• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Vesayetçi zihniyetin adliyesinde hesap vakti! 367 krizinin mimarı Sabih Kanadoğlu'nun oğluna skandal konuşması nedeniyle soruşturma!

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Vesayetçi zihniyetin adliyesinde hesap vakti! 367 krizinin mimarı Sabih Kanadoğlu'nun oğluna skandal konuşması nedeniyle soruşturma!

Eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun oğlu hukukçu Korkut Kanadoğlu’nun İstanbul Barosu Genel Kurulu’ndaki konuşması tepki çekmişti. Yargı mensuplarına seslenen Kanadoğlu’nun “Uyumayan yargıçlar”, “Bu kararlarınızı not ediyoruz” ve “Kamuoyuyla paylaşacağız” şeklindeki ifadelerine Cumhuriyet Başsavcılığı re'sen soruşturma başlattı.

Milli iradeyi engellemeye çalışan darbeci vesayet vesikası 367 krizinin başaktörü Sabih Kanadoğlu’nun oğlu Korkut Kanadoğlu hakkında adli mekanizma devreye girdi. İstanbul Barosu’nun 128. Olağan Genel Kurulu'nda kürsüye çıkıp provokatif ifadeler kullanan Avukat Hakları Grubu başkan adayı Prof. Dr. Osman Korkut Kanadoğlu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı re'sen soruşturma başlattı.


 

Vesayetçi miras sandığa gömüldü, şimdi de yargıda hesap verecek!

Milletin anayasal tercihlerini ve 2007'deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kilitçilik oyunuyla engellemeye kalkan merhum Sabih Kanadoğlu'nun izinden giderek baronun genel kurulunda haddini aşan söylemlere imza atan oğul Kanadoğlu, yargının radarına takıldı.

9 adayın yarıştığı seçimi Ümit Kocasakal 9 bin 548 oyla kazanırken, Korkut Kanadoğlu sadece 2 bin 424 oyda kalarak sandıkta ağır bir şamar yedi. Genel kurulda savurduğu tehditvari ve küstah ifadeleri incelemeye alan başsavcılık, adli süreci resmen başlattı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada, 24-25 Ekim tarihlerinde Haliç Kongre Merkezi'nde gerçekleştirilen İstanbul Barosu'nun 128. Olağan Genel Kurulu'nda, Avukat Hakları Grubu'nun başkan adayı Kanadoğlu'nun sarf ettiği sözlerin incelemeye alındığı belirtildi.

Başsavcılık, söz konusu ifadelerin içeriği ve bağlamı dikkate alınarak Kanadoğlu hakkında resen soruşturma başlatıldığını bildirdi.

 Açıklamada, soruşturmanın hangi suç kapsamında yürütüldüğüne ilişkin bilgi verilmedi.

367 krizinin mimarı Sabih Kanadoğlu!

Korkut Kanadoğlu’nun babası Sabih Kanadoğlu da Türkiye siyasi tarihinin en tartışmalı yargı müdahalelerinden biri olarak gösterilen 367 krizindeki rolüyle biliniyor.

Sabih Kanadoğlu, 26 Aralık 2006’da Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan yazısında, TBMM’de cumhurbaşkanı seçiminin yapılabilmesi için 367 milletvekilinin yalnızca karar yeter sayısı değil, aynı zamanda toplantı yeter sayısı olması gerektiği görüşünü ortaya atmıştı.

Bu görüş, Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı adaylığı sürecinde başlayan krizin hukuki zeminini oluşturmuş, konu Anayasa Mahkemesine taşınmış ve Türkiye erken seçime kadar uzanan ciddi bir siyasi kriz yaşamıştı.

Sabih Kanadoğlu ayrıca 28 Şubat döneminde yargının önemli isimlerinden biri olarak görev yapmıştı.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Recep Aydın / Sosyal Bilimci

