Özgür Özel de gömlek değiştirdi
Özgür Özel de gömlek değiştirdi
ABDULLAH ŞANLIDAĞ
Siyasi partilerde yaşanan bölünmeler, ideolojik yönelimlerin ve siyasal vizyonların yeniden test edildiği dönemlerdir. Mutlak Butlan kararı ile CHP’ye yeniden genel başkan seçilen Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibini içine sindiremeyen Özgür Özel, CHP’den ayrılarak yeni bir parti kurdu.
CHP’de yaşandığı varsayılan ayrışma ve Özgür Özel’in yeni bir siyasi oluşuma yönelmesi de bu çerçevede değerlendirilmelidir. İlk bakışta yeni bir parti kurulmuş olsa da asıl soru şudur: Gerçekten yeni bir siyaset mi doğmaktadır, yoksa yalnızca aktörler mi değişmektedir?
Siyaset biliminde bir partinin başarısı; yeni bir toplumsal hikâye, yeni bir siyasal dil ve yeni bir gelecek tasavvuru ortaya koyabilmesiyle ölçülür. Bugün kamuoyunda oluşan ilk izlenim ise daha çok meşhur Fransız atasözünü hatırlatmaktadır: “Yeni şişelerde eski şarap.” Şişe değişmiştir; fakat içindeki siyasal anlayış büyük ölçüde aynı kalmıştır. Şimdilik görüntü, eski tas, eski hamam.
Özgür Özel’in yaptığı konuşmada kullandığı “Biz siyasette gömlek çıkarmıyoruz. Biz bu ülkenin yarınları için ateşten gömleği giyiyoruz” ifadesi, ister istemez Türk siyasetinin hafızasında önemli bir yere sahip olan Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllar önce dile getirdiği “Milli Görüş gömleğini çıkardık” sözünü akıllara getirmektedir. Bu benzetmenin bilinçli bir gönderme olup olmadığı ancak konuşmanın sahibi tarafından açıklanabilir. Bununla birlikte, siyasal iletişim açısından böyle bir çağrışımın oluşması kaçınılmaz görünmektedir. Özgür Özel gömlek değiştirmediyse, CHP’den ayrılıp yeni bir parti kurmasını ne ile ifade edeceğiz? O zaman ne diye ayrıldın? Devam edelim...
Ancak burada iki farklı siyasal dönüşüm anlayışı bulunmaktadır. Recep Tayyip Erdoğan’ın “Milli Görüş gömleğini çıkardık” ifadesi, Türkiye’nin değişen sosyolojisini okuyabilen yeni bir siyasal stratejiyi temsil ediyordu. Kentleşmenin hızlanması, eğitim seviyesinin yükselmesi, orta sınıfların büyümesi, küreselleşmenin etkileri ve muhafazakâr kesimin devletle daha barışık bir ilişki kurma arzusu yeni bir siyasal merkezin oluşmasını gerekli kılmıştı. AK Parti, bu değişimi okuyarak Milli Görüş hareketinin dar ideolojik sınırlarını aşmaya çalışan daha geniş tabanlı bir siyaset geliştirdi. İyi de yaptı. Eski Türkiye jargonlarıyla hareket etseydi AK Parti, ne 25 yıl iktidarda kalabilirdi, ne de bu değişim ve dönüşüm yaşanırdı.
Nitekim toplumun önemli bir kesimi Erdoğan’ın bu söylemini bir kopuş olarak değil, değişen şartlara uyum sağlayan doğal bir dönüşüm olarak değerlendirdi. Halk nezdinde Erdoğan yine Erbakan’ın öğrencisi olarak görülmeye devam etti; ancak yeni dönemin ihtiyaçlarına uygun farklı bir siyasal söylem geliştirdiğine de inanıldı. Başka bir ifadeyle değişen yalnızca gömlek değil, siyasal yöntem ve hedef kitlenin genişleme biçimiydi. Erdoğan, bunu çok iyi başardı.
