Karanlık dünyaları sporla renkleniyor…

13 Ocak 2019 Pazar

Dünya nüfusu ve ülkemizdeki engelli oranı yaklaşık %13 civarında. Ülkemiz açısından bu oranın açılımı yapıldığında, Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) veri tabanına kayıtlı engelli oranları yaklaşık %29’u zihinsel, %26 süreğen, %9’u ortopedik, %8’i görme, %6’sı işitme, %4’ü ruhsal ve duygusal, %18’i ise bir fazla engele sahiptir. Engel gruplarının cinsiyete dağılımı ise %59’u erkek, kalan %41’i ise kadın oluşturmaktadır...

Asıl üzerinde düşünülmesi gereken, engelli olarak tanımlanan bu özel bireylerin hayatımızın paydaşları olmaları. ‘Her birey engelli adayıdır’ sözü göz ardı edilmeyecek önemi, o ayrıcalıklı insanlarımız için yapabileceğimiz mutlaka bir şeylerin olabileceği gerçeği. Buna en somut örnek ‘spor’…

Sporun sağlıklı insanlar kadar, bir uzvu olmayan veya işlevini tam yerine getiremeyen bireyler için ne manaya geldiğini gerek araştırmalar, gerekse yazı dizisi haline dönüşen yazılarımızda ‘görmek’ mümkün. Öyle ise, ‘Bir ışık da sen yak…’ sözüne sadık kalarak, sorumluluk alanımıza giren görevlerimiz içine, onlar için yapılması gerekenleri üstlenmek gerek. İşte o görevleri, birkaç örnekle somutlaştıralım. Bu örneklemenin diğer anlamı, neticeye gitmek…

FİZİKSEL AKTİVİTE NEDEN ŞART? 

Görme Engelliler Federasyon Başkanı Hasan Sayyıdan’ın açıklamalarına göre, Federasyonlarının sekiz branşta 5 bini aşkın sporcuları var. Bu rakamlardaki sporcular federasyonun goalball, futsal, futbol, atletizm, halter, judo, yüzme ve satranç branşlarında, lisans adı altında kayıt alınmışlar. Peki kaç tanesi aktif, yani düzenli olarak fiziksel aktivite içerisinde bulunan, diğer ifadeyle lisanslı sporcu…

Diyelim ki, görme engelli 5 bin engelli kardeşimizin hepsi aktif spor yapıyor. Türkiye’de 80 milyonluk nüfusun, %13 engelli ise, o oranın yaklaşık %8 görme engelli ise, gözleri kör olan ve engelli vatandaşımızın sayısı 800 bin küsur çıkmaktadır. Bu rakamın %10’u spor yapsa, toplam 80 bin çocuk/genç/yaşlı vatandaşımızın lisanslı sporcu olmasa da, fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan tam bir rehabilite/tedavi aracı olarak hareket eğitimi/beden eğitimi/fiziksel aktivite içerisinde bulunması gerekliliği ortaya çıkıyor. Bunun doğuracağı sonuç ise bireysel etkileşimin yanı sıra, toplumsal huzur/güven ve rahatlamayı doğuracaktır. Düşündürücü olan bu rakamın %10’unun bile aktif sporun içinde yer almaması. Bu sonuçlardan da, ‘İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın’ sözüne ne denli sadık kalıp/kalmadığımız, çok net bir şekilde görmek mümkün…

GÖRMEYEN GÖZ, NASIL GÖRÜR?

Akademik çalışmalar ve sonuçları kadar, görme engelli bireyler için sporun ne manaya geldiğini Görme Engeliler Federasyonu Başkanı Sayın Hasan Sayyıdan’ın röportajı, ülkemizin saygın haber ajansı Anadolu Ajansı sayfasını ‘Spor aracılığıyla karanlık dünyalarını renklendiriyorlar’ başlığıyla yer alıyor. Başkanın açıklamalardan, 250 spor kulübünün bulunduğu görme engelliler ailenin her bir bireyi gibi, diğer vatandaşlarımız, 16 yılda devletimizin engellilere verdiği imkânlar doğrultusunda sokağa çıkabiliyor, mutlu olmanın kaynağı olan üretim, hayatın bir parçası oluyorlar...

Ve ekliyor Başkan Sayyıdan, ‘Biz de dışarı çıkan görme engellileri, sporla yaşama kazandırmayı amaçlıyoruz.’ Federasyon Başkanının ayrıca üzerinde durduğu önemli tezi ‘Engellileri özgür, kendisiyle barışık, toplumla barışık, üretken bireyler haline getirirsek, engelimiz de ailelerimiz de devletimiz de mutlu olur.’ İşte burada görev sana, bana, şuna, buna değil, vicdan sahibi herkese/hepimize düşmekte. Kendi kendimize ‘Bana ne görev düşer?’ sorusu yönelttiğimizde, Üstad Necip Fazıl’ın deyişiyle ‘Aynaların yolumuzu kesmesi…’ diğer bir ifadeyle, ‘Vicdanımızın sesine kulak vermemiz’ yeterli olacaktır…

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

    Günün Özeti