Bir başarı öyküsü
Sahip olduğumuz insani değerler erozyona uğramaya yüz tutmuş, sınırsız bir dünyevileşme ve maddileşme benliğimizi kaplamış, bireysellik, bencillik, çıkarcılık, çekememezlik ve tahammülsüzlük gibi olumsuz değerler ilişkilerimizde öne çıkmış, bütün bu beşeri zaaflar toplumumuzda mutsuz, umutsuz, olumlu düşünemeyen ve paylaşamayan kişilerin sayısını artırmıştır.
İradelerin merhametle eğitildiği ve özgürleştiği, içinde bin aydan daha kıymetli bir geceyi, yani Kur’ân’ın Levh-i Mahfûz’dan dünya semasına indirilerek cihanı ve insanları nura gark ettiği Kadir Gecesi’ni de içinde bulunduran ramazanda güzel şeyler yazayım diye düşünürken haberlerde Beşiktaş’ın şampiyonluğunu anlatan bir programdan bahsedildi.
Aklıma Cennet mekân Hasan Karakaya üstadım ve onun Beşiktaş sevgisi geldi. Güzel insan Hasan ağabeyim ve güzel bir başarı öyküsü hazırdı. Hasan ağabeyim anısına deyip Şampiyonun öyküsünü yazmaya karar verdim.
Beşiktaş her zamanki gibi Şeref’iyle oynayıp Hakkı’yla kazanarak şampiyonluğunu ilan etti. Beşiktaş camiası kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir sevinç yaşıyor.
Bu şampiyonluğu başkanından yönetimine, doktorundan masörüne, malzemecisine, taraftarına, futbolcusuna, özellikle de Şenol Güneş ve ekibine kadar herkes, anasının ak sütü kadar hak ettiler.
Stadı olmadan şampiyonluk kazanıp dünyada bir ilki yaşayan Beşiktaş, bu sezonda en büyük benim dedi. Bu öykü feda diyerek yürek koyanların, sevgi diyerek vazgeçmeyenlerin, takım ruhunun, dostluğun, kardeşliğin, arkadaşlığın çimlere “üçüncü yıldız” olarak işlendiği bir şampiyonluk öyküsüydü.
Bu öykü emeğin, akıl ve yürekle mücadele edenlerin, vazgeçmeyenlerin, beceri, yetenek ve alın terinin, odaklanmanın, kartal yüreklilerin, siyah ve beyazın öyküsüydü.
Huzurlu bir ailenin, Türkiye’de FIFA’nın madalyasını göğsünde taşıyan tek adamın, ülkenin en iyi, en mütevazı ve sportmen teknik adamının ve ekibinin başarı öyküsüydü bu.
Rakipleri boş statlarda hüzünlüyken her maçında Vodafone’u doldurarak takımına sahip çıkan vefakâr ve fedakâr kartal yürekli Beşiktaş taraftarının öyküsüydü bu.
Bu öyküde kurgulanmış planlara, şikeye yer yok, federasyona, hakeme ve localarda yapılan pazarlıklara yer yok. Bu öyküde disiplinsizliğe, emek hırsızlığına, ahlaksızlığa ve kibre yer yok.
Bu öykü “Seba” ruhuyla harmanlanmış büyüklüğün, taraftarın vefasının, sadakatinin, yönetimin vizyonunun, kararlılığının, Şenol Güneş’in bilgi becerisinin ve adaletinin öyküsüydü.
Bu öykü çağdaş futbol aklını yakalayıp kalıcı başarılara ulaşmayı hedefleyen bir futbol dehasının, doğan Güneş’in öyküsüydü.
Bu öykü izleyenlerin keyif aldığı, taraflı tarafsız herkesin kabul edip alkış tuttuğu, en iyi top oynayan, en iyi oyun planı olan, en iyi yardımlaşan, biz duygusunu en küçük hücresine kadar yaşayan takımın öyküsüydü.
Bu öykü iyi futbol oynayıp sonuna kadar hak edenlerin, rakibine saygı duyarak saygı kazananların, her maçını bitiş düdüğünü duyana kadar yaşayarak oynayan arkadaşlığın, tevazunun ve camia birlikteliğinin öyküsüydü.
Bu öykü pozitif futbol oynayıp en çok gol atanların, en çok maç kazananların, en çok alkışlananların, en çok hak ettiğine inanılanların, en centilmenlerin, en çok ülke puanı toplayanların, en az gol yiyip en az ıslıklananların, kaybetmeyi de bilenlerin öyküsüydü.
Bu öykü sihirli bir aşkın, kara bir sevdanın, güçlü bir tutkunun, kararlılığın, ciddiyetin, disiplinin, iş ahlakının öyküsüydü.
Bu öykü iki yıl üst üste şampiyon olup rekorları altüst eden bir Karadeniz uşağının, yabancı hayranlığının tavan yaptığı bir zaman diliminde yerli bir teknik adamlar adına başarı öyküsüydü.
Bu öykü Beşiktaş’ı üst üste şampiyon yapan ilk yerli teknik direktörün öyküsü, Beşiktaş’ın formasına yıldız takan ilk yerli teknik adamın öyküsü, Beşiktaş’ı arka arkaya Şampiyonlar ligine götüren Şenol Güneş’in öyküsüydü.
Fikret Orman’dan Ahmet Nur Çebi’ye, doktorundan, masörüne, malzemeci Süreyya’ya, çift yürekli Atiba’dan altın ayak Oğuzhan’a, Şenol Güneş’ten Tamer Tuna’ya kadar hepsinin helali olan bir ailenin öyküsüydü.
Bu öykü hak edenlerin öyküsüydü. Disiplinli çalışmanın, akıllı ve yürekli profesyonelliğin, inananların, cesaretin ve centilmenliğin öyküsüydü.
Siyah beyaz renkler üzerinde doğan üçüncü yıldızın öyküsüydü. Bu öykü “O sene bu sene” söyleminden “O sene her sene” iddiasına ve söylemine geçiş yapanların öyküsüydü.
Bu öykü Beşiktaşlılık duruşuyla “efendi” lakabını hak eden Kara Kartalların öyküsüydü.
Bu, saygı duyulacak, yürek kabartacak bir şampiyonluk öyküsüydü. Tüm Beşiktaş camiasına hayırlı olsun…
NOT: Genel Yayın Yönetmenimiz Kadir Demirel Hakk’a yürüdü. Kendisine Allah’tan (cc) rahmet, yakınlarına ve AKİT ailesine sabr-ı cemil niyaz ediyorum.







