Paralimpik Oyunlar ve ‘köpeklere’ yem edilen şehitler!.!
2024 Paris Paralimpik Oyunlar, Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) koordinesinde yapılan özel gereksinimli (engelli) bireylerin katılım gösterdiği bir spor organizasyonu. IOC tarafından organize edilmesi, üç hafta önce Paris’te yaşatılan ‘cinsiyetsizlik’ ve ‘dinsizlik’ propagandasının bir benzerinin özel paralimpik oyunlarda yaşanıp, yaşanmayacağı sorusunu getiriyor akıllara!..
Böylesine rezalet bir açılış töreni, sporcusuna başörtüsü yasağı getiren ülkeler (Fransa) ve cinsiyeti tartışılan yarışmacıların organizasyonda yer almasına ‘çıtını’ çıkarmayan sorumlular. Benzeri ‘rezaletin’ bir daha yaşanamaması için, en azından kendi sporcularımızı koruma altına almamız gerekiyor. Bu konuda en önemli görev Gençlik ve Spor Bakanlığı ve bakanlığa bağlı Spor Genel Müdürlüğüne düşmektedir. “Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) ne iş yapar?” derseniz, onlar IOC’ bağlı çalıştıkları için, bu konuda TMOK’dan olumlu bir hareket beklemek, gerçekçi olmayacaktır…
Türkiye olarak yapılması gereken, hafta içinde (28 Ağustos 2024) yapılacak olan açılış töreniyle ilgili program akışını öncesinden temin edilmesi, eğer daha önce yaşanan ‘çirkinliklerin’ bir benzeri yaşanacaksa, açılış törenine katılmama, gerekirse organizasyondan çekilme baskısı yapılması, yerinde bir davranış olur. Söylediğimizin aksini iddia edenler, ‘Adı geçen ve kaosa çanak tutan uluslararası komitelerin ülkemizdeki uzantılarıdır’ dersek, inanın abartmış olmayız. Çünkü spor adı altında ülkemizde yaptırılmaya çalışılan ‘rezaletler’ ortada. Yetkileri önlem almaları için, her defasında da bu sütunda dile getirmeye çalışıyoruz. Ama maalesef, seyirci alınmaya devam ediliyor…
MİLLİ SPORCULARIMIZIN KIYAFETLERİ
Paris Olimpiyat Oyunları açılış töreninde, sporcu kafilemize giydirilen kıyafetler tepki toplamıştı. Milli sporcularımıza giydirilen kıyafet renklerinin mavi-beyaz renklerden oluşması, kıyafetlerin yapımcı firmanın tarihsel sürecinin tartışılır/şüphe doğurur olması, süreçte rol sahibi olanlara, birbiri ardına soruların yöneltilmesine neden oldu...
Bin yılı aşkın bir tarihe sahip bir ülke olarak, şanlı tarihin izlerini taşıyan geleneğin temsili kıyafet, o kıyafetlerin renklerinin şanlı ay-yıldızlı bayraktan alması gerekirken, sporculara giydirilen kıyafetlerin İsrail ve Yunan bayrak renkleri çağrıştırması, biçimlerinin pijamaya benzetilerek, alay konusu yapılmasının nasıl izahı olabilir ki? ‘Suçlu ayağa kalkmalı!’ denildiğinde ise herkes kendini saklayarak masum pozisyonunu/gardını alıyor, ne yazık ki!..
Bu haklı eleştirilerle ilgili bugüne kadar Gençlik ve Spor Bakanlığı veya Spor Genel Müdürlüğü veya Milli Olimpiyat Komitesi’nce (TMOK) bir açıklama gördünüz mü? Yaşatılan ve ‘çirkinlik/skandal’ olarak tarif edilen böylesine bir sürecin olmamış gibi üstünün kapanması, gelecekte daha büyük tehlikelerin yaşanacağına işaret değil de ne!..
Bakın, birkaç gün sonra Paralimpik Yaz Oyunları açılış töreni var. Doğru hatırlıyorsam, olimpiyat açılışında kıyafet konusunda yaşanan ‘skandalın’ bir daha yaşanmaması adına gerekli önlemin alındığı konusunda Türkiye Milli Paralimpik Komitesi’nin (TMPK) bir açıklaması vardı. Bu açıklamada, kıyafetlerin yeniden tasarlanması için harekete geçileceğini belirtilmişti. Kamuoyunun beklediği, yapılması gereken de bu. Kendilerini tebrik ederiz. Dileriz, bu açıklamalardan ders alınarak, doğruların arkasında durulur ve bir daha tartışma konusu olan bu ve benzeri durumlar yaşanmaz…
FİLİSTİN’İ UNUTMA, UNUTTURMA!.!