Özgür Özel’in “gömlek değiştirmiyoruz” söylemi ise farklı bir anlam taşımaktadır. Bu ifade, parti kimliğini koruma iddiası taşısa da siyasal dönüşüm açısından bakıldığında değişime mesafeli bir duruşu da beraberinde getirmektedir. Oysa siyaset, yalnızca ilkeleri muhafaza etmek değil, aynı zamanda değişen toplumun beklentilerini okuyabilme sanatıdır. Dünya değişirken aynı yerde kalmak, çoğu zaman geride kalmak anlamına gelir. CHP’deki kemikleşmiş %25’lik dilimi kendi uktesinde tutmak isteyen Özgür Özel, gömlek değiştirmediğini bu yüzden söylemiş olabilir.
Burada temel mesele kişiler değil, vizyondur. Yeni kurulan bir partinin toplumda karşılık bulabilmesi için sadece mevcut CHP yönetimine tepki göstermesi yeterli değildir. Seçmen artık yeni yüzlerden çok yeni fikirler aramaktadır. Eğer yeni parti yalnızca eski CHP kadrolarının farklı bir çatı altında yeniden buluştuğu bir yapı görünümünde kalırsa, kamuoyunda “eski tas, eski hamam” değerlendirmelerinin yapılması kaçınılmaz olacaktır. Eğer Özgür Özel ve onun medyası, Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP’yi AK Parti’nin CHP’si olarak değerlendirmeye devam ederlerse ve bu söylemlerine yeni bir vizyon katmazlar ise, kurulan Yeni Parti, ölü doğmuş olur.
CHP’nin uzun yıllardır yaşadığı temel problem ise daha derin bir sosyolojik zemine dayanmaktadır. Parti, Türkiye’nin muhafazakâr ve dindar toplumsal kesimleriyle kalıcı bir güven ilişkisi kurmakta zorlanmıştır. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girilmiş olmasına rağmen din, dindarlık ve geleneksel değerlerle kurduğu ilişkinin hâlâ tartışmalı olması, partinin geniş toplum kesimlerine ulaşmasının önündeki en önemli engellerden biri olarak görülmektedir. Bu nedenle yalnızca kadroların değişmesi, bu tarihsel algıyı değiştirmeye yetmeyebilir.
AK Parti’nin kuruluş sürecinde yaşanan dönüşüm ise tam da bu noktada önemlidir. Parti, ideolojik sertliği azaltarak daha geniş toplumsal kesimlere hitap eden merkez sağ karakterli bir siyasal kimlik oluşturmayı başarmış; farklı sosyal grupları ortak hedeflerde buluşturabilmiştir. Bu süreç kolay olmamış, ciddi eleştirilerle karşılaşmış; ancak sonunda geniş bir toplumsal karşılık üretmiştir.
Bugün ise CHP içerisindeki ayrışmanın benzer bir dönüşüm üretip üretemeyeceği belirsizliğini korumaktadır. Eğer yeni oluşum kendisini “gerçek CHP”, “öz CHP” ya da “hakiki CHP” olarak tanımlamaya yönelirse; mevcut CHP de buna karşı Atatürk, Altı Ok ve kurucu kimlik üzerinden bir meşruiyet mücadelesi verirse, ortaya ideolojik olarak birbirine çok benzeyen fakat birbirleriyle rekabet eden iki ayrı CHP çıkacaktır. Böyle bir tablo ise seçmene yeni bir umut sunmaktan ziyade mevcut kutuplaşmayı daha da derinleştirebilir.
Sonuç olarak siyasi tarihte başarılı örnekler incelendiğinde görülmektedir ki, yeni partileri büyüten unsur yalnızca eski partiden kopmaları değildir. Asıl belirleyici olan, toplumun geleceğine ilişkin yeni bir söz söyleyebilmeleri, yeni bir vizyon ortaya koyabilmeleri ve değişen dünyanın ruhunu doğru okuyabilmeleridir. Özgür Özel, Davutoğlu ve Babacan örneğinden dersler çıkarmalıdır. Aksi hâlde isimler değişse de siyaset değişmez. Şişeler yenilenir; fakat içindeki şarap aynı kalır. Böyle durumlarda seçmen , eski alışkanlıkların farklı bir ambalaj içinde yeniden sunulduğunu düşünür. Siyasetin gerçek dönüşümü ise zihniyetlerde ve toplumun beklentilerine cevap verebilen vizyonlarda başlar.