Yirmi bin lira kâğıt üzerinde yetiyor, hayatta yetmiyor: Emeklinin 20 bin lira ile imtihanı
Bir bankta başlayan Münir Amca ile sohbet, Türkiye’nin emekli gerçeğine ışık tutuyor. Ahmet Can Karahasanoğlu, ekonomi raporlarında yer almayan o derin yarayı; market raflarında bırakılan ihtiyaçları ve "neyi seçelim?" sorusuna mahkum edilen hayatları anlatıyor.
AHMET CAN KARAHASANOĞLU
Uzun yürüyüşlerin en güzel yanı, yaşlı, tanımadığınız bir adamla karşılaşmaktır. Yaşlılık, korkulacak biri olmayan insan hissi uyandırır. Gücü tükenmiş birinden büyük zarar gelmeyeceği düşüncesi olabilir bunun sebebi. Yine öyle uzun yürüyüşlerin durağı diye adlandırdığım bankta otururken yanıma oturdu Münir Amca. “Kimsin? Necisin? Nerelisin?” sorularından sonra kendini tanıttı ve emekli maaşına yapılan yetersiz zamdan bahsetti. Bana soruyor: “Sence yeterli mi bu para, aylık kira paramı bile karşılamıyor.”
Evet, yetersiz bence de; fakat neyi değiştiriyor ki yakınmalarımız? Yaşlı insanları sadece dinlerseniz, size sonsuza kadar anlatacak bir şeyler bulurlar.
Öyle çok şey anlattı ki… Ama farklı konular, nasıl olduysa bir şekilde hep emekli maaşı koridorunda birleşiyordu. Dinledim; çünkü yapabileceğim daha iyi bir şey yoktu.
Anlattıklarının çoğunu daha önce duymuştum ama ilk kez bu kadar yakından.
Sonra karar verdim yazmaya… Bir haber sitesinde kısacık “En düşük emekli maaşı 20 bin liraya yükseltildi.” yazıyordu. Ne ünlem vardı ne de bir eleştiri. Sanki olması gereken oldu, yapılması gereken yapıldı tarzında bir haberdi.
Yirmi bin. Zam açıklanmadan önceki beklenti, rakamın kendisinden daha ağırdı. Bir markette aldığı zorunlu ihtiyacı bile ödeyemediği için geri koyan o emeklinin hüznü, iç kanatıcı bir sahnedir.
Torununu markete götürüp istediği çikolatayı alamayan emekli bir dedenin gözlerindeki ifade, 20 bin liradan daha kıymetli değil mi?
YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN>>>