Özel gereksinimli (engelli) bireylerin katılımıyla birkaç gün sonra (28 Ağustos 2024) açılışı gerçekleşecek Paralimpik Oyunları başlarken, Siyonist Yahudilerin Filistin’de yaşattıkları insanlık dışı uygulamaları göz ardı etmek mümkün değil. Olmamalı da! Bakın biz bu yazıyı yazarken, 7 Ekim’den bugüne 40 binin üzerinde Filistinli, siyonistlerce şehit edilmiş. Yaralı sayısı ise 93 binin üzerinde. Şimdi soruyorum, bu yaralılardan kaç tanesi hayatını bir uzvu olmayacak veya tam kullanamayacak şekilde, engelli olarak hayatını devam ettirecek…
KÖPEKLERİ MEZARLARA SALDILAR!
Vahşi Amerikalıların gücünü arkasına alarak İslam coğrafyasında kan akıtmaya devam eden katil İsrail, o denli gözü dönmüş durumdaki, bölgede bitmek bilmeyen gelişmeler insanın kanını dondurur nitelikte. İşte bölgeden gelen haberlerden sadece bir tanesi; “Soykırımcı İsrail’in Siyonist ordusunun askerleri, Gazze’de mezarları buldozerlerle talan etti. Mezarlarda defnedilmiş naaşları toprak üstüne çıkartarak köpeklerin önüne attılar.” Bu ve buna benzer, insanlık dışı uygulamalar daha öncede yaşandı, yaşamaya da devam ediyor, maalesef.
Bakın bugün Paralimpik Oyunlardan bahsediyoruz. Doğum öncesi, doğum esnası veya sonradan, her bir sporcusunun ayrı birer hayat hikâyesi var. Sporcularımızın hayat hikâyelerini zaman zaman bu satırlara yansıtmıştık. Onların bu sporcu statüsüne katılımlarının süreci de tam bir ders niteliğinde. Önce tedavi, sonrasında ise spora katılım ve bugünlere gelinmesi. Bugün vahşi Batının desteğini alan soykırımcı İsrail’in silahları altında yüz bine yakın mazlum insan yaralandı. Yaralananların çoğunluğu çocuk ve kadın. Birçoğu bu saldırılarda bir uzvunu, kolunu, ayağını kaybetti. Hayatta kalırsalar, hayatlarını engelli olarak devam ettirmeye çalışacaklar…
ENGELLİ BIRAKIYORLAR
Filistin’de yaşatılan vahşet, sadece son aylarla sınırlı değil. Anadolu Ajansında yer alan haberi olduğu gibi aktarmak istiyorum; ‘İsrail'in 10 yıl önceki saldırılarında baba Vail en-Nemle bir bacağını, eşi iki bacağını, oğulları ise birer bacak ve gözlerini kaybetti. Zor zamanlarını birbirlerine destek olarak atlatan Nemle ailesi, 7 Ekim'de başlayan İsrail saldırılarının ardından da engellerine rağmen şartlara direniyor.’
Böylesine insanlık dışı bir dramın yaşandığı süreçte, o zulmü yaşatan ve terör çetesi kimliğine bürünen İsrail’i temsil edenler, tıpkı Olimpiyatlarda olduğu gibi Paralimpik Olimpiyatlarda yer alıp yarışacaklar, öyle mi! Bu sürece onay veren Uluslararası Olimpiyat Komitesi’de (IOC) bu sürece onay vererek, resmen İsrail’in suçuna göz yummuş olmayacak mı? Ortada böylesine alçakça bir ‘oyun’ varken, bizler halen sporla uyumaya, uyutulmaya devam mı edeceğiz! Bu anlayışın ülkemizdeki ‘uzantılarının’ spor adı altında çocuk ve gençlerimi milli ve manevi ‘erozyona’ uğramalarına seyirci kalmaya sürdürerek, ‘Yaşayan ölüler!’ kimliğine mi bürünmeyi sürdürecek miyiz?.?