THY - İmaj

Gelenekselleşen Müslüman, gelenekselleştirilen İslam

14 Mart 2018 Çarşamba

Yeryüzünde Müslümanların çektiği çileleri, ıstırapları, katliamları düşünüyor ve ürperiyorum. İnancından dolayı insanlara reva görülen muameleleri düşündükçe gözlerimden yaşlar damlıyor. 

Niye diye sorduğumda kalbimin atışları hızlanıyor, öfke seliyle vicdanım isyan ediyor, yüreğim öfke kusuyor. 

Kendimce sebebini sorgulamaya çalıştığımda karşıma “gelenekselleştirilen, inanç dünyasına sığınan” cahil, akılsız, firasetsiz, şuursuz, iz’ansız, irfansız Müslümanlar çıkıyor.

Kardeşliğin, sevginin, dayanışmanın, barışın, coşkunun, ruhun, fethin, ilhamın, ihsanın…  Eşsiz bir anlam, kutsi bir aşk, hürriyet ve coşku senfonisi İslam’ın kadrini, kıymetini ve anlamını bilmeyen… İslam’la kurtulmaya çalışan değil, İslam’ı kurtarmaya çalışan… Okumayan, sorgulamayan, düşünmeyen, yalnızca kendisine sunulanla yetinen ve razı olan “geleneksel Müslüman” olmanın getirisi bütün bu dertlerin kaynağı olarak karşımda dikiliyor.  

Sünneti seniyeli hacı amcam camiye namaza gidiyor. Cebinde de her gün para verip aldığı gazetesi var. Yaradanın divanına dururken cebindeki gazetenin bütün sayfaları Aydın Doğan’ın bakmaktan zevk aldığı “âşüfte”lerin çırıl çıplak resimleriyle dolu. Yaratan Rabb’in huzurunda cebinde pornografik ve aynı zamanda dininle savaşan bir bülten ve senin adın Müslüman. 

  Hacı amcamın evi bir başka âlem. Hacı teyzem, başörtülü kızı evde işlerini bitirmiş dizilerini seyrediyorlar. Hani şu kimin eli kimin cebinde belli olmayan sabah dizileri. Hacı anne keyifle çayını yudumlarken, kızımız dizideki kahramanın hayaliyle uğraşmaktan kendini geri alamıyor.

Birde evin dışına çıkış var ki o da ayrı bir görüntü, ayrı bir âlem. Hacı annem namazını kılmış kızının vücudunu saran kotunu giymesini, makyajını yapmasını bekliyor. Başörtülü kızımız dini, imanı, mukaddesatı, kültürü, töreyi tatile gönderdiği için kotsuz ve de makyajsız, yüksek topuk ayakkabılarını giymeden dışarı adım atmaz da. Hani altı şişhane, üstü darphane misali. 

Meydanlarda elinden Kur’an-ı, dilinden İslam’ı, vatanı, milleti, doğruluğu bırakmayan, nefs ve hırs kılıcını çekmiş siyasim koltuğuna oturur oturmaz ilk unuttuğu şey meydanlardaki haykırışları, verdikleri sözleri olur. Hani Müslümandır, sözünün ehlidir ya o söylemler bir sonraki seçime kadar sıkı kilitli kasalara kapatılır. Artık onun için etrafında “en büyük sensin” teraneleriyle kendisini uyutan “yalaka” tiplerden başkası yalandır. 

Rantçılık, haram yiyicilik, emanete hıyanet, yalancılık, palavracılık, vaadinden dönmek vizyona sokulan yeni gösterimlerdir. Mutlak gerçekler, bizi biz yapan değerler meydanlara inene kadar saklamaya alınmıştır artık. 

Doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayırabilen, hayırlı ve güzeli isteyen; iyilikten lezzet alan, çirkin ve yanlıştan kaçan, kötülükten elem duyan rûhumuzun esaslı, güçlü fonksiyonu vicdan mı? O mazi oldu artık.  

Vahiy akla rehberlik etmez artık. Vahye kulak verilmez, onunla akıl gıdalandırılmaz artık. İnsana verilen mânevi bir kuvvet aklın tatile gönderilme zamanı gelmiştir artık.

Ha bir de inanan insanların, samimi Müslümanların sırtında yürüyerek bir makama oturanlar var ki onların hali de bir başka. Koltuğa değen kıç aynı anda geçmişin unutulmasını, inançların rafa kaldırılmasına, koltuğu korumak için her şey mubah anlayışına bürünülmesini sağlar. Düne kadar afişlerini astırdığı, tellallığını yaptırdığı, sırtında yürüdüğü veya oyunu aldığı insanlar artık onun kapısından içeri giremez. 

Yarı çıplak bir sekreter, düne kadar kendisine, zihniyetine, genel başkanına küfreden bir danışman, kendisini aşağılayan televizyon kanalından giyinmeyi unutmuş bir basın danışmanı ve diğerleri benim Müslüman etkili, yetkilim için önceliklidir. Eski dostlar, gelinen çevre, yakınlar, arkadaşlar mı? Onlar makamı kaybedince “sığınılacak enayi limanı”dır. Şimdi önemleri yoktur onların.

İnsana değer, derece ve rütbe kazandıran ilim, irfan, hikmet, takva, ahlâk, fazilet, mürüvvet, ihsan, iffet, şecaat, cömertlik, hayır hasenat, ibadet ve taat, Sünnete uymak, insanlara yararlı olmak... Geçiniz bunları. Çalınan beklentiler, kapılan koltukla örtülür artık.  

Müslüman patronum işçisiyle aynı yemekhanede bulunacak öyle mi? Olur mu öyle şey. Bu Müslümanlığa (!) da sığmaz patronluğa da. Cömertlikte, yardım etmede akarsu gibi, şefkat ve merhamette güneş gibi olmak eskidenmiş. Şimdi güzel sekreterlerle, halkla ilişkiler müdireleri işe almak Müslüman işadamlarımın hobisi. Ha bir de parayı bulunca eski hanımı boşayıp, güzelliği tescillilerle evlenme son zamanların modası. Müslüman dediğin de bu modayı kaçırmaz hani…   

Müslüman âlemin Müslüman liderleri mi? Afrika’da açlıktan ölen kardeşler kimin umurunda. Onların telefonları altından, klozetleri yakuttan olmaz ise dinden çıkarlar. Kendi dışkıları da gümüştendir ya…

Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol da ne demek bu kapitalist düzende...

 

YORUM YAZ