THY - Orta Avrupa Eylül

Hey gidi günler hey

11 Temmuz 2018 Çarşamba

Televizyonda son dönemde dikkat çeken ve ses getiren “analiz haber”lerden birisini izliyorum. Videoda, o tarihte henüz Refah Partisi İstanbul İl Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan göz yaşartıcı bir hikâye anlatıyor.

“1980 Darbesi’nin ardından muhafazakâr camiadaki derneklere, vakıflara, sosyal çalışmalara göz açtırılmıyor. 12 Eylül darbesinin ardından Refah Partisi yeni kurulmuş. Parti üyelerinin hepsi, halkı bu yeni partiyle tanıştırma gayretinde. 

Sene 1985. İstanbul’da İl başkanlığı görevine getirildim. İstanbul’un 19 ilçesi vardı fakat kurulan parti teşkilatı sayısı 8 idi. Yoğun bir gayretle, 3 ay içerisinde 19 ilçenin tümünde teşkilatlarımızı kurduk. Her akşam 18 ile 22 arasında açık olacak diye karar aldık. Bu kararı il merkezinden telefonlarla sürekli kontrol ediyorduk.

Bir akşam, nöbetler ne durumdadır diye il merkezine uğradım. Dediler ki, Şişli cevap vermiyor. Bunun üzerine nöbetçi arkadaşıma dedim ki, sen aramaya devam et, ben de bir arabaya atlayıp bakayım. Gittim ki, kapı açıldı. O zaman kapıda, ismen henüz tanımadığım, gözleri yaşlı bir kardeşimiz vardı. ‘Niye ağlıyorsun?’ diye sordum. ‘Biraz kederlendim başkanım’ dedi. ‘Ya hu neyin var, belki ben yardımcı olabilirim’ dedim, ‘Biraz kederlendim başkanım, hiçbir derdim yok’ dedi. ‘Peki, telefon cevap mı vermiyordu’ dedim, “Başkanım bir işim vardı, onun için yarım saat geç açtım teşkilatı’ dedi.

İşte bu ağlayan kardeşimiz, bana ağlama gerekçesini açıklamayan bu kardeşimiz, Abdülmecit kardeşimizdi. Ertesi sabah ağlamanın gerekçesini öğrendim. Meğerse Abdülmecit kardeşimin refikası doğum esnasında şehit olmuş. O da yavrusunu yengesine teslim etmiş. Hanımını da hastanenin morguna indirmiş. Nöbetim var diyerek koşarak nöbete gelmiş. Değerli kardeşlerim, bu davanın mayasında Abdülmecitlerin bu imanı var.”

O davanın adı Milli Görüş idi. O dava İslam’a, Kur’an’a, Müslüman milletlere hizmet için yarışın adıydı.

Milli Görüş hak namına yürüyenlerin yoluydu.

Milli Görüş umuda yolculuğun adıydı.

Milli Görüş hakkın, haklının tarafı olup adalet arayanların karargâhıydı.

Milli Görüş ne olursa olsun dik duruşu bozmadan ulvi değerlere sahip çıkmaktı.

Milli Görüş hakkın yanında saf tutanların davasıydı.

Şimdi bu anlayışın zerresine sahip bir zümre var mı? Kocaman bir HAYIR…

Şimdi maneviyat düşmanlarıyla ittifak yapıp, terör yandaşı partiye vekil kazandırma çabasındaki “sözde” Milli Görüşçüler var.

Ben de yaşadığım bir hikâyeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Sayın Başkan’ın anlattığı kadar göz yaşartıcı değil, fakat ondan daha dramatik.

“Belediye başkanlığı döneminde fikirlerimize başvuran ve de başkanlığını da başarıyla yapan bir arkadaşımdan bir yazımda satır arası bahsetmiştim. ‘Vekil olursa onu da başarır’ diye. Yazımı okuyan bir sürü eş!, dost! telefon açarak, bizzat yanıma gelerek beni kınadı. Yanlış yaptın, yolsuzdur, odur budur diye arkadan bir sürü çamur atıldı.

Zaman sonra başkanımız vekil oldu ve memlekete vekil olarak ayak basacak. Nezaketen biz de oradayız. Fakat ilginç olanı bana gelip de ağza alınmayacak ithamlarda bulunan herkes orada. Kendimden şüphelenir oldum.

Vekilin görünmesiyle havada uçan iltifatları işittiğimde adımlarımın oradan uzaklaştığını, içimde bir sinir titremesi olduğunu hissedebiliyordum.

Daha da ilginç olanı neydi biliyor musunuz?

Zaman içerisinde o vekilimizle aramıza aynı mahlukatlar giriyordu. Ben halkın arasında ol diyordum, onlar yıldızlı otel lobilerinde lüks sofraları işaret ediyordu. Ben mazlumların duası dedikçe onlar zenginlerin sofrası, parası diyordu. Vekilimiz de onları seçmiş, bizimle ilişkisini askıya almıştı.”

