• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Armağan
Mustafa Armağan
TÜM YAZILARI

“Bir adam yaratmak”

25 Haziran 2026
A


Mustafa Armağan İletişim: [email protected]

“Bir adam yaratmak”

MUSTAFA ARMAĞAN

Az daha kaçıracakken son bir hamleyle evvelki gün Üsküdar NevÇarşı’da yakaladım Bir Adam Yaratmak adlı filmi. Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in Bir Adam Yaratmak adlı piyesi ilk kez filme çekildi. 

Eser ilk defa 1937-38 sezonunda İstanbul Şehir Tiyatroları tarafından sahnelendi, başrolde Hüsrev’i ünlü yönetmen ve oyuncu Muhsin Ertuğrul oynadı. 

Bir Adam Yaratmak 1978 yılında Yücel Çakmaklı tarafından televizyon filmi olarak çekilmiş, Hüsrev rolünü Ahmet Mekin oynamış, 1994 yılında ise İstanbul Devlet Tiyatroları tarafından sahnelenmişti. 

Bu defa yönetmenliğini Murat Çeri’nin üstlendiği 2026 tarihli sinema filmiyle karşımızda Bir Adam Yaratmak. Başrolünde, Diriliş Ertuğrul dizisinden tanıdığımız Engin Altan Düzyatan. Engin Bey çetin bir rolü eseri adeta içerek oynamayı başarmış.

Bir Adam Yaratmak tiyatro edebiyatımızın yüz akı eserlerinden. Shakespeare’in “Olmak veya olmamak, işte bütün mesele” tiradının benzeri nice cümlelerle dopdolu bir eser. 


Bir Adam Yaratmak piyesi oynandığında o kadar büyük ilgi görür ki tıklım tıklım salonlarda seyredilir. Hakkında yazılar yazılır. Fakat Necip Fazıl onları beğenmez. Çünkü eserin metafizik yoğunluğunun bizi nereye sevk etmek istediğini anlayamazlar.


Bir Adam Yaratmak kader meselesinin en girift düğümlerini açmayı ve insanın ‘soğan kabuğu gibi iç içe’ dünyasını kısacık bir eser ve sahne içine sıkıştırmasını bilmiş usta bir kalemin, kısaca Üstad’ın eseridir. 

Tiyatro yazarı Hüsrev’in yazdığı “Ölüm Korkusu” adlı piyesteki kahraman, annesini kaza kurşunu ile öldürünce aklî dengesini kaybeder, babasının yaptığı gibi kendisini bahçedeki incir ağacına asarak intihar eder. 

İşe bakın ki gerçek hayatta Hüsrev’in yalısının bahçesinde de bir incir ağacı vardır, onun babası da kendisini bu ağaca asarak intihar etmiştir. Eserdeki kaza kurşunu hadisesini gerçekçi bulmayan misafirleri ikna etmek için boş zannettiği bir tabanca ile ateş eden Hüsrev, kendisine sevdalı hala kızı Selma’yı kazayla vurur. 


Oyundakine benzeyen fakat gerçek olan bu kaza sonunda Hüsrev gittikçe yalnızlaşır. Bunun üzerine oğlunun da kendini asacağından korkan annesi babasının intihar ettiği incir ağacını kestirir. Artık Hüsrev dostlarıyla beraber incir ağacını kestiren annesini de düşman görmektedir. Etrafındaki dairenin daraldığını hisseden Hüsrev kendisini akıl hastanesine götürmeye gelen hükümet doktoruna teslim olacak ve piyes bitecektir.    

Bütün trajedi, eser ile yazarı arasındaki kader ortaklığını deşifre etmek üzerinde toplanır. Yazar nasıl eserindeki kahramana biçtiği rolü oynamıştır? Asıl yazar kimdir? Kader nasıl böylesine girift bir düğüm olmaktadır?

Piyesten alacağımız şu birkaç alıntı eserin düğüm noktalarıdır:


“Yaşamıyoruz. Resimlerimiz, fotoğraflarımız kadar yaşamıyoruz. Mendilimiz, gömleğimiz, potinlerimiz kadar yaşamıyoruz. (…) Kefenimizden evvel çürüyoruz. Duyuyorum! Kulak ver, sen de duyarsın! Toprak altında, milyarlarca kurdun, çıtır çıtır çıtır dut yapraklarını yiyen milyarlarca ipekböceği gibi, milyarlarca ölüyü yediğini duyuyorum. Ölüler! Gözsüz, kulaksız kurtların içtiği köpüklü şampanya damlaları! Tozun toprağın mezeleri! Korkunç bir saklambacın korkunç oyuncuları. Kurtarın beni ebedilikten. Öldüm sizi araya araya, kurtarın beni düşünmekten!” (Bir Adam Yaratmak, 1972, s. 118-119.)

Eserin tahammül edilmez Kierkeegardcı tonu insanın ruh ve havsala hudutlarını zorlar. Tıpkı annesine söylediği şu sözlerde olduğu gibi:

“Anne, beni nasıl doğurdun? Siz analar, dünyaya bir evlât getirirken düşünmez misiniz? Düşünmez misiniz insan nedir diye? İnsan kadar hassas bir cihaz var mı? (…) Bu cihazı dünyaya nasıl getirirsiniz? Onu yeryüzüne ne cesaretle çıkarır, yeryüzünün meseleleriyle nasıl da karşı karşıya bırakırsınız? Beş yaşında bir çocuğu yılanlı bir kuyuya sarkıtsanız daha az korkar. Bizi dünyaya getiren sizsiniz. Bu kudrete maliksiniz de imdadımıza niçin gelmiyorsunuz?” (s. 132)


Ve son olarak şunlar:

“Biz bu dünyada her şey (…) Allah’tan gelen cazibenin kasırgası içindeyiz. (…) Hepimiz, her şey, Allaha doğru gidiyoruz. (…) Yaratıcı neymiş, yaratmaya kalkışarak tanıdım. (…) Ben şimdi, şu anda tanıyorum Allah’ı.” (s. 142)

Böylesine derin bir piyesin 1938 yılında oynandığını ve bugün dahi kavramakta zorlandığımız bu eserin şarapnellerinin o zaman ve şimdi kimleri ürküttüğünü varın, düşünün. Hüsrev kadar düşünemeseniz bile önünüze buldozer gibi yol açan bir eser karşısındasınız. 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Olmak veya olmamak, işte bütün mesele

Necip Fazil'in buyuk lafi !!!

Seyh Pir

Shakespeare aslinda musluman olup Seyh Pir ismini almistir ... KAYNAK: Kadir Misiroglu
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23