• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Can Karahasanoğlu
Ahmet Can Karahasanoğlu
TÜM YAZILARI

Topaç, düşünce ve modern zombiler

09 Ağustos 2025
A


Ahmet Can Karahasanoğlu İletişim: [email protected]

Topaç, düşünce ve modern zombiler

Ahmet Can Karahasanoğlu

Büyük Yunan filozofu Sokrates’in, sorgulanmamış bir hayatın yaşamaya değmeyeceğini söylemesinin üzerinden 3 bin yıl geçti… Peki sorguladığımızda “hayata değer” katacağımıza ne kadar eminiz? Sorgulananlar birikerek yüke dönüşmüyor mu? Paradokslar ve değişen anlamlandırma biçimleri, insan zihnini sürekli değişkenliğe gebe bırakıyor. İnsan günden güne eski çağlardan daha hızlı bir şekilde değiştiği için bu değişim hızının farkına varamıyor. 

Düşünün ki elinizde bir topaç var. O topacı yavaş yavaş çevirmeye başladığınızda kütlesini ve ağırlığını elinizde net bir şekilde hissedersiniz. Fakat topaç hızlandıkça o ağırlık yavaş yavaş kaybolur. Topacın kendi dönme hızının ivmesi, dengeleyici bir kuvveti oluşturur. Ve bu kuvvet topacı ayakta durur hale getirir. Elinizde tuttuğunuz ipte bir his vardır ama sadece topacı yörüngede tutan çekme gücüdür. 

Buna topaç paradoksu diyorum. Hızlandıkça daha yoğun bir güç harcamanız gerekirken, tam tersine, hızın dengesiyle kontrol artık sizden çıkıyor. Hayattaki tüm ilişkilerde böyle: Hızlı tüketen, hızlı düşünen, hızlı karar veren ama mutsuzluktan kıvranan modern zombilere dönüştük. 

Bazen zorunlu olarak kulak misafiri oluruz ya… Otobüslerde, metrolarda, pazarlarda, AVM’lerde en çok konuşulan konular nedense hep endişe barındırıyor. Ölümler, aldatmalar, siyasi krizler, entrikalar… Hız çağında zaten bunlar konuşulur. “ah, kimselerin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya” diyen şair yaşasaydı acaba ne derdi bu gidişata. 

Huzursuzluk, ruhi enfeksiyon sosuna bulanmış bir tercihtir. 

Nasıl ki bir bebek ağladığında sebepsiz yere tüm bebekler de ağlamaya başlarsa, toplum da böyledir. Biri yakındığında, diğeri de aşağı kalmak istemez. 

Sorunlardan bahsetmeyi bir tür terapi gibi kullanıyor artık insanlar. Böylece anlattığı kişiye yeni bir sorun yüklüyor, o yüklenen kişi de başka birine derken, kelebek etkisi arzı titretiyor. 

Tam da bu dolu zihinleri anlatan nitelikli bir kıssadan hisse meseli vardır. 

Bir gün bir Zen ustasının talebesi, felsefede yeni öğrendiği konuyu heyecanla anlatmaya başlar. Zen ustası onu sadece dinler. Konuya hiç müdahil olmaz. Talebe, konuşmanın şehvetiyle hiç susmadan o konudan ötekine geçerek bir yandan da ustasına ne kadar bilgili olduğunu ispatlamak ister. Zen ustası, talebesi konuşurken önündeki fincana yavaş yavaş çay doldurmaya başlar, ta ki çay fincandan taşana kadar. Talebesi bir anda konuşmasını keser ve “Yeter usta, fincan çoktan doldu, artık içine bir şey almaz” der. Usta o an elindeki çaydanlığı bırakır ve “Senin zihnin de bu fincan gibi. Hiç susmuyor, sürekli yeni bilgilerle doluyor ama zihnin doluyken onun içine yeni bir bilgelik nasıl girecek?” der. Talebe bu olaydan sonra hiç konuşmaz. Uzun zaman sessizliğe bürünür, günler, haftalar, aylar geçer. Ve dinlemeyi öğrendikçe bilgeliği de artar. 

Belki de bu hızlı çağın teknofobik bombardımanına maruz kaldığımızı anladığımızda, durup öylece bir noktaya baktığımızda, içe yöneldiğimizde, feraset caddesinin basiret sokağına varacağız. 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Kemal

Ne güzel bir yazi, Dünyada saplanti halinde olanlarin okumasi gereken bir yazi,tesekkürler

Karaoğuz

Feraset caddesinin basiret inşallah varırız yüreğine sağlık üstat
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23