BABADAN MİRAS 367, OĞULDAN YARGIYA GÖZDAĞI! Baba Sabih Kanadoğlu, oğul Korkut Kanadoğlu… Anlaşılan bu ailede hukuk yalnızca bir meslek değil, memleketin yargısına ayar verme konusunda nesilden nesile aktarılan bir aile geleneği! Türkiye'de bazı insanların öyle güzel ayrıcalıkları var ki insan ister istemez imreniyor! Sıradan vatandaş mahkeme kapısına gittiğinde hâkime saygıyla hitap eder, kararını beğenmezse itiraz eder, hakkını hukuk yollarında arar. Fakat bazıları için bunlar biraz fazla zahmetli işler! Hele bir de soyadınız Kanadoğlu ise işin rengi değişiyor. Baba eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, oğul hukukçu… Üzerine bir de Kemalist çevrelerin alışıldık vesayetçi anlayışı eklenince ortaya tadından yenmez bir demokrasi manzarası çıkıyor! Rahmetli Sabih Kanadoğlu'nu hatırlarsınız. Türk siyasi tarihine geçen meşhur 367 krizinin hukukî mimarı olarak tanınırdı. Milletvekilleri Meclis'e girmiş, millet iradesi tecelli etmiş ama cumhurbaşkanı seçimi söz konusu olunca birdenbire ortaya 367 diye bir mesele çıkmıştı. O günlerde insanın aklına şu soru geliyordu: Bu memlekette cumhurbaşkanını milletin seçtiği milletvekilleri mi belirleyecek, yoksa birilerinin hukuk yorumları mı? Neyse ki Türkiye o günleri de geride bıraktı. Derken yıllar geçti, bu defa sahneye oğul Korkut Kanadoğlu çıktı! İstanbul Barosu Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada yargı mensuplarına seslenerek, haberlerde aktarıldığı üzere, "Uyumayan yargıçlar", "Bu kararlarınızı not ediyoruz" ve "Kamuoyuyla paylaşacağız" ifadelerini kullandı. Aman efendim, ne kadar da zarif bir hukuk dili! İnsanın neredeyse, "Buyurun efendim, hangi kararımızı hangi deftere yazmamızı arzu edersiniz?" diye sorası geliyor. Hâkimler karar verirken Anayasa'ya, kanunlara ve vicdanî kanaatlerine göre hareket edeceklerini sanıyorlardı. Meğer bir de Kanadoğlu ailesinin not defterini hesaba katmaları gerekiyormuş! Şimdi insan merak ediyor: Bu not defteri acaba çizgili mi, kareli mi? Hâkimlerin isimleri alfabetik sırayla mı yazılıyor? Kararlar beğenilmediğinde yanlarına kırmızı kalemle çarpı mı atılıyor? Bir de yıl sonunda karne dağıtılırsa hiç şaşırmayalım! "Sayın hâkim, bu yıl verdiğiniz kararlar beklentilerimizi karşılamadı. Hukuk bilginiz yeterli olabilir ama bizim düşüncelerimize uyum konusunda biraz daha çalışmanız gerekiyor!" İşte size vesayetçi zihniyetin hayalî hukuk akademisi! Elbette bir hukukçunun mahkeme kararlarını eleştirmesi en doğal hakkıdır. Hatalı kararlar kamuoyuyla da paylaşılabilir. Hatta hukuk devletinde yargı kararlarının eleştirilmesi, adaletin gelişmesine katkı sağlayabilir. Fakat burada asıl mesele, eleştirinin hangi üslupla yapıldığıdır. Bir hukukçu çıkıp "Bu kararlarınızı not ediyoruz" dediğinde, hele bunu yargı mensuplarına doğrudan hitap ederek söylediğinde, insanların aklına ister istemez şu soru gelir: Bu bir hukukî değerlendirme midir, yoksa hâkimlere yönelik bir gözdağı olarak mı anlaşılmalıdır? İşte Cumhuriyet Başsavcılığının başlattığı bildirilen soruşturma da bu tartışmanın hukukî boyutunu ortaya koyacaktır. Soruşturma açılması elbette suçun sabit olduğu anlamına gelmez. Ama bizim asıl üzerinde durduğumuz mesele daha başka. Bu ülkede bazı çevreler demokrasiyi yalnızca kendi düşünceleri kazandığında, yargı bağımsızlığını da yalnızca mahkemeler kendi istedikleri kararları verdiğinde hatırlıyor. Kendi düşüncelerine uygun karar veren hâkim bağımsız, aksi yönde karar veren hâkim ise hemen sorgulanması gereken kişi oluveriyor! Ne güzel dünya değil mi? Seçim sonuçları hoşlarına gitmezse millet yanlış tercih yapmıştır. Mahkeme kararları hoşlarına gitmezse yargı görevini yapmamıştır. Hükümet politikalarını beğenmezlerse rejim tehlikededir. Peki, bu memlekette herkes sizin istediğiniz gibi düşünmek, sizin istediğiniz gibi karar vermek zorunda mı? Hukuk fakültesi diploması insana hukuk bilgisi kazandırır; hâkimler üzerinde amirlik yetkisi vermez. Eski bir yüksek yargı mensubunun oğlu olmak da kimseye ayrıcalıklı bir denetim makamı sağlamaz. Türkiye Cumhuriyeti'nin mahkemeleri kimsenin aile şirketi değildir! Hâkimler de herhangi bir ideolojik grubun emrindeki hizmetliler değildir! Birileri hâlâ eski Türkiye'nin alışkanlıklarını özlüyor olabilir. Siyasete ayar verilen, millet iradesinin hukuk tartışmalarıyla kuşatıldığı, kendisini devletin asıl sahibi zanneden çevrelerin herkese parmak salladığı günleri hasretle hatırlıyor olabilir. Fakat kusura bakmasınlar, bu millet o günlerin ne anlama geldiğini çok iyi biliyor. Dahası, insanın aklına ister istemez bir başka soru geliyor: Acaba Kanadoğlu soyadını taşımasaydı bu sözler aynı ağırlıkla gündeme gelir miydi? Bunu bilemeyiz. Ancak hukuk dünyasında soyadlarının değil, söylenen sözlerin ve yapılan işlerin konuşulması gerektiğini pekâlâ biliriz. Son sözümüzü de biraz mizahla bitirelim. Baba 367 hesabıyla siyasi tarihe geçti. Oğul da yargı kararlarını not ettiğini söylüyor. Anlaşılan ailede hesap kitap merakı hayli kuvvetli! Ancak unutulmaması gereken küçük bir ayrıntı var: Türkiye'de hukuk hesabını ne babalar ne oğullar ne de kendisini milletin üzerinde gören ideolojik çevreler keser. Hukukî hesabın yeri bağımsız ve tarafsız mahkemelerdir. Herkes konuşabilir, herkes eleştirebilir. Ama hiç kimse kendisini hâkimlerin üzerinde bir makamda göremez. Yüce Allah ülkemizi adaletsizlikten, hukuku kendi ideolojisine hizmet ettirmek isteyenlerden ve millete tepeden bakmayı alışkanlık hâline getiren her türlü vesayetçi zihniyetten korusun. Çünkü adaletin gözleri bağlıdır; ama birilerinin soyadını görünce gözündeki bağı açacak değildir!

Beyazıd

Adam fişleme yaptığını böğürüyor hükümet gereğini yapmalı ne güzel bak hemen müdahale işte bu ama fon olayında uyumuslar neden acaba
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23