• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Tevhid İlkesi Karşısında Cemaat ve Tarikatler! (8)

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Tevhid İlkesi Karşısında Cemaat ve Tarikatler! (8)

Hukukçu yazar Av. Ömer Faruk Uysal 'Tevhid İlkesi Karşısında Cemaat ve Tarikatler! (8)' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

İşte Hukukçu yazar AV. Ömer Faruk Uysal'ın kaleme aldığı o yazı; 

Odundan meyve

"Önce Fırıncı Abi geldi. Sonra Çantacı Abi. Yetmiş yaşını aşmış iki iyi insan, iki iyi dindar. “Nurcular” diye tanınan cemaatin “öğrenci” kalmayı tercih eden bilgeleri onlar, bilgilerini tevazuun değirmeninde öğütmüş, hoşgörünün fırınında pişirmişler. Benim gibi “ham ervahların” yüzüne gerçeği vurmuyorlar. “İnançsızlığım” onları kızdırmıyor, şefkat ve üzüntü uyandırıyor yalnızca.

Kendilerine açılmış ışıklı pencereden bakamamanın büyük bir eksiklik olduğunu düşünseler de bunu söylemiyor, yalnızca dostluklarıyla sezdiriyorlar.

Büyük bir “gani gönüllülükle” benimle din konuşmaya razı oluyorlar. Bilgileriyle ezmiyorlar beni.

Dindarlıklarını, inançlarını öyle gösterişli bir madalya gibi boyunlarına takmıyorlar, benim eksikliğimden kendilerine bir paye çıkartmıyorlar.


 

İyi dindarları seviyorum, onlarla konuşmayı seviyorum.

İyi bir dindar, dürüst ve güvenilir bir insan demek benim için.

Allah’ın cezalandırmasından değil, Allah’ı gocundurmaktan, kendilerini “yaratanı” yaptıklarıyla üzmekten korkuyorlar.

“İbadetlerini” verine getiriyorlar elbet ama asıl ibadetin hayatın her ânını, kulun her “amelini” kapsadığını, her sözün, her davranışın, her ilişkinin ibadetin bir parçası olduğunu biliyorlar.

Dürüstlüğün, cesaretin, hoşgörünün, tevazuun, hakperestliğin dindarın vazgeçilmez özellikleri olduğunun farkındalar.

Allah’ı ve dini anlatışlarında bir neşe ve sevinç var.

Çantacı Abi diyor ki, “Allah odunla besliyor bizi.”


 

Yüzüne anlamadan şöyle bir bakıyorum.

Şaşıracağımı, anlamayacağımı bildiği için benim tepkimi muzip bir gülücükle karşılıyor.

“Allah” diyor, “odundan elma yapıyor, odundan üzüm yapıyor, odundan meyve yapıyor, bakıyorsun dallı budaklı bir odun duruyor toprağın üstünde, bir bakıyorsun o odunun ucunda kırmızı elmalar var.”

Ben her meyvenin bir mucize olduğunu biliyorum ama bunu “odundan meyve” diye tarif edince mucize gözümde daha iyi canlanıyor..." (Ahmet Altan, Odundan meyve, 18/12 /2011, Taraf)

Bu görüşmede Mustafa Tuncel ağabey ile ben de vardım. Bir de, Yıldıray Oğur. Altan "sizin Gülencilerle farkınız ne?" diye sordu.

"Aramızda hiyerarşi yok, iktidar projemiz yok" dedik. Sohbet sırasında yazar arkadaşı Yasemin Çongar arayıp, "yarınki gazete ilk sayfası için gecikiyoruz, başlayalım" dedi. Ahmet bey; "bak seni kimlerle tanıştıracağım" dedi. Yasemin hanım gelince; "aralarında hiyerarşi ve iktidar projesi yokmuş" dedi. Şakaların yapıldığı çok tatlı bir sohbet oldu! Unutmadan, "Bu Müslümanlar neden korkuyorlar? Allah'a tam inanmıyorlar mı? Allah Kadir-i mutlak değil mi?" sözününü de atlamak olmaz!


 

Bediüzzaman; talebelerine böyle bir ders vermişti. Sungur, Yeğin, Badıllı, Aytimur, Yahyagil, Özdemir ve diğer ağabeyler de olsa tevazu, mahviyet, iddiasızlık, ihlas, sadakat, hizmette önde ücrette sonda olmak, nefis cümleden edna vazife cümleden ala'dan başka birşey göremezdiniz! Bir avukat arkadaşımla Mustafa Sungur ağabeyin cenazesindeydik, ilk defa gördüğü saff-ı evvel talebeler için dedi ki; "Üstadın talebeleri kahveci çırakları gibi, hiçbir hava, caka, rüçhaniyet duruşu yok!"

Son olarak; Hz. Peygamber, komutan sıfatıyla ve arazideyken, iki ayrı olayda iki sahabe emrine karşı: "Bu vahiy mi, şahsi görüşünüz müdür?" diye sorarlar. O'da "şahsi görüşüm" buyurunca, "biz de şöyle düşündük" derler. Habibullah onlara, "siz de kimsiniz? Bu emir ihlali mi?" diye çıkışmaz. "Sizin görüşünüz daha doğru suyun başında mevzilenelim." der.


 

Son olarak; Hz. Peygamber, komutan sıfatıyla ve arazideyken, iki ayrı olayda iki sahabe emrine karşı: "Bu vahiy mi, şahsi görüşünüz müdür?" diye sorarlar. O'da "şahsi görüşüm" buyurunca, "biz de şöyle düşündük" derler. Habibullah onlara, "siz de kimsiniz? Bu emir ihlali mi?" diye çıkışmaz. "Sizin görüşünüz daha doğru suyun başında mevzilenelim." der.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23