayarak mazlumların umudu ve sömürgeci emperyalistlerin kâbusu olarak sesini yükseltip yanlışlarını haykırabilen, meydan okuyabilen bir lidere hayat hakkı tanımak istememeleridir.

ABD medya, sermaye, diplomat, asker boyutunu aşan bir irade olarak ABD hegemonyasına itiraz eden, uyumlu bir müttefik olmaktan imtina eden Türkiye’ye karşı adı konulmamış bir düşmanlık siyaseti izliyor.

Karın ağrılarının sebebi artık karşılarında eski Türkiye’nin olmaması, gücünü milletten alan kararlı bir liderin olması ve müttefikliğe ve hukuka aykırı yaptırımlarınıza karşı vereceği reflekslerin olmasıdır.

Türkiye’nin yeni senaryolar karşısında yeniden vesayet ve teslimiyetçi politika yerine karşıt politikayı yeğleyip sağlam duruş sergilemesidir.

Türkiye karşılık olarak daha fazlasını yapamaz mı? 

Elbette yapabilir…

15 Temmuz darbe girişiminin arkasında İncirlik Üssündeki Amerikalı subayların olduğunu bütün dünya biliyor. İncirlik’teki ABD askerlerini, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin anayasal düzenini ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan tutuklayabiliriz.

Tutuklamalıyız ki yaptırımın ne olduğunu görsünler ve Türkiye’nin eskisi gibi ensesine vurulup lokmasının alınacağı bir ülke olmadığını anlasınlar.

Tutuklanan FETÖ’cü askerler için “ABD’nin Türk ordusundaki müttefikleri tutuklandı” diye sızlanan ABD Merkez Kuvvetler Komutanı General Joseph Votel’in itirafı delil olarak kullanılıp ayaklarına zincirler vurabiliriz. 

İncirlik ve İzmir Hava Üslerini kapatarak “içimizdeki şeytan”ı defedebiliriz.

 

YORUM YAZ

  • MardinliMardinli1 ay önce
    Dünyada türkiyenin ve islam aleminin en büyük düşmanı kafir amarikadir.Hiç bir zaman türkiyenin dostu olmadi ve olmiyacak.Bunu bilelim boşuna dememisler ayıdan post düşmandan dost olmaz.Gerçek dost gerçek müttefik muttefikine karşı olan düşmana desteklemez.Gelelim bu kafir amarikaya kimi destekliyor en azılı devlet düşmanı pkkye fetoya chpye halbuki bunların zihniyetleri aynıdır hiç bir birinden farkları yoktur.Turkiyeye düşen bu kafir amarikanin bütün üsleri kapatmalıdır.Böylece aklını başına gelecek yoksa halimiz böyle devem edecek.Kafir amarika bildiğini yapacak.Pkkye beş bin tır dolusu parasız veriyor türkiye parasiyle vermiyor nerde dosluk.Böyle dostluk amarikaninbasini yisin
  • DinciDinci1 ay önce
    ABD ye bir heyet gitti galiba ne için gittiydi onlar?