Bunu yeni bir dönemin başlangıcında bilinçli olarak aktarma ihtiyacı duydum. Çünkü birçok yerde AK Parti teşkilatları, belediyeler yukarıda işaret ettiğim türden yaratıklarla kuşatılmış vaziyette.

Onların davaları çıkarları. Onların davaları menfaatleri. Onların davaları kazanacakları paralar. Unutulmaması gereken en önemli husus da gemiyi en önce terk edecek fareler, yine bunlar.

Şahit olmadık mı? Cumhuriyet Mitinglerinde, Gezi olaylarında, 17-25 Aralık Yargı Darbesinde, MİT TIR’larının durdurulmasında Başkan’ın yanını boşaltan çalışma arkadaşlarının varlığına şahit olmadık mı?     

Bu hareketin içinde güçten zehirlenenler, ne oldum delisi olanlar, mevcut ekonomik ve sosyal statüyü kendinden menkul zannedenler ve dahası, kibir abidesi tipler belirgin halde mevcut.

Sığınılacak tek liman millet. Yapılması gereken, milletin gösterdiği istikamette yürümek. Bugün partiler içinde Abdülmecitler aramak, saflık olur.  

 

YORUM YAZ

  • Allah GörüyorAllah Görüyor2 ay önce
    Ah hocam bir de yaşın yanında kuruyu yakmaktan bir vazgeçebilsek, daha inandırıcı olacağız. Fazla detaya girmeden yazacağım. Devlet yurdunda büyüyüp yine devlet yurdunda hemde bir yaşından beri büyüyüp meslek sahibi olmuş eşimle 1989 yılında evlenenip 4 çocuk sahibi oldum. Annem kocamın izniyle evlendiğimiz günden geçen mayıs ayının ortasına kadar hep yanımızda kaldı. Başıma gelen olmadığım halde zorla hemde sorgusuz sualsiz yargısız infazla hain ilan edilmemiz, elimizden işimin alınıp ihraç edilmem annemi uzun süre üzdü ve kalbi dayanamayarak mayıs ayın 15 inde vefat etti. CHP zamanında başörtü zülmünde baskıyla görevi bıraktığımızda hiç bu kadar üzülmemiştik. Çünkü onlar görevini yapıyor diyerek sabrediyorduk. Ama şimdi ise büyütüp güçlenmesine vesile olduğum AKPARTİMden aynı zülmü görüyorum. Hemde sesimi hiçbir siyasiye, CİMER, BİMER, hatta siz yazarlara bile duyuramıyorum. Ancak yazılarınıza yorum yaparak sesimi duyurabiliyorum. Hatta sağ sendikadır diyerek yıllarca üyesi olduğum SAĞLIK SEN bile üyesini savunacağına çok güzel üç maymunu oynuyor. Suçumun neredeyse iki yıl olacak ne olduğunu bilmiyorum. İyiliği emretmek, kötülüğü engellemek için elimizden gelen davranışı sergilemen birilerine battığını düşünüyorum. Fetö denilen gerçek hainlerin kendilerini gizlemek için masumları kalkan olarak kullandıklarını düşünüyorum. Çevremde ne kadar titiz çalıştığım halde helale harama dikkat ettiğim halde bu şekilde suçlanmam insanın gücüne gidiyor. Çalışma arkadaşlarım bile beni bilmelerine rağmen benim adım öne çıkınca yani bana iftira atılınca gerçekleri bilmelerine rağmen yan çizip bir çırpı da düşman oluyorsa geldiğimiz durumu düşünün. Doğruyu konuşsanız bile kaleminiz çoktan kırılmış olduğundan kimseyi inandıramıyorsunuz. Çünkü sui zan tavan, hüsni zan ise rahmetlik. Herkes "leb" demeden leblebi denileceğini biliyor. Yani çokbilmişlerden ortalık geçilmiyor. Ölmüş kardeşinin etini yemeği seven ne kadar çok Müslüman kardeşimiz varmış. Artık yazmayacağım. Sabra devam. Allah yar ve yardımcımız olsun.
  • Ali GÖKGÖZAli GÖKGÖZ2 ay önce
    Ah benim güzel kardeşim, tarihin her döneminde bu acılar/nahoşluklar yaşanmış ve yaşıyoruz. Rabbim bizlerı hakkı görüp, onunla beraber olanlardan, yanlışı tanıyıp onlardan uzak duran bahtiyarlardan eylesin. kalemine ve kelamına sağlık.
  • hamidohamido2 ay önce
    Allah Reisimiz in yar ve yardımcısı olsun. Allah a güvenen ede O kafidir. İNŞAALLAH.
  • Ali KUYUCU Ali KUYUCU 2 ay önce
    Aaaaah hocam. Ne yazık ki çok doğru tespitler. Inşaallah nasihatiniz tesir eder.
  • Gevşeyen SaflarGevşeyen Saflar2 ay önce
    'Bugün partiler içinde Abdülmecitler aramak, saflık olur.' Manzaramızın özeti budur!